Adiyy Bin Hatem (r.a.) Kimdir?

Adiyy Bin Hatem radıyallahu anh cömertliğiyle meşhur bir aileden... Babasının cömertliği darb-ı mesel haline gelmiş, kendisi de "Cevad İbnü'l-Cevad = Cömert oğlu cömert" diye anılan bir yiğit...

Sevgili Peygamberimiz Mirac'a çıktığında, Cehennemde sığınakta kendisine ateş dokunmayan bir adam gördü. Cebrail aleyhisselam'a sorduğunda "Bu adam Hatem-ı Taîdir. Allah onu cüdu sehası cömertliği dolayısıyla cehennem ateşinde yakmadı." dedi. İşte Adıyy Bin Hatem böyle bir babanın oğlu...

Onun İslam'a girişi biraz geç oldu. Kendi liderliğinin elinden gitmesinden korkarak tam 20 yıl gönlünü İslam'a açamadı. Fakat sonunda kavminin bütün fertleriyle birlikte İslam'a girdi. İslam için çalıştı. Tavizsiz bir mü'min oldu. Onun Müslüman oluş hikayesi İslam açlığı duyan herkes için ibretlerle doludur. Şöyle ki Adıyy babasının miras bıraktığı Tayy kabilesinin reisi olarak yaşıyordu. İslam güneşi Arabistan'ı aydınlatmaya başlamıştı. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Medine çevresindeki kabilelere sefirler gönderiyor ve İslam'a davet ediyordu. Hicretin 9'uncu senesiydi. Tebük'ün doğusundaki Tayy kabilesi üzerine de Hz. Ali (r.a.) kumandasında bir seriyye gönderdi. Müslümanların kendi topraklarına ayak bastığını duyan Adıyy Bin Hatem ailesiyle birlikte Suriye taraflarına kaçtı. Müslümanlar birçok esir alarak Medine'ye döndü. Esirler arasında Adıyy Bin Hatem'in kız kardeşi Sefane de vardı Resul-i Ekrem (s.a.) Efendimizin huzuruna getirilince Sefane Müslüman olduğunu söyledi ve "Ey Muhammed! Beni esaretten kurtarmanı senden rica ediyorum. Ben Hâtem-i Tayy'ın kızıyım. Şüphesiz babam kendisine sığınanları korur, ihtiyaç sahiplerine yardım eder, açları doyurur, yemek yedirir, kendisinden bir şey isteyeni katiyen reddetmezdi" dedi. Bir müddet sonra ailesinin yanma dönmeyi istedi. Sevgili Peygamberimiz ona güzel elbiseler giydirdi. Binmesi için bir deve hazırlattı. Ona yol azığı, harçlık vererek Şam'a kardeşi Adıyy'nin yanına gönderdi.

HİDAYETE VESİLEN OLAN EDEP

İki Cihan Güneşi Efendimizin o gönül alıcı, tatlı, müşfik davranışları kendisinden yüz çeviren, davasına düşman olan Adıyy'i dahi hayrette bıraktı. Sefane'nin anlattıklarına inanamadı. Fakat Sefane kardeşine Medine'ye gitmesi için ısrar etti. Onun yanında asla hor, hakir görülmeyeceğini söyledi. Onun nezaketinin, edebinin, büyüklüğünün ancak görüldüğünde anlaşılacağını ve vakit kaybetmeden gitmesinin zaruretini ona kabul ettirdi. O da hazırlığını yaparak Medine'ye geldi. Bundan sonraki safhayı Adıyy Bin Hatem'den dinleyelim.

