Celvetiyye Tarikatının Diğer Tarikatlarla İlişkisi
Celvetiyye tarikatı, diğer tasavvuf yollarıyla nasıl bir etkileşim içinde olmuş ve onları hangi yönleriyle etkilemiştir?
Hüdâyî Dergâhı’nın müdâvimlerinden ve Hz. Hüdâyî’nin müntesiplerinden bulunan Okçuzâde Mehmed Şâhî Efendi (1039/1629) Celvetiyye Tarîkatı’nın Bayrâmiyye, Bistâmiyye (Nakşibendiyye), Halvetîyye tarîkatları ile münâsebetdâr bulunduğunu nazmen şöyle ifâde etmektedir:
Pişvâ-yı tarîk-ı Bayrâmî
Cilve-perdâz-ı bast-ı Bistâmî
Tarîk-ı râstî kim celvetîdir
Meyân-ı Nakş-bend u Halvetîdir
CELVETİYYE’NİN DİĞER TARÎKATLARLA MÜNÂSEBETİ
Celvetiyye ile Halvetiyye Tarikatı Arasındaki Yakınlık
Celvetiyye ile Halvetîyye zuhûrları i’tibâriyle Şeyh İbrâhim Zâhid Gîlânî (700/1300)’de birleştikleri gibi daha sonraki silsilelerinde de bir yakınlık göze çarpmaktadır. Gerek Hz. Üftâde’nin Sünbül Sinân Efendi’ye nisbeti gerekse Hz. Hüdâyî’nin Nûreddinzâde Muslihuddîn Efendi ve Kerîmuddin Halvetî gibi Halvetî ricâline olan mensûbiyeti bunu göstermektedir.
Bizzât Hüdâyî Hazretleri, “Bizim tarîkımız hem Halvetî hem Celvetîdir” diyerek Celvetiyye ile Halvetîyye’yi içiçe kabûl ettiğine işâret etmektedir.
Halvetîyye Tarîkatı, Şeyh İbrâhim Zâhid Gîlânî’nin halîfesinin halîfesi Ebû Abdullah Sirâceddin Ömer b. Ekmelu’d-din tarafından kurulmuştur.
Şeyh İbrâhim Zâhid Gîlânî, seyr u sülûkte halvetten celvete intikâli ictihâd eylemiş bulunduğundan bu iki tarîkatın bu yönden de bir yakınlığı bulunmaktadır.
Halvet lügatte bir kimse ile yalnız kalmak ma’nâsına olup tasavvuf ıstılâhında “insan ve melek hiçbir varlığın bulunmadığı tenhâ bir yerde kişinin Hakk ile gizlice konuşması” kişinin Allah’tan kendisini alakoyan nefs ve ağyârdan uzak kalması, aralarında dolaşsa bile insanlarla ihtilâtı terketmesidir.
Sarı Abdullah Efendi, Halvetîyye’nin “Ha”sının mâ-sivâdan huluvv-i kalbe, “Lâm”ının lezzet-i zikre, “Vâv”ının vikâye-i zâhir ve bâtın’a ve ahde vefâya, “Te”sinin temkîn ba’de’t-telvîn’e, “Yâ”nın yusr ba’de’l-usr’a “He”sinin heyemân fi’l-müşâhede (müşâhedede hayret ve şaşkınlık)’a delâlet ettiğini kaydetmektedir.
Halvetiyye Tarîkatı, Îran’da doğmuş bir tarîkat olmakla beraber Anadolu Türkleri arasında pek revâç bulmuş, otuzdan fazla şu’besiyle en yaygın tarîkat durumuna yükselmiştir.
Halvetiyye nefsânî tarîkatlardan olduğundan mebnâsını “esmâ-i seb’a” zikri ile “tasfiye-i kalb” ve “te’vîl-i rü’yâ” teşkil etmektedir.
Halvetîyye’de zikrin icrâsı şöyledir:
Zikirden önce mürîd abdestli olduğu halde kıbleye dönmüş ve diz çökmüş olarak,
- Yüz def’a istiğfar:
- Yüz def’a salevât:
getirir.
