Her Şeye Gücü Yeten Yaratıcı Var İken Bu Dünyâda Kötülükler Niçin Ortaya Çıkmıştır?

Her şeye gücü yeten yaratıcı var iken bu dünyâda kötülükler niçin ortaya çıkmıştır?

Her canlının yaratılışı bir amaca mebnidir. Zîrâ Allâh’ın yaratışında bir amaçsızlık, bozukluk ve sıradanlık söz konusu değildir.

İslâm dünyâsında en baştan îtibâren kelâmî mezhepler, kötülük problemini ele almışlar ve doğru bir yöntem ile açıklamaya özen göstermişlerdir. Eş’ârîler şöyle söyler: Allâh’ın insânlara verdiği sakatlık, hastalık, yoksulluk, acı ve üzüntü, Allâh’tan geldiği için kötü değildir. Çünkü Yaratıcı olan Allâh, fiillerinden dolayı sorgulanamaz. Allâh’ın mutlak mülkünde tasarrufuna karışılamaz. Hayvanların, çocukların ve delilerin yaşadığı acılar Allâh’tan bir adâletttir, onların dünyâda çektiği acıları telâfi etmesi de Allâh’a vâcip değildir fakat Allâh, onlara bir lütûf olarak âhirette nîmet verebilir. Allâh mülkünde dilediğini yapar ve dilediği gibi hükmeder.[1]

ALLAH (c.c.) ADİL VE HİKMETLİDİR

Eş’ârîlere göre Allâh, her türlü zulümden münezzehtir. Engellilik olmak üzere bütün musîbetler, Allâh’ın mülkünde bir tasarrufudur, mâhiyeti îtibâriyle âdil ve hikmetlidir.[2]

Ehli sünnetin ikinci büyük kelâm ekolü olan Mâturîdî düşünceye göre, “Allâh eylemlerini bir gâye ve hikmete binâen yapmaktadır. Yaratılan her şeyde bir illet/sebep aramada herhangi bir sakınca yoktur. Çünkü illet, Allâh hakkında düşünüldüğünde, yaratmadaki güzelliği ortaya çıkaran hikmete işâret etmektedir. Bu dünyâda bâzı insânların bedensel özürlülük ve benzeri musîbetlerle karşı karşıya gelmesi; insânın denenmesi, kendi durumuna şükretmesi, sabır göstererek îmânda kemâle ulaşması ve çekilen sıkıntıların günâhlara keffâret olması hikmetine mebnî olabilir. İçinde yaşadığımız dünyâda her şeyin bir amaca hizmet ettiği ve boşu boşuna gereksiz bulunmadığı ortadadır.[3]

İnsanların dert ve ıstırâba uğramasının bir hikmeti, acziyetin öğretilmesi, eğitim ve disiplindir. Âyet-i Kerîme bu durumu açıkça belirtmektedir:

“Biz hangi ülkeye peygamber gönderdiysek, (mutlakâ ilkin oranın halkını, gafletten uyarsın,) Allâh’a yönelip yalvarsınlar diye yoksulluğa, hastalık ve musîbetlere dûçâr ederiz.”[4]

Bir başka hikmeti de acı ve üzüntü çekmeyenlerin, durumlarını düşünüp şükretmesi, ahlâk ve karakter yönünden yönünden olgunlaşmalarının te’mîn edilmesidir. Samîmî olanlarla samîmî olmayanların belli olmasıdır. Çünkü “Allâh hiç kimseye zulmetmek istemez.”[5]

Engellilik ve diğer musîbetlerin varlığının bir hikmeti de, bunları tefekkür etmenin Allâh’ın varlığı ve birliğine götürmesidir. Bu iddiâyı Mâtürîdî’nin Kitâbu’t-Tevhîd’de yer alan “Âlemin Yaratılmışlığının Delilleri” başlıklı şu ifâdelerinde görmek mümkündür:

“Evrende var olan iyilik-kötülük, faydâ-zarâr, hastalık-sağlık gibi zıtlıklar, âlemin kendi kendine var olmadığının, ebedî değil, geçici olduğunun kanıtıdır. Âlem ve içindekiler kendi kendine var olsaydı her biri tüm yönlerden en iyi olmak isteyeceğinden hepsinin mükemmel olması gerekecekti.”[6]

Mâtürîdîler’e göre sınırlı olan insân aklı, her türlü isim ve sıfatlarıyla mükemmel ve sınırsız olan Allâh’ın eylemlerini ve tasarruflarındaki hikmet-i ilâhîyi anlamada yetersiz kalabilir ve her şeyi aklı ile çözmeye kalkanlar olayın sâdece bir yüzünü görüp -Allâh muhâfaza- inkâra düşebilir.

