Babür Devleti’nin Tarihçesi

Babürlüler, 1526-1858 yılları arasında Hindistan’da hüküm süren bir Türk devleti. Babürlülerin kurucusu, hükümdarları, dini, mücadelesi, tarihçesi...

Babürlüler, 1526-1858 yılları arasında Hindistan’da hüküm süren bir Türk devletidir.

BABÜR DEVLETİ’NİN KURUCUSU

Hânedanın kurucusu ve ilk hükümdarı Çağatay Türkleri’nden Bâbür’dür. Bâbür Şah 1526’da Pânîpet Meydan Savaşı’nı kazanarak Lûdî Sultanlığı’nı ortadan kaldırdı ve Bâbürlü hânedanını kurdu. Mart 1527’de Kânvâ’da, savaşçılıklarıyla Hindistan’da haklı bir şöhrete sahip olan Racpûtlar’ı mağlûp etti. Çitor racası Rânâ Sangâ’nın emrindeki Hindular ağır kayıplar verdiler. Bu hadise Bâbürlüler’in Hindistan’daki hâkimiyetini iyice sağlamlaştırdı. 1530’a doğru Bâbür’ün sağlık durumu bozulmaya başladı. Devrin ileri gelenlerini yanına çağırtarak oğlu Hümâyun’un hükümdarlığını kabul ettirdikten kısa bir süre sonra 26 Aralık 1530’da Agra’da vefat etti.

Bâbür’den sonra oğlu Hümâyun (1530-1540) Agra’da tahta çıktı. Devletin o sırada önde gelen rakibi Lûdî ailesinden Afganlar’dı. Bengal’e iltica etmiş olan Mahmud Han Lûdî batıya doğru ilerleyerek Cavnpûr’u ele geçirdi. Hümâyun 1531’de şehri kurtardıktan sonra Şîr Han’a ait Çunâr Kalesi üzerine yürüyerek kaleyi dört ay kadar muhasara etti. Bâbürlüler’in güneybatıdaki komşusu Sultan Bahadır Şah Gucerâtî, 1534’te Hümâyun doğuda meşgul iken Çitor’u muhasara ettiği bir sırada Agra yakınlarına kadar ilerlemişti. Bunun üzerine Hümâyun Gucerât seferine karar verdi ve Bahadır’ı Mandasor’da bozguna uğratarak kaçmaya mecbur ettikten sonra Kambay körfezine kadar ilerledi ve Gucerât’ı topraklarına kattı (1535). Yörenin idaresini kardeşi Askerî’ye bırakarak Agra’ya döndü. Askerî Gucerât’ın muhafazasında başarılı olamadı. Bahadır Ahmedâbâd’a hücum ederek Bâbürlüler’i ülkesinden attı. Bu sırada Hümâyun iç karışıklıklarla uğraşıyordu. Kardeşleri Hindal Mirza ve Kâmrân Mirza’nın ayaklanmaları ve tahtta hak iddia etmeleri Hümâyun’u epey uğraştırdı. O sırada Şîr Şah, Ganj boyunca batıya doğru nüfuzunu yaydığı gibi Benâres’i de topraklarına kattı. Şîr Şah 27 Haziran 1539’da Çavsa’da gece baskınıyla Hümâyun’u beklenmedik bir şekilde ağır bir mağlûbiyete uğrattı.

17 Mayıs 1540’ta Kannevc Meydan Savaşı da Bâbürlüler’in yenilgisi ve Agra ile Delhi’yi boşaltıp Lahor’a çekilmeleriyle sonuçlandı. Hindal Mirza ve Kâmrân Mirza Hümâyun’la Lahor’da buluştular ve hep birlikte mücadeleye karar verdiler. Fakat Hindal-Kâmrân rekabeti, doğuda Şîr Şah tehlikesi Hümâyun’u Hindistan’dan uzaklaşmaya mecbur etti. Bâbürlüler on beş yıl kadar sürgünde varlıklarını devam ettirmeye çalıştılar. Hümâyun Safevîler’e sığındı ve Tahmasb’ın yardımını gördü. Hindal Moğollar’la yaptığı savaşta öldü. Askerî ve Kâmrân da hac için Mekke’ye gittiler ve orada vefat ettiler.