İstiğfar ve salevâtı müteâkıp mürîd başı sağ omuza çevirerek “Lâ ilâhe” sol memenin altındaki kalb üzerine doğru darb edâsıyla “illallah” diyerek bunu 33 veyâ 165 def’a tekrâr eder. Bundan sonra da “esmâ-i seb’a”dan ism-i celâl’e geçer, müteâkıben de diğer isimleri birer birer sıra ile zikreder. Bunun sayısını şeyh ta’yin eder.
Ayrıca bu tarîkata intisâb etmek isteyen bir tâlip, mürşidin memleketinde kalamamak durumunda ise ve kendisinde gerekli ehliyet görülüyorsa “esmâ-i seb’a”nın tamâmı birden telkin edilir. Ancak her birinin yüz bin kerre tekrârlanması emredilir.
Halvetî tekkelerinde topluca yapılan zikirlerde de münferid zikirlerde icrâsı gereken aynen yapılır. Farklı olarak toplu zikirde sâlik, kendisinin devâm ettiği esmâ hangisi olursa olsun bütün esmâ zikirlerine iştirâk eder. Ve zikir halkasının sağ tarafında yer alır. Halkanın sol tarafında ise henüz tarîkata girmemiş olanlar bulunur.
Mürşidin idâresinde yapılan toplu zikirlerde oturarak ve ayakta zikir tamamlandıktan sonra devrân başlar. Devrân esmâhan da bulunduğu halde zikreden dervişlerin topluca sağa ve sola yürümeleridir.
Dervişler birbirlerinin ellerini tutarak sağ ayaktan başlamak üzere her adımda vücûd hareketlerini biraz daha artırırlar. Devrânın müddeti arzûya tâbi’dir. İsteyen terkedebilir. Bununla beraber dervişler uzun zaman dönmeyi kendilerine vazîfe bilirler. En heyecânlı ve kuvvetlileri, diğerlerine üstün gelmek için âdetâ kendilerini zorlarlar. Başlarını kendi hâline bırakıp sarıklarını çıkarırlar. Ve birinci halkanın içinde ikinci bir halka meydana getirirler. Kollarını birbirlerinin omuzlarına atıp hareketlerini bir kat daha artırarak seslerini yükseltir ve fâsılasız “Yâ Allah! Yâ Hû!” diye zikrederler. Ve tâkatları bitinceye kadar bu hareketlerine devâm ederler. Böylece toplu zikir ve devran sona erer.
Halvetîyye Tarîkatı’nın Celvetiyye’ye silsile i’tibariyle olan yakınlığının yanısıra prensipleri bakımından da benzediğini görmekteyiz. Bunun en canlı örneği her iki tarîkatın müştereken benimsedikleri “tevhîd ve esmâ” zikirleridir.
Celvetiyye ve Bayramiyye Tarikatı İlişkisi
Celvetiyye Tarîkatı, Bayrâmiyye’nin bir şu’besidir. Bu i’tibarla Bayramiyye, Celvetiyye’nin silsile bakımından bir yakınlığı vardır. Hattâ Celvetî meşâyıhından Yakub Afvî (1149/1736) Celvetiyye’nin zuhûrunun Hacı Bayram Velî’den olduğunu belirtmektedir.
Bayramiyye’nin kurucusu Hacı Bayram Velî (833/1429) olup onun mürşidi Hamîduddin Aksarâyî (815/1412), hem Erdebil sûfileri vâsıtasıyla “Safevî” (Halvetî-Zâhidî), hem de Şam’daki Hankâh-ı Bâyezidîye nisbetinden dolayı Bistâmî (Nakşî) terbiye görmüştü.