"Resûlullah (s.a.) mescidde imiş, oraya gittim. Huzuruna varıp selam verdim. Bana "Kimsiniz?" buyurdular. Ben de "Adıyy Bin Hatem'im " dedim. Yerinden kalkıp elimi tuttu ve evine davet etti. Yolda, zayıf, yaşlı bir kadın karşısına çıktı ve ihtiyacı olduğunu anlattı. Onunla ilgilendi ve ihtiyaçlarını halletti. Ben kendi kendime, 'Bu bir hükümdar, melik olamaz" dedim Sonra evine vardık içi hurma lifi dolu bir minderi aldı ve oturacağım yere koydu. Buraya oturun buyurdular. Siz oturun dedim. Tekrar oraya oturmamı emir buyurunca oturdum. Kendileri de kuru yere oturdu. Yine kendi kendime içimden "Vallahi melik olan bir kimse böyle yapamaz. Bu çok kerem sahibi bir kimsedir" dedim. Daha sonra bana "Ey Adıyy ibni Hatem İslam ol kurtul!..." buyurdu. Ben "Benim dinim var" dedim. Bunun üzerine "Söyle bakalım sen Hıristiyanlıkla, Sabiilik arasında bir din olan rükusi değil misin? Halkın içinde ganimetlerin dörtte birini alarak geçinmiyor musun?" dedi. Ben içimden "Vallahi doğru söylüyor. Bilinmeyenleri biliyor. O bir Peygamber" dedim. Resûlullah (s.a.) bana devamla "Ya Adiyy!... Seni İslam'a girmekten alıkoyan nedir? Allah'tan başka ilah var mı? Neden çekiniyorsun? Seni Allah büyüktür demekten alıkoyan nedir? Allah Teala'dan daha büyük var mı?" dedi. Bu nezaket, edeb ve tatlı sözler karşısında adeta eridim. Artık gönlümde liderlik sevdası ve onun verdiği kin, kibir, gurur diye bir şey kalmadı. Gönlüm ısındı ve ona karşı sevgi yumağı haline geliverdi. Derhal kelime-i şehadet getirerek İslam'la şereflendim "

İşte taş kalpleri eritecek, gönülleri fethedecek İslam ahlakı!... İşte muannid yürekleri bile yumuşatacak tavır. Tatlı söz, nezaket ve ince edeb... Kimseyi hor görmemek. Herkese değer vermek. Gerekirse ihtiyaçlarını gidermek vs. Allah Resûlü gönülleri bu davranışlarıyla fethetti. İslam insanını bu ahlakla yoğurdu. Rabbimiz bizlere de bu incelikleri kavramayı nasip etsin... Amin.

Resûl-i Ekrem (s.a.) Efendimiz onun İslam'a girmesine sevindi ve Adıyy Bin Hatem (r.a.)'ı kendi kabilesine İslamiyeti anlatmak ve onların zekatlarını toplamak üzere vazifelendirdi. Kabilesine vardığında İslamiyeti onlara anlattı ve onların toptan Müslüman olmasına vesile oldu. Tayy kabilesinin zekat mallarını ilk defa kendi eliyle toplayarak Resûl-i Ekrem (s.a.) Efendimize gönderdi.

SADAKA VERMENİN FAZİLETİ

Sevgili Peygamberimiz bir gün ona sadaka vermekle ilgili olarak: "Bir hurmanın yarısıyla bile olsa, Cehennem ateşinden korunun. Onu bulamazsanız tatlı ve güzel söz île karşılık verin "buyurdular.

O bu inci danesi tavsiyeleri kendine rehber edindi. Elindeki imkanları hep İslam yoluna harcadı. Dünyaya hiç değer vermedi. Bol bol sadaka verdi. Kazancını fakirlere dağıttı. Onun bu ahlakî güzelliği Fahr-i Kainat Efendimizin gönlünü fethetti. Meclislerine geldiğinde Adıyy (r.a.)'a yer verirler ve iltifatta bulunurlardı. O son olarak Sevgili Peygamberimizle Veda Haccında bulundu. Resûl-i Ekrem (s.a.) Efendimizin irtihalini müteakip bazı Arap kabileleri İslam'dan ayrılarak irtidat ettiler. Onun kabilesinden ise, hiçbir ferdin böyle çirkin bir hareketi görülmedi. O, Hz. Ebubekir (r.a.) zamanında Suriye seferine, Hz. Ömer (r.a.) devrinde Irak fethine katıldı. Hz Ali (r.a.) zamanında sancaktarlık yaptı.

Uzun ömürlü sahabilerden biri olan Adıyy ibni Hatem (r.a.) 66 hadisi şerif rivayet etmiştir. 120 yaşlarında iken Küfe'de Hicri 68 senesinde dar-ı bekaya göç eyledi. Cenab-ı Hak'tan şefaatlerini niyaz ederiz. Amin.

Kaynak: Mustafa Eriş, Altınoluk Dergisi, 1996 - Kasım, Sayı: 129, Sayfa: 026

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.