Kötülükle nitelenen her şey, başka biri için iyi olabilir. Fâyda ve zarâr hâlleri bir araya getiren şeylerin yaratılmasında Allâh’ın hikmetinin hârikulâde bir göstergesi vardır.[7]

Kur’ân açısından bakıldığında fizîksel olsun ahlâki olsun kötülüklerin ve musîbetlerin nedenini teke indirgemek mümkün değildir. Özellikle doğal âfetler netîcesindeki fizîksel kötülükler ve yapısal engellilik, insânların imtihân edilmeleri ve olgunlaştırılmaları, ibret almaları ve tanınmaları gibi amaçlara hizmet eden gerekli araçlar durumundadır.[8]

Müslüman filozaflara göre içinde yaşadığımız evrenin yaratılışının temel ilkesi, karşıtlık ilkesidir. Hayât ve ölüm, bekâ ve fenâ, esenlik ve hastalık, yaşlılık ve gençlik bu evrende bir aradadır. Evrende hiçbir olay başka olaylardan soyutlanmış ve tek başına bağımsız olarak ele alınamaz. Evren, bölünmez bir bütündür. İyi-kötü engelli-engelsiz, güzel-çirkin, hepsi bu bütünün parçalarıdır. Gece olmasa gündüz; hastalık olmasa sıhhat, Cehennem olmasa Cennet’in kadri bilinmez.[9]

Gazali “İhyâu Ulumi’d-Dîn” adlı meşhûr eserinde şöyle demektedir: “Eğer Allâhü Teâlâ insânları en akıllı ve en bilgili durumda yaratsa ve onlara alabildiğine ilim, hikmet verse, melekûtun sırlarını, inceliklerini onlara açıklasa, hattâ bu sayêde hayır ve şerre muttalî olsalar, sonra onlara âlemde sınırsız tasarruf etme yeteneğini verse; onlar, Allâh’ın tedbîrini değiştirmeye imkân bulamaz, bir kusûr bulamazlardı. Allâhü Teâla’nın kullarına taksîm ettiği rızık, ecel, kudret, acziyet, sıkıntı, îmân, küfür, tâat ve mâsiyet gibi her şeyin tamâmen âdil olduğunu ve gereği gibi yapıldığını anlarlardı. Bundan daha güzel bir taksîmatın mümkün olamayacağını bilirlerdi.[10]

Bir imtihân yurdu olan dünyâ, ilâhî hikmete uygunluk açısından mükemmel tasarlanmıştır. Kurban zamânı hayvanları kesmek, hayvanlar için görünüşte bir zulüm gibi görünür. Aslında bu durum iyi düşünüldüğünde hayvanlarla ilgilenmeye ve dolaylı olarak da çoğalmalarına vesîle olmaktadır. Aynı şekilde bir doktorun kangren olanın elini kesmesi de bir adâlet tecellisidir.[11]

Dünyâdaki her ilginç durumda, kader sırrı vardır. Çokları bu ilim deryâsının derinliğini bilmediklerinden bu deryâya girip boğulmuşlardır.  Peygamberler ve gerçek âlimler ise uçsuz bucaksız bu sırlı deryâyı keşfe çıkıp hayrete düştükten sonra yakînî anlamda bu deryânın derinliğini keşfettiklerinden, Allâh’a tevekkül ederek ve karamsarlığı bir tarafa atarak huzûra ermişlerdir.[12]

Denizlili Muslihiddîn Efendi, Şeyhi Sünbül Sinân’ın “Âlemin tasarrufu sana verilse idi ne yapar, neyi düzeltirdin?”, sorusuna, “Hiçbir şeyi düzeltmeye çalışmaz, her şeyi, merkezinde bırakırdım.” cevâbını vermiş, hocası takdîr buyurunca da bu cevâbından sonra, “Merkez Efendi” diye meşhûr olmuştur.