Bu yüzden Sarı Abdullah Efendi, “Hacı Bayram Velî’nin terbiyeleri min-haysi’l-bürûz ve’l-cemıyye Bâyezid ve Cüneyd rûhâniyetleriyle himmet buyrulmağa isti’dad-ı zâtîlerinde envâ-ı kemâlÓAt bâhire olup câmi-i Nakş-bendiyye ve Halvetîyye olmuşlardır. O’nun tarîka-i hidâyet-peyvestelerine irâdet-beste olan zümre-i mahabbet-restelerin nümâyişleri Halvetiyye reviş ve perverişleri Nakş-bendiyye ve bu revişten sûret-pezîr olan mâhiyete “Celvetiyye” ta’bîr edip:
Geldi Hâmid çü verdi Rûm’a ziyâ
Eyledi mürde-dilleri ihyâ
Hacı Bayram’a ondan oldu nazar
Her kim erişti ona gördü vefâ
Sâıd-i nûr-ı cezbesiyle sunup
Câm-ı aşkı içirdi verdi safâ”
demektedir.
Celvetiyye Tarîkatı, Bayramiyye’nin şu’besi olarak Bayramiyye ile olduğu gibi Bayramiyye’nin diğer şu’beleri ile de alâkalıdır. Ancak bu alâka silsile yakınlığından ibârettir. Revnakoğlu, Celvetiyye’deki “zikr-i usûl-i esmâ”nın Hacı Bayram Velî’den dolayısiyle Bayramiyye’den geldiğini belirtmektedir.
Hacı Bayram Evrâdı
Buradan sonrasının okunması efdal olup okunmasa da bir beis yoktur:
Akşemseddîn Evrâdı
- Teheccüd Namazı: Oniki rek’at
- Vird: Elif Lâm Mim, Secde, Yâsîn, Duhân, Hâ Mîm, İnnâ fetehnâ, İzâ vak’aat, Tebâreke, Amme sûreleri.
- Zikir: “Lâ ilâhe illallah”
- Tefekkür fîacâbi’l-kudreh
- Münâcât:
Halvette:
İlk gece: 1000 Salevât
1000 “Lâ ilâhe illallah”
İki rek’at namaz-ı hâcet-i şefâat-ı Nebî
İkinci gece: 1000 İhlâs, 1000 “Lâ ilâhe illallah”, İki rek’at namaz-ı hâcet-i Dîdâr
Üçüncü gece: 1000 Felâk, 1000 “Lâ ilâhe illallah”, İki rek’at namaz-ı hâcet-i ref’i’l-hıcâb
Dördüncü gece: 1000 Nâs, 1000 “Lâ ilâhe illallah”, İki rek’at namaz-ı refi’l-hıcâb
Bayramiyye’de sâlikin günlük evrâdı ise:
- Beş vakit namazın arkasından yedi def’a
- Üç def’a da kelime-i tevhîd,
Sabah ve ikindi namazlarından sonra da ayrıca, yedi Fâtiha Sûresi, yedi def’a Âyete’l-kürsî, yedi Kâfirun Sûresi, yedi Felak Sûresi, yedi Nâs Sûresi ve yedi def’a:
müteâkıben yedi def’a da:
Sarı Abdullah Efendi, Bayramiyye’de zikr-i hafînin mevcûdiyetinden bahsederek şöyle icrâ edildiğini belirtmektedir: Gözler yumulup nefes tutularak, eller ve dil hareketsiz bir halde zikrin ma’nâsı düşünülerek kalbe teveccüh edilmeli ve zikredilen ismin bir dâire olup dâirenin başlangıç ve sonunun kalp olduğu mülâhaza edilmelidir. Kelime-i tevhîd bu sûretle kalpten çıkar ve Allah’tan başka herşeyi nefyeder, bir tek Allah sâbit kalır.
Celvetiyye’nin Bayramiyye ile münâsebeti daha çok silsile i’tibâriyle olmakla beraber, Celvetiyye’nin zikr-i usûl-i esmâsının kaynağının Bayramiyye olması dolayısiyle de bir yakınlık olduğu söylenebilir.
Hacı Bayram Velî’nin çuhadan beyaz renkli tâc giydiği rivâyet edilir.
Celvetiyye ile Nakşibendiyye (Bistâmiyye) Arasındaki Benzerlikler
Celvetiyye silsilesi, Hacı Bayram Velî’de Bayramiyye ile birleşirken Bistâmiyye’ye de tedâhul etmektedir. Silsile i’tibâriyle olan bu yakınlığın yanısıra Celvetiyye birçok prensipleri bakımından da Bistâmiyye (Nakş-bendiyye)’y benzemektedir.
