Celvetiyye Tarikatının Silsilesi

Celvetiyye tarikatının silsilesi nedir? Bu yazıda, Celvetî yolunun Hz. Peygamber’e (s.a.v.) uzanan kesintisiz manevi zinciri ve tarihsel dayanakları açıklanıyor.

Tarîkatların en önemli özelliklerinden biri de hiç şüphesiz “Hz. Peygamber (s.a.)’de müntehî kesiksiz bir silsileye sahip olma” husûsiyetidir. Hüdâyî bunu: “Tevhidden istifâde için mutlaka kesiksiz bir silsileye sahip bir mürşid-i kâmil tarafından telkin edilmesi” lâzım geldiği şeklinde ifâde etmektedir. Bu husûsiyete sâhip olmayan bir tarîkat zâten tarîkat olma özelliğini kaybetmiş demektir.

Celvetiyye tarîkatının silsilesini verirken ilk celvetî kabûl edilen Şeyh İbrâhim Zâhid Gîlânî’den önceki silsileyi sâdece ismen vermekle iktifâ ederek Şeyh İbrâhim Zâhid Gîlânî’den sonraki silsilede bulunan meşâyıh hakkında da kaynaklarda bulabildiğimiz kadar ma’lûmat vermeğe çalıştık. Celvetiyye’nin Hüdâyî’den sonraki durumu ise ayrıca ele alınacaktır.

Bu arada şunu da ifâde etmek gerekir ki Şeyh Gîlânî’den Hüdâyî’ye kadar olan silsile hakkında kaynakların verdiği ma’lûmât biraz giriftçedir. Nitekim ilgili bahiste açıklanacağı gibi Şeyh Gîlânî’den sonra Safevî Şeyhleri (Erdebil Sûfîleri) vâsıtasıyla devâm eden silsilenin, Hacı Bayram Velî (833/1429)’nin şeyhi Hamîdüddin Aksarâyî (Somuncu Baba) Hazretleri’ne (815/1412) kimin zamanında intikâl ettiği husûsunda kaynakların verdiği bilgi birbirinden farklıdır. Târihî ba’zı mülâhazalarla tarafımızından Alâeddin Ali (833/1429) vâsıtasıyla olması gerektiği şeklinde îzâh edilen bu durum (bk. Hamîdüddin Aksarâyî), Hamîdüddin’in Şâm’daki “Bâyezidiyye Hankâhı”na intisâbı mevzûunda da kapalılığını muhâfaza etmektedir.

Hacı Bayram Velî’den sonraki silsilenin Üftâde Hazretleri’ne (988/1580) kadar olan kısmı ile ilgili rivâyetler de değişiktir. Kaynaklardan ba’zıları Üftâde Hazretleri’nin şeyhi Hızır Dede (918/1512)’nin Hacı Bayram-ı Velî’nin halîfesi olduğunu kaydetmekte, bazıları Akbıyık Meczûb Hazretleri (860/1455) vâsıtasıyla Hacı Bayram-ı Velî’ye ulaştığını söylemekte, bir kısmı da Akşemseddîn Hazretleri’nin (863/1459) oğlu Hamdullah Çelebi (914/1508) vâsıtasıyla silsilenin devâm ettiğini belirtmektedir. Biz burada târihî bakımdan en uygun mütâlaa kabûl ettiğimiz şekilde Akbıyık ve Hızır Dede’yi Üftâde ile Hacı Bayram-ı Velî arasındaki silsilede göstermeyi – Tibyan sahibi Kemâleddîn Efendi’nin görüşüne ittibâen- uygun bulduk.

CELVETÎ TARİKATI SİLSİLESİ

  1. Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.) 11/632
  2. Hz. Ali Murtazâ (r.a.) 48/668
  3. Hasan Basrî (k.s.) 110/728
  4. Habîb A’cemî (k.s.) 150/767
  5. Dâvud Tâî (k.s.) 184/800 – 801
  6. Ma’rûf Kerhî (k.s.) 200/815
  7. Seriyy-i Sakatî (k.s.) 253/867
  8. Cüneyd Bağdâdî (k.s.) 297/909
  9. Mimşad Dîneverî (k.s.) 299/912
  10. Muhammed Dîneverî (k.s.) 367/977
  11. Muhammed el-Bekrî (k.s.) 400/1009
  12. Kâdî Vahyu’d-dîn veya Vecîhu’d-dîn (k.s.) 452/1060
  13. Ömer el-Bekrî (k.s.) 487/1094
  14. Ebu’n-Necîb Zıyâeddin es-Sühreverdî (k.s.) 563/1167
  15. Kutbeddin Ebherî (k.s.) 623/1226
  16. Şihâbüddin et-Tebrîzî (k.s.) 638/1240
  17. Seyyid Cemâleddin et-Tebrîzî el-Ezherî (k.s.) 672/1273
  18. İbrâhim Zâhid Gîlânî (k.s.) 700/1300
  19. Safiyyüddin Erdebîlî (k.s.) 735/1334
  20. Sadreddîn Erdebîlî (k.s.) 794/1392
  21. Alâeddin Alî Erdebîlî (k.s.) 833/1429
  22. Hamîdüddin Aksarâyî (k.s.) 815/1412
  23. Hacı Bayram Velî (k.s.) 833/1429
  24. Akbıyık Meczûb (k.s.) 860/1455
  25. Hıdır Dede (k.s.) 918/1512
  26. Mehmed Muhyiddîn Üftâde (k.s.) 988/1580
  27. Aziz Mahmûd Hüdâyî (k.s.) 1038/1628

Kaynak: Prof. Dr. Hasan Kamil Yılmaz, Aziz Mahmut Hüdayi, Erkam Yayınları

İslam ve İhsan

CELVETÎ TARÎKATI NEDİR, HALVETÎLİKTEN FARKI NE?

Celvetî Tarîkatı Nedir, Halvetîlikten Farkı Ne?

CELVETİYYE TARİKATI ŞEYHLERİNİN HAYATLARI

Celvetiyye Tarikatı Şeyhlerinin Hayatları

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.