Celvetiyye Tarîkatı’nda Mûsikî ve İlâhî Geleneği
Aziz Mahmûd Hüdâyî Hazretleri ile başlayan, asırlar boyunca Celvetî tekkelerinde huşû ve istiğrâk ikliminde yaşatılan mûsikî geleneği, tasavvuf mûsikîmizin en nadide örneklerini günümüze ulaştırmıştır.
Celvetiyye Tarîkatı’nın pîri Aziz Mahmûd Hüdâyî Hazretleri’nin mutasavvıf ve şâir hüviyetinin yanısıra bir mûsikîşinas olarak tekkesinde, yazdığı ilâhîleri ba’zan bizzat besteleyerek okuttuğunu görüyoruz. XVII ve daha sonraki asırlarda yaşayan mûsikîşinaslar onun vücûda getirdiği ilâhîlere besteler yapmışlardır. Esasen Hüdâyî Hazretleri bestelenmek için birtakım manzûmeler yazmış; teravih tesbihleri, temcîd, münâcât ve ilâhîler söylemiştir. Sa’deddin Nüzhet Ergun, tesbîh ve temcîdlerini bizzat bestelediği ve onun bestelediği ilâhîlerden dört tanesinin günümüze kadar geldiğini belirtirken Yılmaz Öztuna “Büyük mutasavvıf aynı zamanda üstâd mûsikîşinasın bugün elimizde maalesef yalnız “çârgâh” makâmında ve “düyek” (8/8) îkâında bir “tevcih”i kalmıştır. Nüzhet Ergun’un güftelerini bulabildiği dört eserin biri tevşîh, üçü de ilâhîdir. Tevşihin güftesi beş beyitlik bir naattir. Diğerlerininki ilâhî şeklindedir. Bunlar sûfyan îkâlarında iki aded “nevâ” ilâhî ile bir de “hüseynî” ilâhîdir. Güfteleri hece iledir. Besteleri unutulmuştur. Matbû Hüdâyî dîvânında Hüseynî ilâhînin güftesi yoktur. Tevşîh notası Konservatuar’ın neşrettiği “Mevlid Tevşîhleri” arasında yayınlanmıştır. Çârgah dûyek tevşîh, dînî mûsikîmizin bugün elimizde kalan en eski ibdâ ve şâheserlerindendir” demektedir.
CELVETİYYE’DE MÛSİKÎ
Aşağıdaki nevâ makâmında ilâhînin bestesi ve güftesi Aziz Mahmûd Hüdâyî Hazretleri’ne âiddir.
Açıldı çün bezm-i elest
Devreyledi peymânesi
Andan içenler oldu mest
Ayılmadı mestânesi
*
Ol bâdeden kim nûş eder
İçtiği dem sarhoş eder
Deryâ gibi ol cûş eder
Esrük olur dîvânesi
*
Savm-ı sivâyı kim tutar
Îd-i visâle ol yeter
Bülbül gibi dâim öter
Gülşen olur kâşânesi
*
Bayrama ol âşık erer
Kim Hakk cemâlini görer
Dost bezminin zevkin sürer
Pür-nûr olur dil-hânesi
*
Aç gözünü hakkile bak
Oku Hüdâyî’den sabak
Kâmil olurmuş ehl-i Hakk
Doğmadan önce ânnesi
Aziz Mahmûd Hüdâyî Hazretleri, ehl-i sünnete ve şer’a mutâbık bir tarîkatın müessisi olmakla beraber mûsikîye büyük önem vermiş, hattâ sûfîlerin semâını müdâfaa için eser bile yazmıştır. Sa’deddin Nüzhet, Hüdâyî Hazretleri’nin Vâkıât adlı eserinde Taptuk Emre’nin bizzat “Şestâ” yani altı telli saz çalındığının tasrih edilmiş olmasını, onun mûsikîye olan meylini te’yid ettiğini belirtmektedir.