SEYDİ ALİ REİS’İN BABÜRLÜLERE YARDIMI

Hümâyun 1555’te Hindistan’a geri döndü. Sûrîler’den İskender’i mağlûp ederek Delhi’yi zaptetti. Böylece Bâbürlüler ikinci defa Hint hâkimiyetini ele geçirdiler. Mir’âtü’l-memâlik müellifi Seydi Ali Reis bu sırada Delhi’ye gelmiş ve Hümâyun’la görüşmüştür. Hümâyun 28 Ocak 1556’da kaza sonucu yaralandı ve öldü. Hümâyun’un ölümü Seydi Ali Reis’in tavsiyesi üzerine gizli tutuldu. Az sonra Hümâyun’un oğlu Ekber Şah, atalığı Bayram Han’ın yardımıyla on dört yaşında iken Celâleddin unvanı ile tahta oturdu. Gerekli tedbirler alınarak iç huzur sağlandı.

Afganlı Hemu 1556 yılı sonlarında mağlûp edildi. Daha sonra Bayram Han hacca gönderilmek suretiyle saraydan uzaklaştırılmak istendi. Ekber Şah bazı idarî ve sosyal değişiklikler yaptı. Bengal, Portekiz, Gucerât meselelerini isteği doğrultusunda halletti. Osmanlılar, Safevîler ve Özbekler’le iyi münasebetler kurdu. Hindistan-Türk tarihinde büyük akisler bırakan Celâleddin Ekber’in 1605’te vefatından sonra büyük oğlunun muhalefetine rağmen Nûreddin unvanı ile tahta çıkan Cihangir, Bâbürlüler’in Ekber’den sonraki en güçlü şahsiyetidir. 1612’de Afganlılar’ın Bengal’deki tehlikeli ayaklanmasını bastırdı. Mevar Racası Amar Sing de Cihangir ile siyasî rekabete başladı. Onun saltanatı sırasında Portekiz, Hollanda, Fransa ve İngiltere Hindistan’a karşı sömürge politikalarını geliştirdiler.

Vereenidge Dost-Indische Compagnie adlı Felemenk Doğu Hindistan Kumpanyası, Compagnie Française des Indes Orientales ve İngilizler’in kurduğu East Indian Company yanında Portekizliler’in de Hindistan kıyılarında ticarî merkezleri mevcuttu. Türkçe bilen William Hawkins 1608’de Gucerât’taki Sûret’e geldi ve ülkesi için ticarî imtiyaz istedi. Bu münasebetle 1609’da Cihangir’in huzuruna çıkarak onunla dostluk kurdu. 1615’te Sir T. Roe İngiltere adına Bâbürlü hükümdarı tarafından kabul edildi. Cihangir’in oğlu ve Dekken valisi Hürrem ona istediği bazı ticarî kolaylıkları sağladı. Dekken’de Melik Amber ayaklanması ve Maratalar’ın onunla iş birliğine girmesi Cihangir’i epeyce meşgul etti. Şehzade Hürrem babası adına Dekken’de sükûneti sağladı (1621). Bu sırada Safevî Hükümdarı Şah Abbas Kandehar’ı ele geçirdi (1622). Cihangir batı sınırı için önem arzeden bu kaleyi almak üzere Hürrem’i görevlendirdi. Ancak şehzade emrine itaat etmeyerek Bâbürlüler’in can düşmanı Melik Amber’le birleşti. Daha sonra yaptığına pişman olarak iki oğlu Dârâ Şükûh ile Evrengzîb’i başşehre yolladı. 1626’da Mehâbet Han Cihangir’e karşı ayaklandı ve hükümdarı esir aldı, fakat aynı yılın sonuna doğru Cihangir onun elinden kurtuldu. Şehzade Hürrem de bu kargaşa sırasında âsi veziri destekledi.

Cihangir 7 Kasım 1627’de Keşmir’den Lahor’a giderken yolda öldü ve Ravi nehri kıyısında Şah Dârâ denilen yerde gömüldü. Şehzade Hürrem bu sırada Dekken’de idi. Cihangir’in karısı Nurcihan’ın kardeşi Âsaf Han, Cihangir’in torunu Dâver Bahş Bûlâkī’yi hükümdar ilân etti. Ancak Dâver Bahş, az sonra Âsaf Han’ın kendisine ihanet ederek amcası Hürrem’i sultan ilân ettiğini öğrendi ve Safevîler’e sığındı (1628).

