Yolcu Olan Kişi Kurban Kesebilir mi?

Yolculuk yapan kimseler kurban kesebilir mi?

Fıkhî açıdan bir kişi Kurban Bayramı günlerinde, ikamet ettiği yerden, 15 günden az bir süre için, 90 km ve daha uzak bir yere yolculuğa çıkarsa seferi sayılır ve bu durumda kurban kesmesi vacip olmaz. Buna rağmen gittiği yerde kurban keserse, bu ibadeti geçerlidir. Kurban kesmenin sevabına ermiş olur.

Dinimizce, seferilikte bir takım ibadetler için kolaylık gösterilmesinin sebebi, ikamet edilen yerden 90 km ve daha uzak bir mesafeye yolculuğa çıkılmış olmasıdır. Gösterilen kolaylığın hikmetlerinden birisi ve en önemlisi, yolculuk esnasında karşılaşılabilecek zorluk ve meşakkatleri önlemektir. Bir kişi gittiği yerde herhangi bir zorlukla karşılaşmasa bile, sırf yapılan yolculuk sebebiyle dinen ona, bu kolaylıklar tanınmıştır. Bu yüzden bayram günlerinde dinimizce yolcu sayılan bir kimsenin, kurban kesmesi vacip değildir. Fakat yine de isterse kurban kesebilir. Kestiği kurbandan dolayı da sevaba nail olur.

KAYNAK: Dr. Recep ÖZDİREK, Kurban İbadeti, Erkam Yayınları, 2007, İstanbul

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

  • Kurban ibadeti için orada bulunmanıza gerek yok. Babanıza kurban ibadeti için kesme yetkisi vermeniz vekalet verdiğiniz anlamına gelir. Vekaleten kesilen kurbanda İslami usullere uygun olduğu sürece bir problem bulunmamaktadır. Daha detaylı bilgi için: www.islamveihsan.com/vekalet-yoluyla-kurban-kesilir-mi.html http://www.islamveihsan.com/kurban-vekaletinde-mesuliyet-kime-aittir.html

    Merhaba hocam, Ben geçen kurban bayramında kendim yurt dışında çalışmaya gittiğimden dolayı evde kurbanlık hayvanını satın alarak babama benim için kesmesini istedim öylece ben kendim bulunmadım o sırada. Bu makbulmudur sizce, yani illa kendim olmam gerekiyormuydu

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.