Hüdâyî Tekkesi’nde Ramazan bayramı, mevlid ve âyin günlerinde besteli şiirler ve ilâhîler okunurdu. Tarîkatın âyini coşkunluktan ziyâde huşû ve hudûa da’vet eden hazîn bir mûsikî ile çevik ve heyecanlı bir âhenkten çok, istiğrâka çeken bir husûsiyet içinde icrâ olunurdu. Bu i’tibarladır ki bu tarîkat mensûplarının bestelerinde bir ağırlık hissolunur.
Hüdâyî Hazretleri, devrinde tekkesinde Hâfız Kumral ve Şa’bân Dede gibi meşhûr mûsikîşinasların zâkirbaşılık etmiş olmaları da ayrıca bu tarîkatta mûsikîye verilen önemi gösterir.
Bu mûsikîşinaslarından asıl adı Mehmed olan Hâfız Kumral, Aziz Mahmûd Hüdâyî Hazretleri’nin terbiyesinde yetişmiş ve dergâhında zâkirbaşılık etmişti. Lâ-dînî mâhiyette de bir çok eserleri bulunan Hâfız Kumral, Hüdâyî Hazretleri’nin ve diğer ba’zı sûfilerin eserlerine besteler yapmıştır.
Şa’bân Dede de aynı dergâhın zâkirbaşılığında bulunan ve Hüdâyî Hazretleri’nin eserlerini besteleyen bir halîfesiydi. 1061/1650’de vefât eden Şâ’ban Dede’nin birkaç bestesi günümüze kadar gelebilmiştir.
Tarîkat pirlerinin yolunu izleyen daha sonraki celvetî meşâyıhının büyük bir kısmı mûsikîşinas ve bestekâr olup meydana getirdikleri eserler de uslûb itibâriyle olgun ve san’atlı mahsûllerdir.
Celvetî Âsitânesi şeyhlerinden Devâti(Divitçi)zâde Mehmed Efendi (1090/1679), “Tâlip” mahlâsıyla yazdığı ilâhîlerinden bir kısmını bestelemiş bir mûsikîşinastı.
Yine Hüdâyî Âsitânesi post-nişînlerinden Abdulhayy Efendi (1117/1705), ba’zı ilâhîlerini besteleyecek mûsikî bilgisine sâhip Celvetî şeyhlerindendi.
İstanbul’da bulunan Celvetî meşâyıhı ve mensûpları mûsikî ile yakından ilgilendikleri gibi Bursa’daki Celvetîler de bundan geri durmuyordu. Nitekim Üftâde Hazretleri’nin torunu ve Aziz Mahmûd Hüdâyî Hazretleri’nin halîfesi İbrâhim Efendi (1089/1678)’nin mürîdi bulunan Şeyh Mehmed Zaîfî Efendi (1125/1703), şeyhinin birçok ilâhîsini bestelemiş ve besteleri Celvetîler arasında bir hayli meşhûr olmuştu.
Yine Üftâdezâde İbrâhim Efendi’nin mürîdlerinden ve dergâhında zâkirbaşılık etmiş bulunan Çatalsakal Mustafa Efendi (1121/1709) de mûsikî ile yakından ilgilenen Celvetîlerden biridir.
Mûsikîyi “nefsi terbiye ve rûhu tehyîc ve i’lâ için en müessir bir vâsıta” addeden Bursalı İsmâil Hakkı Hazretleri de, Aziz Mahmûd Hüdâyî Hazretleri’nin ba’zı ilâhîleri ile kendi yazdığı birçok naat ve neşîdeyi muhtelif makâmlarda bestelemiştir.
Yine Bursalı Celvetîlerden Kapankâtibizâde Mustafa Efendi (1169/1755),Üstâdezâde Mustafa Efendi’ye dâmad olmuş, zâkirbaşılık ve mevlidhânlık etmiş mûsikîşinaslardandı.