TAÇ MAHAL’IN YAPILIŞI

I. Şah Cihan adıyla Agra’da tahta çıkan Hürrem, Cihan Lûdî ve Bundelas ayaklanmalarıyla meşgul oldu. Çok sevdiği eşi Ercümend Bânû Mümtaz Mahal’in hâtırasına Tac Mahal adlı âbidevî eseri yaptırdı. Behmenîler’in son kalıntısı olan mahallî hânedanları da Bâbürlü topraklarına kattı. Portekizliler’le Hugli’deki mücadele Şah Cihan lehinde sonuçlandı. Dekken’deki ordu Evrengzîb’in emrindeydi. Bîder ile Kalyan da bu şehzade tarafından alındı. Şah Cihan 1657’de hastalandı. Bunu haber alan diğer şehzadeler ayaklandılar. Murad Bahş kendisini hükümdar ilân ettiyse de bir ihanet sonucu ele geçirilerek hapsedildi ve daha sonra öldürüldü. Şah Şücâ‘ da Hacva’da mağlûp oldu ve Murad Bahş’ın âkıbetine uğradı. Dârâ Şükûh, Samugarh’ta Evrengzîb’in kuvvetleri önünde bir varlık gösteremeyerek yenildi. Böylece rakipsiz kalan Evrengzîb, Muhyiddin I. Âlemgîr unvanıyla 21 Temmuz 1658’de Agra’da tahta çıktı ve babasını da kalede göz altına aldırdı.

1662’de doğuda Assam racası Bâbürlüler’e karşı ayaklandı. Evrengzîb muktedir ve güvenilir valilerden Mîr Cumlâ’yı onun üzerine yolladı. Yûsufzay ve Afridîler’in 1667 ve 1672’de birbirini takip eden isyanları da bastırıldı. Cesvent Sing’in bir halef bırakmadan ölmesi üzerine de Mârvâr Bâbürlü topraklarına katıldı. Hindistan’da Hinduluğun en güçlü temsilcilerinden biri de Racpûtlar’dı. Evrengzîb, oğlu Ekber’i bunları te’dib etmekle görevlendirdi. Fakat tecrübesiz şehzade Racpûtlar’ın vaadine aldanarak babasına karşı isyan etti. Bâbürlü ordusu hemen hükümdarın diğer oğlu Muazzam’ın idaresinde Ekber’in üzerine yürüdü. Ekber önce Dekken’e, sonra Maratalar’a sığındı. Evrengzîb’in sıkı takibi dolayısıyla canını kurtarmak için İran’a kaçtı ve orada öldü. Maratalar gün geçtikçe Bâbürlüler’e karşı düşmanca tutumlarını daha da arttırdılar. Reisleri Şâhcî, Ahmednagar’dan çevreye sık sık baskınlar düzenleyerek birçok yeri yağmaladı.