Nakşbendiyye Tarîkatı, Bâyezid-i Bistâmi’ye (261/875) izâfe edilen Bistâmiyye’nin devâmıdır. “Zikr-i hafî” ve rûhânî terbiye sistemini benimseyen bir tarîkattır.
İmam Muhammed Bahâuddin Nakşbend (791/1389)’e izâfetle Nakşbendiyye adını alan bu tarîkatın Abdulhâlık Gucdüvânî (617/1220 – 1221)’den intikâl eden ba’zı prensipleri vardır. Onlar da:
- Hûş der-dem: Allah’tan gafil olmamak için her nefeste ve iki nefes arasında dâimâ dikkatli, uyanık ve huzûrlu olarak Allah ile beraber bulunmalıdır.
- Nazar ber-kadem: Düşünce ve fikrîn dağılmaması için dâimâ ayak ucuna bakıp sağa sola etrâfına bakınmaktan sakınmaktır.
- Halvet der-encümen: Celvet hâlinde halvetî ihtiyâr ederek zâhiren ve bedenen halk ile bâtınen ve rûhen ise Hakk ile olmaktır. (El kârda gönül yarda)
- Sefer der-vatan: Kemâl ve vasl-ı tâm için ma’nevî seferdir. Ya’ni kötü huylardan iyi huylara hicret etmektir.
- Yâd kerd: Hem dil hem de kalb ile kelime-i tevhîdi zikretmek demektir.
- Bâz geşt: Zikir esnâsında ve sâir zamanlarda kalbin gafletten kurtulması için “İlâhî ente maksûdî ve rızâke matlûbî” demektir.
- Nigâh dâşt: Kalbi nefsânî duygulardan korumak ve zikredlen “tevhîd”in ma’nâsının hareketlere aksetmesi sağlayarak kalbi i’mar etmektir.
- Yâd-daşt: Kâinâttaki nâ-mütenâhî kesret içinde ilâhî vahdeti müşâhede etmek, mâ-sivâyı gönülden atmaktır.
- Vukûf-i Zamânî: Sâlikin hâl ve fiilini bilerek vird ve zikrini vaktinde edâ etmesi ve vaktinin kıymetini bilmesidir.
- Vukûf-i Adedi: Vird ve zikrin adedînî riâyet etmek, sayıya bağlı kalarak kalp ve bedeni disipline etmektir.
- Vukûf-i Kalbi: Kalbin zikirle meşgûliyetini sağlamak için mürîdin kalben dâimâ Hakk’ın huzûrunda bulunduğunu düşünerek zikir esnâsında başını sağ tarafa eğmiş olduğu halde sol memesi cihetine bakmak ve gönle yönelmektir.
Nakşibendiyye prensiplerine çok benzeyen ba’zı âdâb Celvetiyye’de de göze çarpmaktadır. Meselâ Nakşibendiyye’deki “Nazar ber-kadem” prensibi Celvetiyye’de de vardır. Halvet der-encümen, zâten Celvetiyye’nin temel prensibidir. Celvetiyye, halk içinde Hakk ile beraber bulunmayı usûl ittihâz ettiğinden halvetten çok celvete i’tibar eder.
Nakşibendiyye’de olduğu gibi Celvetiyye’de de hafî zikir vardır. Bilhassa münferid zikirler hafî yapılır.
Netîce i’tibariyle muhtelif prensipleri bakımından Celvetiyye ile Nakşibendiyye bir benzerlik göstermektedir. Ayrıca Nakşî meşâyıhından Neccârzâde M. Sıddîk Efendi (1199/1784 – 1785) Hüdâyî âsitânesinde şeyhlik etmiş bulunduğundan bilhassa onun devrinden sonra bu iki tarîkat arasında daha fazla bir yakınlaşma göze çarpmaktadır.
Kaynak: Prof. Dr. Hasan Kamil Yılmaz, Aziz Mahmut Hüdayi, Erkam Yayınları










YORUMLAR
-
İlk yorumu yapan siz olun!