Celvetî tekkelerinde an’aneleşen musîkî telâkkisinin daha sonraki asırlarda da bu sûretle devâm ettiğini görüyoruz. Nitekim mûsikîye son derece merâklı olan Sultân II. Mahmûd zamanında cereyan eden bir hâdise bunu te’yid etmektedir. Hâfız İlyas’ın beyânına nazaran 1230 Rebiu’l-evvel 12/1815 Şubat 23’e rastlayan “mevlid kandili” münâsebetiyle Ağalar dâiresindeki mevlid-i şerîf ve Ma’bed-i Latif’e teşrif ile –eskiden olduğu gibi – okunan mevlidi dinleyen bendegân-ı Enderûn-i Hümâyûn’u taltîf ve her sınıfın gönlünü hoş edip mevlid-i şerîfin sonunda pâdişahın huzûrunda Hüdâyî Âsitânesi’nde post-nişîn olan Reşâdetlû Şihâbeddin Efendi Hazretleri (1234/1818)’nin sûfîleri tarîkat âyini ve tevhîd-i şerîf arasında yüksek sesle ilâhî okuyan Suyolcuzâde Sâlih Efendi senâ olunmuştur. Bu dînî merâsimden sonra Sultân Mahmûd, Hüdâyî Âsitânesi şeyhine emsâlinden daha fazla ikrâm ile bir kürk hediye etti. Ertesi gün aynı dînî merâsim Sultân Ahmed Câmii’nde tekrâr edilmiş ve II.Mahmûd bir def’a daha bu dînî mûsikîyi dinlemekle huzûr duymuştu. Bu dînî merâsimde ilâhî okuyan Suyolcuzâde Sâlih Efendi, zâkirliğinin yanısıra lâ-dinî mûsikîye de vâkıftı.
XIX. Asır’da Hüdâyî Âsitânesi’nde zâkirbaşılık eden Ömer Efendi (1228/1813) ile Aziz Efendi (1272/1855) devrin değerli mûsikîşinaslarındandı.
Aynı asırda bu dergâhta şeyhlik etmiş bulunan Abdurrahman Nesib Efendi (1258/1842) ile oğlu Rûşen Tevfîkî Efendi (1309/1891) iyi bir bestekâr idiler. Hatta Abdurrahman Nesib Efendi’nin lâ-dînî mâhiyette eserleri de vardı.
Bu devrin kayda değer naathân ve kasîdehânlarından olan Sünûhî Efendi (1264/1884) de muhtelif tekkelerde na’t ve kasîde okuyan bir Celvetî idi.
Hüdâyî Âsitânesi’nin son post-nişînlerinden M. Gülşen Efendi (1341/1923)’nin de mûsikîye ve usûle âşinâ olduğu bilinmektedir.
Celvetiyye’nin Hâşimiye koluna mensûp bulunan Bandırmalı Dergâhı’nda –bilhassa XIX. Asırda- büyük mûsikîşinaslar yetişmişti. Meselâ dergâhın şeyhlerinden Fahreddîn Efendi (1311/1893)’nin mürîdi bulunan Paşa Mehmed (1318/1900), besteli mevlidin tamamını bildiği gibi kandil gecelerinde tekkelerde okunan salâtlar ile nâ-dide duraklara ve ilâhîlere âşinâ idi.
Yine bu dergâhın zâkirbaşısı olan ve Malak Hâfız diye meşhûr bulunan Aksaraylı Hüseyin Efendi (1322/1904), dâvûdî ve tatlı sesiyle güzel Kur’ân okuyanlardan biriydi.
XIX. Asrın en meşhûr mersiyehânı olarak bilinen, Bandırmalı Dergâhı’nda na’t ve durak okuyan Hüseyin Tevfîk Efendi 1324/1906) de mûsikî bilgisini Hacı Fâik Bey gibi üstadlardan almış mûsikîşinaslardandı.
Hülâsa mûsikî Celvetîlerce başlangıçtan son devre kadar alâka görmüş ve Celvetî mensûpları âyin ve merâsimlerinde mûsikîye geniş yer vermişlerdir.
Kaynak: Prof. Dr. Hasan Kamil Yılmaz, Aziz Mahmut Hüdayi, Erkam Yayınları










YORUMLAR
-
İlk yorumu yapan siz olun!