TÜRKLER HİNDİSTANA YERLEŞTİRİLEREK MÜSLÜMAN NÜFUS ARTIRILDI

Evrengzîb daha sonra Şâhcî’nin oğlu Sîvâcî ile meşgul oldu. Amber Racası Cay Sing’i Maratalar’a karşı harekete geçirdi. Âsiler yenilgiye uğratıldığı gibi zaptettikleri arazi de Bâbürlüler tarafından alındı. Dilir Han Racapûr’a yürüyerek şehir ve kale yakınlarında Maratalar’ı ağır bir mağlûbiyete uğrattı (1679). Sîvâcî’ye kendisi gibi muharip olan oğlu Sembhâcî halef oldu ve Evrengzîb’i dört beş yıl kadar uğraştırdı. Karakoyunlular’a mensup Kutbşâhîler ile Osmanlılar’la akraba olduklarını iddia eden Âdilşâhîler Bâbürlüler’in hâkimiyetini tanımak zorunda kaldılar (1687). Dekken bölgesi ve civarının hâkimiyet altına alınmasından sonra sıkı bir şekilde takip edilen Sembhâcî de esir alındı. Bazı kutsal değerlere hakaret etmesinden dolayı Evrengzîb’in emriyle 1689’da idam edildi. Ancak Maratalar bu defa Raca Ram ve II. Sîvâcî gibi liderler vasıtasıyla Bâbürlüler’e karşı mücadeleye devam ettiler. Evrengzîb 1705’te Maratalar üzerine son seferine çıktı. Vâkinkera Kalesi’ni kuşattığı sırada hastalandı ve 3 Mart 1707’de Ahmednagar’da öldü. Cesur ve ileri görüşlü bir kişi olan Evrengzîb Bâbürlüler’in altı büyük hükümdarının sonuncusudur. Devlet yönetimi hakkında on iki maddelik bir de vasiyetnâme bırakmıştır. Hindular karşısında müslüman nüfusu dengeleyebilmek için Türkistan’dan getirilen çok sayıda Türk’ü büyük şehirlerde iskân ettirmiş, onlara toprak dağıttığı gibi ordusunda da görev vermiştir.

BABÜR DEVLETİ’NİN ZAYIFLAMASI

Evrengzîb’in ölümünden sonra oğulları A‘zam Muhammed Şah ve Kâm Bahş 1707’de kısa bir süre tahtı ellerinde bulundurdular. A‘zam Muhammed Şah babası gibi güçlü bir şahsiyet değildi. Kâm Bahş, Bîcâpûr sûbedar*ı iken Turaniyanlı beylerin desteğiyle tahta sahip olmak istedi. Kendi adına hutbe okuttuğu gibi para da bastırdı. Bu arada Evrengzîb’in diğer oğlu Şah Âlem I. Bahadır Şah da ayaklanmış, A‘zam Şah’ı yendikten sonra hükümdarlığını ilân etmiş ve Dekken’de istiklâlini ilân eden Kâm Bahş’ın kendisine itaat etmesini istemişti. Bunun üzerine Kâm Bahş, Pâdişâh-ı Dînpenâh unvanını alarak I. Bahadır Şah’la mücadeleye karar verdi. Ancak Haydarâbâd yakınlarında meydana gelen savaşta mağlûp oldu, kısa bir süre sonra da aldığı yaraların tesiriyle öldü. I. Bahadır Şah daha şehzade iken Muazzam unvanını taşıyordu. Babası adına Dekken’i yönetmiş ve Goa’daki Portekizliler’le savaşmıştı. Ancak Bâbürlüler’e sonraki tarihlerde büyük darbeler indirecek olan Maratalar’a mağlûp olmuştu. 1699’da Afganistan’da Kâbil valiliğine gönderilmişti. I. Bahadır Şah 1707’de Bâbürlü hükümdarı oldu. Saltanatının ilk yılları Marata ve Racpûtlar’la mücadele içinde geçti. 27 Şubat 1712’de ölümünden önce Pencap’taki Sihler’i te’dib edip dağlık bölgeye sürdü.

I. Bahadır Şah’a büyük oğlu Azîmüşşân halef oldu. Fakat vezir Zülfikar Han’ın desteğine rağmen tahtı muhafaza edemedi. Mültan’da vali olan Muizzüddin Cihandar Şah üç gün devam eden savaştan sonra Azîmüşşân’ı bertaraf ederek Bâbürlü tahtına çıktı. Ancak isyan eden Azîmüşşân’ın büyük oğlu Ferruhsiyer meselesini bir türlü halledemedi. Oğlu İzzeddin, Barhe seyyidlerinin desteklediği Ferruhsiyer’e mağlûp oldu. Sadık veziri Zülfikar Han 1713’te âsi kuvvetlerle Agra’da savaştı. Durumun aleyhinde geliştiğini gören Cihandar Şah Delhi’ye sığındıysa da burada ele geçirildi. Ferruhsiyer 10 Ocak 1713’ te Bâbürlü tahtına oturdu. Ancak kendisine bu mevkii sağlayan Bâre Seyyidleri’yle anlaşamadı. Bengal’de ve dolayısıyla Kalküta’da nüfuz kazanmış olan İngilizler fırsattan istifade ederek Ferruhsiyer’den gümrük resminden muaf olduklarına dair izinnâme aldılar. Ondan sonra sırasıyla Şemseddin Refîüdderecât ve Refîüddevle II. Şah Cihan 1719’da Bâbürlü tahtına çıktılar. Seyyidler ve bazı Hindu ileri gelenleri hükümdarın zayıflığından faydalanarak düzeni bozucu bazı menfaatler sağladılar. II. Şah Cihan da selefinden farklı değildi ve Seyyidler’in istedikleri şekilde hareket etti. Maiyetiyle Agra’ya giderken Fetihpûr Sikri yakınında Bidyâpûr köyünde öldü (Eylül 1719). Bu sırada Mâlvâ sûbedarı Nîkûsiyer, Çın Kılıç Han’a güvenerek hükümdarlığını ilân etmişti. Ancak Çın Kılıç Han ve ona tâbi olanlar Nîkûsiyer’i yalnız bıraktılar. Ali ve Seyyid Hüseyin hanlar Bâbürlü hükümdarını Agra’da muhasara altına aldıktan sonra esir ederek Delhi’ye sürgüne yolladılar.

