Asrın Getirdiği Problemler

İnsan dâimâ huzur ve saâdeti arar. Fakat Mevlânâ Hazretleriʼnin tâbiriyle, “Bir şeyi bulunmadığı yerde aramak, onu aramamak demektir.”

Beşeriyet kendi nâkıs aklına aşırı güvenerek iki cihan saâdetinin yegâne rehberi olan ilâhî hakikatlerden uzaklaştıkça, tıpkı iki eliyle yaptığı âciz putlara tapınmak gibi bir sapıklıkla, kendi ürettiği sistemlerin esiri olmuştur.

KOMÜNİZM BİR GÜNDE ÇÖKTÜ

Bir ara komünizm ve sosyalizmin zulmü, ruhları kasıp kavuruyordu. Komünizm, rejimini tam 20 milyon kelle üzerine kurdu. Ama 240 tümen askeriyle Rusyaʼda bir günde çöktü gitti.

Tahrif edilmiş ve aslından kopmuş hristiyanlık ve mutaassıp kiliseye duydukları aksülâmeli ifrata götürerek, ilerleme ve terakkîyi umûmî mânâda dinden kaçışta gören Batı, mâneviyat ve ahlâktan uzak, materyalist, pozitivist ve pragmatist bir zihniyete bürünerek, makineyi baş döndürücü bir hızla terakkî ettirdi. Kurduğu dev makine sanayiinin hammadde ihtiyacını karşılamak için de dünya çapında bir sömürü düzeni meydana getirdi. Ten plânına dâir ve nefsin rahatını temin yönünde büyük kolaylıklar keşfedildi. Fakat ruhlar ihmâl edildi. Bu sebeple teknik gelişmeler, insanlığa huzur ve saâdet getirecek bir medeniyet inşâ edemedi. Teknik ve makine medeniyetine duyulan şuursuz ihtiras, mâneviyattan uzaklaşan insanın ruh dünyasını daha da alt üst etti.

GLOBALLEŞME DÜNYAYI İSTİLA ETTİ

Bugün insanlık, ekseriyetle sekülerizmin pençesinde bir hayat yaşıyor. Dünyevîleşme ve maddiyatçılıkla birleşen globalleşme, âdeta büyük bir fırtınaya dönüşerek bütün dünyayı istilâ etmiş bulunuyor.

Artık sınırlar, mesâfeler de eskisi gibi değil, herkes birbirine çok yakın. Ağrı Dağıʼnın eteğindeki bir kulübede yaşayanla, dünyanın en hareketli şehrinde yaşayan, neredeyse aynı duruma geldi. Televizyon ve internet dediğimiz vâsıtaların girmediği yer kalmadı. Ne yazık ki, bu vâsıtalarla yapılan yayınların çoğu da, insanın iç yapısını çürütüyor, eritiyor, boşaltıyor, yerine kendi dünya görüşünü ve kıymet hükümlerini dolduruyor. Global kültür ve moda akımlar, sürekli nefsânî arzuları iştahlandırıp tüketimi teşvik ediyor, insanı oburlaştırıyor. Neticede insanı âdeta uzaktan kumandalı bir robot hâline getirerek yönlendiriyor, şekillendiriyor, kalıptan kalıba koyuyor.

Kaynak: Osman Nûri Topbaş, 40 Soru 40 Cevap, Erkam Yayınları, 2011

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.