Bir Müslümanın Bir Gayrimüslim İçin Ayağa Kalkması ve Ona İkramda Bulunması Caiz midir?

Günümüz devlet büyükleri veya gayrimüslimlerle iş ilişkisi olan bir takım iş adamları gayrimüslimler karşısında ayağa kalkıp saygı gösteriyor veya onlara ikramda bulunuyorlar, bu caiz midir?

Müslüman olan kimse gayrimüslim olan kimseye ilgi gösterip ikramda bulunabilir. Çünkü İslâm’a ve hak yola çağrı gayrimüslimleri ve ateistleri de kapsamına alır. Âyette şöyle buyurulur: «Rabb’inin yoluna hikmetle ve güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel biçimde mücâde­le et.»[1]

Buna göre gayrimüslimlere İslâm’ı sevdirmek için iyi davranmak, zekât dışında kalan sadaka ve benzeri yardımlarda bulunmak, onlara ziyafet vermek ve yanına geldiğinde ayağa kalkmakta bir sakınca bulunmaz. Ancak mü’min bunu yaparken onu büyük görerek ve mü’minleri küçümseyerek yaparsa İslâmî şuurdan uzaklaşmış olur. Bu yüzden İslâm’a girmeyeceği ve belki İslâm’a zarar vereceği, her türlü hile ve desisenin içinde bulunacağı bilinen gayrimüslime karşı saygı duyarak ayağa kalkılması uygun olamz.[2] Mü’mine karşı düşmanca tavır koyan küfür ehline saygılı davranmak çekingenlik ve kendini küçük görme anlamı taşıyabilir.

Kur’ân’da şöyle buyurulur: «Muhammed Allâh’ın elçisidir. Onun yanında bulunanlar, küfür ehline karşı katı, birbirlerine karşı ise merhametlidirler.»[3] Hadiste şöyle buyurulmuştur: «İslâm yücedir, onun üzerine yücelinmez.»[4] «İslâm arttırır, eksiltmez.»[5]

Dipnotlar:

[1]. Nahl, 16/125. [2]. el-Fetâvâ’l-Hindiyye, V, 348. [3]. el-Feth, 48/29. [4]. Buhârî, Cenâiz, 79. [5]. Ebû Dâvûd, Ferâiz, 10; Ahmed b. Hanbel, V, 230, 236.

Kaynak: Prof. Dr. Hamdi Döndüren, Delilleriyle Aile İlmihali, Erkam Yayınları

BİR MÜSLÜMAN GAYRİMÜSLİMLE KARŞILAŞINCA NASIL DAVRANIR?

Bir Müslüman Gayrimüslimle Karşılaşınca Nasıl Davranır?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.