BABÜR DEVLETİ’NİN PARÇALANMASI

Bâbürlüler’in son güçlü hükümdarı Nâsırüddin Muhammed’dir. Rûşen-ahter lakabını taşıyan Nâsırüddin Muhammed 29 Eylül 1719’da tahta çıktı ve Seyyidler’in de yardımıyla mevkiini sağlamlaştırarak otuz yıla yakın saltanat sürdü. Afganistan’da ve İran’da Afşarlılar’ı güçlendiren ve onlara parlak bir devir yaşatan Türkmen reisi Nâdir Şah, Kandehar meselesi sebebiyle Bâbürlüler’le anlaşmazlığa düştü. Galzaylar’ın Hindistan’a sığınması üzerine Nâsırüddin Muhammed’e mektup yazıldı. Fakat Nâdir Şah’ın gün geçtikçe artan gücünü göremeyen Bâbürlü hükümdarı Afşarlılar’ın ricasını cevapsız bıraktı. Nâdir Şah bu sebeple 1738’de Kâbil’i, 1739’da da Delhi’yi işgal edip ülkeyi yağmaladı. Hindistan’ın bütün zenginlikleri İran’a taşındı. Nâsırüddin Muhammed, Nâdir Şah’ın Hindistan’dan ayrılmasından sonra içte emniyeti sağlamaya çalıştı. 1747’de Nâdir Şah’ın öldürüldüğü haberi Delhi sarayına ulaştı. Afşar ordusundaki Afganlar Abdâlî kabilesinden Ahmed’i kendilerine şah seçtiler. Afganlılar tekrar Bâbürlüler’in kuzeybatı sınırlarını kolaylıkla aşarak Pencap’ı yağmaladılar. Nâsırüddin Muhammed, son çare olarak oğlunun kumandasındaki kuvvetlerini Ahmed Şah Dürrânî üzerine yolladı. Pencap-Delhi yolu üzerindeki Sirhind’de meydana gelen savaşta Bâbürlü kuvvetleri istilâcı Abdâlîler’e mağlûp oldu. Nâsırüddin Muhammed, oğlunun Afganlılar tarafından öldürülmesinden kısa bir süre sonra 16 Nisan 1748’de vefat etti.

Delhi’de XIV. yüzyılın büyük velîsi Şeyh Nizâmeddin Evliyâ’nın türbesi yakınında toprağa verildi. Bâbürlüler bundan sonra hızlı bir çöküş içine girdiler. Ülke Maratalar’ın, Pindârîler’in ve hepsinden önemlisi ateşli silâhlarla donatılmış İngilizler’in istilâsına uğradı. Evrengzîb devrinde en geniş sınırlarına ulaşan Bâbürlüler büyük kayıplara uğrayarak süratle eridiler. Afganlılar, Sindliler, Pencaplılar, Keşmirliler, Bengalliler ve Güney Hint racaları imparatorluktan paylarına düşen toprakları aldılar.