Kötülükler ve çirkinlikler, evrenin tüm güzelliklerini ortaya koymak için zorunludur. Çirkinlikler olmasaydı güzelliğin ve iyiliğin anlamı olmazdı. Çirkinlik ve güzellik karşılaştırılmasa idi; ne güzel, güzel olurdu; ne de çirkin, çirkin! Evrende her şey tekdüze olsa idi ne duygulanma, ne çekicilik, ne coşku, ne harekete geçme, ne dert, ne sıcaklık ve ısı olurdu. Dönüşüm, gelişim süreci, silinir giderdi. Uçurum olmasa idi doruk da olmazdı; Firavun olmasaydı Hz. Mûsâ’nın hakka yönelik azmi ortaya çıkmazdı.[13]

İbn Sînâ’ya göre evrenin küllî yapısında hayırların olduğu gibi şerlerin de bir yeri vardır. Şâyet âlemde hayır ve şerler birlikte bulunmasaydı, O’nun nizâmı tam olmazdı. İyilik ve kötülükten sâdece biri olsaydı o zamân başka bir âlem olurdu. İnsana, iyiyi kötüden, yararlıyı zarârlıdan, güzeli çirkinden ayırt etme yeteneği verilmiştir ama ilâhî hikmetlerin sırlarını anlama yeteneği verilmemiştir. [14]

İnkârcı gruplar, bir takım kötülükleri ve olumsuzlukları delil göstererek Allâh’ın varlığına inanmazlar. Onlara göre, engelli olarak dünyâya gelen çocuklar Yaratıcı’nın sonsuz adâlet ilkesi ile çelişmektedir. Yine ateist iddiâların çoğu “dünyâda gereğinden fazla kötülüğün bulunduğu” düşüncesi çevresinde dönüp dolaşmaktadır. Aslına bakılırsa bizim evren hakkında bilgimiz oldukça yetersizdir ve topyekün evrende gereğinden fazla kötülük olduğu söylenemez. Kaldı ki kötülüğün yaygınlaşmasını Allâh’tan ziyâde insâna atfetmek, daha akla yatkın görünmektedir. Özellikle doğal kötülükler, insânın çalışma ve didinmeleri sonucu büyük ölçüde önlenebilir, önlenmiştir de...[15]

Dipnotlar:

[1] Coşkun, İbrâhîm; İlahî Adâlet ve Engelli Bireyler, s.123.

[2] Coşkun, İbrâhîm; İlahî Adâlet ve Engelli Bireyler, s.125.

[3] Coşkun, İbrâhîm; İlahî Adâlet ve Engelli Bireyler, s.126-127, s.129.

[4] A’râf: 7/94.

[5] Âl-i İmrân: 3/108.

[6] Mâtürîdî, Kitâbu’t-Tevhîd, s. 29

[7] Mâtürîdî, Kitâbu’t-Tevhîd, s. 34.

[8] Coşkun, İbrâhîm; İlahî Adâlet ve Engelli Bireyler, s.104.

[9] Coşkun, İbrâhîm; İlahî Adâlet ve Engelli Bireyler, s.152, 154.

[10] Gazali, İhyâ, IV/474-475.

[11] Gazali, İhyâ, IV/475.

[12] Coşkun, İbrâhîm; İlahî Adâlet ve Engelli Bireyler, s.147.

[13] Coşkun, İbrâhîm; İlahî Adâlet ve Engelli Bireyler, s.155-156.

[14] Coşkun, İbrâhîm; İlahî Adâlet ve Engelli Bireyler, s.162

[15] Coşkun, İbrâhîm; İlahî Adâlet ve Engelli Bireyler, s.91, 163-164.

Kaynak: Hasan Serhat YETER, Engellinin İlmihâli, 2022

İslam ve İhsan

YARATICI BİR İNSANIN ENGELLİ OLARAK YAŞAMASINI NİÇİN İSTEMİŞTİR?

Yaratıcı Bir İnsanın Engelli Olarak Yaşamasını Niçin İstemiştir?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle