Cenâb-ı Hak, Bir Toplumdan Râzı Olursa, Mahlûkātın Dahî Davranışları Değişir

Cenâb-ı Hak, bir toplumdan râzı olursa, mahlûkātın dahî davranışları değişir. Rızka bereket gelir. Düşmanın kalbine korku düşer. İşte bu topluma ve liderlere dair kıymetli şahsiyetler ve örnekler...

Dört halîfenin sergiledikleri; adâlet, fazîlet, merhamet ve cömertlikleri, tarih boyunca da zaman zaman bazı takvâlı kullar yaşadılar ve yaşattılar. Bunlardan biri mânevî meziyetlerinden dolayı Beşinci Halîfe diye anılan Ömer bin Abdülaziz -rahmetullâhi aleyh-’tir.

MAHLÛKAT BİLE HUZURLU…

Ümmetin derdini kendi derdi bilen Halîfe’nin ihlâsı, topluma da aksetmişti. Herkes zekâtlarını fazla fazla vererek infak ve hayrat yarışına girdi. Öyle ki bazı şehirlerde zekât verecek fakir-fukarâ bulamadılar.

Onun halka tevzî ettiği şevk ve rûhâniyetle her yerde Kur’ân’a ehemmiyet gösterildi. Hak ve hukuk tevzî edildi. İbâdet ve tâatlere rağbet arttı. Her yeri İslâm ahlâkının huzur, sükûnet ve rûhâniyeti kapladı.

Onun devrinde bütün İslâm beldelerinde nasıl bir feyiz ve rûhâniyet akışının gerçekleştiğini şu sözlerden anlamak mümkündür:

Mâlik bin Dinar -rahmetullâhi aleyh- anlatır:

“Ömer bin Abdülaziz hilâfet makamına geçtiği zaman, dağlardaki çobanlar;

«–İnsanların idaresini sâlih bir kimse üstlendi.» dediler.

Onlara;

«–Bunu nereden bildiniz?» diye soruldu.

Onlar da;

«–Hayvanlar bile huzur ve sükûn içinde…» dediler.”

Musa bin A‘yen -rahmetullâhi aleyh- de şöyle der:

“Ömer bin Abdülaziz halîfe iken Kirman’da koyun güderdim. Halîfe’nin rûhâniyet ve adâletinden dolayı bana koyunlar ile kurtlar âdetâ birlikte dolaşır gibi görünürdü. Bir gece ansızın kurtların koyunlara saldırdığını gördüm. Şaşırdım. Sanki dünya, bütün huzur ve sükûnunu kaybediyor gibiydi. İçimden;

«Şu âdil, Hak dostu Halîfe ölmüş olmalı!» dedim. Araştırdım, Ömer bin Abdülazîz’in o gece vefât ettiğini öğrendim.”

Demek ki;

Cenâb-ı Hak, bir toplumdan râzı olursa, mahlûkātın dahî davranışları değişir. Rızka bereket gelir. Düşmanın kalbine korku düşer.

ÖRNEK ŞAHSİYETLERİN ŞANLI VE FAZÎLET DOLU İSTİKAMETİNDEN YÜRÜYEN NİCE BAHTİYARLAR

Âyet-i kerîmede buyurulur:

“Eğer onlar (…) Rablerinden onlara indirileni gereğince uygulasalardı, şüphesiz hem üstlerinden, hem de ayaklarının altından yerlerdi (yeraltı ve yerüstü servetlerinden istifâde ederek refah içinde yaşarlardı).” (el-Mâide, 66)

Tarihimiz boyunca, saydığımız bu örnek şahsiyetlerin şanlı ve fazîlet dolu istikametinden yürüyen nice bahtiyarlar oldu:

  • Fetih şehidlerinin evlerine; kimsenin muttalî olamayacağı, akşamın loş karanlığında erzak götürülsün, diye vakfeden Hazret-i Fatih
  • Muazzam Mısır Seferi’nden dönüşünde; «Halkın alkışlarından dolayı enâniyete kapılmayalım! Gece karanlığında şehre girelim!» diyen Yavuz Sultan Selim Han
  • Yaptırdığı Sultanahmet Camii’nin inşaatında tebdîl-i kıyâfet bir amele gibi çalışan Sultan Birinci Ahmed Hân
  • Özi Kalesi düştüğünde; «Âh evlâtlarım!» diyerek felç olan Birinci Abdülhamid Han
  • Her biri çil çil kubbeler serperek, nice imâretler, çeşmeler, hamamlar, camiler ve dergâhlar yaptıran padişahlar, vezirler…
  • Geriye Avrupa saraylarındaki gibi mücevherat bırakmaktansa, sadaka-i câriye hâlinde hâlâ amel defterlerine hasenat yazdıran hayırlar bırakan hanım sultanlar…

Bizler de bütün bu fazîletleri, zaman içinde zaman yaratan Rabbimiz’den yardım isteyerek bir ömür sergilemeye gayret etmeliyiz. Onların kâ‘bına varamasak da, eşiğine ulaşamasak da, o niyette elimizden gelen imkânları Allah yolunda sarf etmeliyiz.

Husûsen;

Hulûlüyle müşerref olduğumuz mübârek üç aylar ve hâssaten Ramazân-ı şerif ikliminde cömertliğimizi, merhametimizi ve fazîlet duygumuzu daha da tezyid etmemiz îcâb eder.

Cenâb-ı Hak, niyetlerimizi, fikirlerimizi ve amellerimizi rızâsıyla te’lîf eylesin. Âhiret gününde; tevessül edebileceğimiz, imdâdımıza yetişecek hayırlar, fedâkârlıklar işleyebilmemizi nasip ve müyesser eylesin!.. Âmîn!..

Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Yüzakı Dergisi, Yıl: 2026 Ay: Şubat, Sayı: 252

İslam ve İhsan

TESLÎMİYET ALLÂH’I RÂZI EDER

Teslîmiyet Allâh’ı Râzı Eder

"ALLAH SİZİN İÇİN 3 ŞEYDEN HOŞNUT OLUR, 3 ŞEYDEN DE HOŞLANMAZ" HADİSİ

"Allah Sizin İçin 3 Şeyden Hoşnut Olur, 3 Şeyden de Hoşlanmaz" Hadisi

TOPLUMDA HUZUR VE SAADETİN ŞARTI

Toplumda Huzur ve Saadetin Şartı

ALLAH’IN YARDIMI NASIL GELİR?

Allah’ın Yardımı Nasıl Gelir?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.