Mücâhidüddin Ebû Nasr unvanını taşıyan Ahmed Şah Bahadır (1748-1754), annesi Udam Bai ve harem ağası Câvid Han’ın tesirinde kaldı. Ahmed Şah Dürrânî onun zamanında Pencap’ı istilâ ederek yağmaladı. Bu arada İskenderâbâd’daki Maratalar ayaklandılar; 1750’de yakın adamı Safder Ceng Maratalar’a katıldı. Bu ayaklanmadan sonra gücünü epeyce kaybeden Bahadır tahttan indirildi.

BABÜRLÜLERİN İNGİLİZ HAKİMİYETİNE GİRMESİ

Azîzüddin II. Âlemgîr (1754-1760), vezir İmâdülmülk Gaziddin’in yardımlarıyla nüfuz sağlayabildi. Güçlükle toplayabildiği orduyla Pencap’ı Dürrânîler’den geri alma teşebbüsü felâketle sonuçlandı. Ocak 1757’de Delhi ikinci defa Afganlılar’ın eline geçti. Bu hadiseden sonra vezir Gaziddin bir komplo hazırlayarak II. Âlemgîr’i tahttan indirip öldürttü (1760) ve hükümdarın oğlu Ali Cevher’i Celâleddin Şah Âlem unvanıyla tahta çıkardı. 1760-1806 devresinde iki defa tahta çıkan Şah Âlem, Baksar Savaşı’ndan sonra İngilizler’in himayesini kabul etti. Robert Clive, 1767’ye kadar devam edecek valilik görevine getirildi. Hükümdar ise İngilizler’den maaş alan bir memur durumuna düştü.

SON BABÜR ŞAHI

Bîdârbaht ve Muînüddin II. Ekber de İngilizler’in gölgesinde varlıklarını kabul ettirebilmişlerdi. Son Bâbürlü hükümdarı Sirâceddin II. Bahadır Şah’tır. 1837-1858 yılları arasında ülkede Bâbürlüler’in eski büyüklüğünden hiçbir eser kalmamıştı. Bahadır Şah 1857’de Delhi’de patlak veren ayaklanmaya zoraki ön ayak olduğu için İngilizler tarafından sert bir şekilde cezalandırıldı. Aralık 1858’de Birmanya’ya Rangun’a sürüldü ve 6 Kasım 1862’de orada öldü.

BABÜR DEVLETİ HÜKÜMDARLARI

BÂBÜRLÜLER (932-1274/1526-1858)

1. Zahîrüddin Bâbür 932 (1526)
2. Nasîrüddin Hümâyun 937-947 (1530-1540
[ikinci hükümdarlığı 962/1555])
3. Celâleddin Ekber 963 (1556)
4. Nûreddin Cihangir 1014 (1605)
5. Dâver Bahş 1037 (1627)
6. Şihâbüddin I. Şah Cihan 1037 (1628)
7. Murad Bahş 1068 (1657)
8. Şah Şücâ‘ 1068 (1657)
9. Muhyiddin Evrengzîb Âlemgîr 1068 (1658)
10. A‘zam Şah 1118 (1706)
11. Kâm Bahş 1119 (1707)
12. I. Şah Âlem I. Bahadır Şah 1119 (1707)
13. Azîmüşşân 1124 (1712)
14. Muizzüddin Cihandar Şah 1124 (1712)
15. Ferruhsiyer 1124 (1713)
16. Şemseddin Refîüdderecât 1131 (1719)
17. Refîüddevle II. Şah Cihan 1131 (1719)
18. Nîkûsiyer 1131 (1719)
19. Nâsırüddin Muhammed Şah 1131 (1719)
20. Ahmed Şah Bahadır 1161 (1748)
21. Azîzüddin II. Âlemgîr 1167 (1754)
22. III. Şah Cihan 1173 (1760)
23. Celâleddin Ali Cevher II. Şah Âlem 1173 (1760)
24. Bîdârbaht 1202 (1788)
25. II. Şah Âlem (ikinci hükümdarlığı) 1203 (1788)
26. Muînüddin II. Ekber 1221 (1806)
27. Sirâceddin II. Bahadır Şah 1253-1274 (1837-1858)

Kaynak: DİA

İslam ve İhsan

TAC MAHAL'DE NAMAZ YASAĞI

Tac Mahal'de Namaz Yasağı

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.