Yavaşla!

Şefika Meriç'in Şebnem dergisi 196. sayısında kaleme aldığı makaleyi sizlerin istifadesine sunuyoruz...

Baş döndüren bir hızla akan ilginç bir zamanı yaşıyoruz. İnsanların içine düştüğü acımasız bir telâşa şâhit oluyoruz. Aynı zamanda kapitalist anlayışın geldiği noktada, makine hâlini almış bir insan tipi ve ardına, önüne, sağına, soluna bakmadan son hızla koşan bir insanlık manzarası var önümüzde... İnsan sormak istiyor:

“Nereye bu gidiş?”

“Nereye bu kaçış?”

Yahut Necip Fazıl Üstâd’ın ifadesiyle, insanlığa “Durun!” diye haykırarak bu gidişin bir sonunun olmadığını ifade etme mânâsında;

“Durun kalabalıklar, bu cadde çıkmaz sokak!

Haykırsam, kollarımı makas gibi açarak

Durun, durun, bir dünya iniyor tepemizden

Çatırtılar geliyor, karanlık kubbemizden…” mısralarını okumak istiyor insan.

Bir kıyamet sahnesi gibi bugün yaşananlar… Yükselen benlik duyguları, acımasızlık, insanları sınıflara ayırarak tepeden bakışın belirginleştiği bir zaman dilimi… İnsanlık, huzur ipini kopardıktan sonra dünyada daha çok acılar ve dramlar yaşanacak. Bir kıyamet alametinden öte bir kıyamet sahnesi...

Gücü olan, kuvveti ve nüfuzu olan gemiye binebiliyor. Gerisi, kendisini denizin hırçın dalgaları arasında buluyor. Belki gemiye binenler, “Kurtulduk!” sanıyor; ancak unutmamak lâzım ki, Nûh tufanı, nice isyan dolu gemileri denizin dibine batırmıştır.

Bugün modern insan aklı, büyük bir şaşkınlık içindedir. İlâhî kudret karşısında küçücük aklıyla îcat ettiği teknolojik imkânlar yüzünden kendi putunu kendisi yapan ve onun önünde saygı ile eğilen putperestler gibi, acı, ama komik duruma düşmüştür.

Bir kaçış, bir telaş ve nereye gittiği belli olmayan bir insan tipi var karşımızda… İnsanı, insanın insafına bıraktığınız zaman, yani insanın rûhî sıkıntılarının çaresini insan aklında aradığınız zaman, bir tarafta insan öğüten mekanizmalar, diğer tarafta güyâ onu tedavi etmeye çalışan başka mekanizmalar... Aynı yapının farklı çarkları... Neticesi, “çıkmaz” olan bugünün modern insanının aklı, artık insanlığı mânevî bir iflasın eşiğine getirmektedir.

“Yavaşlamalı ve Varlık Aleminin Farkına Varmalıyız!”

Her türlü medya aracını kullanarak fikir ve sözde yeniliklerle (!), insanlığa bir “sürü” muâmelesi yapan kapitalist aklın, dünyayı içine sürüklediği içler acısı durum ortadadır. O yüzden insana ve insanlığa çağrımız öz olarak şudur:

“Yavaşlamalı ve varlık âleminin farkına varmalıyız!”

Kâinatı dinlemeye, kendimizi dinlemeye, ilâhî tecellilerin farkına vararak yeniden îman etmeye ihtiyacımız var. Bizi ve tefekkür dünyamızı sığlaştıran, bakışlarımızdaki derinliği yok eden her türlü dış alâkalardan uzaklaşarak, yeniden insanlık aslımıza dönmeye ve huzuru burada aramaya ihtiyacımız var. Birbirimizin yüzüne bakmaya, gözlerindeki kederi ve sevinci görmeye, kalplerimizdeki muhabbeti hissetmeye, yani insanlığımızı hatırlamaya ihtiyacımız var.

Korkunç bir çağ içinde mutsuz insanlarının gittikçe arttığı bir zamanı ve o zamanın yıkıcı âfetlerini yaşıyoruz, hep birlikte... Birçok mefhumun mânâsını ve derinliğini kaybettiği bir telaş dünyası... Gücün ve kuvvetin veya sahip olunan varlıkların bir noktadan sonra bir şey ifade etmediği, âdeta “Azıcık aşım, ağrısız başım!” denebilecek bir dönemi yaşıyor bütün dünya… Hani insan; “Bunu da mı görecektik?” şeklinde sözler eder ya, işte o türden günlerin içindeyiz. “Ne oldu? Nasıl oldu? Neden böyle oldu?” sorularının cevapları beyin yakar mahiyette…

“Sabır, yavaşlamaktır!” diyor bir mütefekkir… Rabbimiz, her dâim kullarına sabrı tavsiye ediyor. Yani farkında olmayı... Hâdiselere sağlıklı bakabilmeyi... Acele etmemeyi… Çünkü sabır ve teenî ahlâkına ulaşan insanlar, hâdiseleri daha isabetli bir şekilde değerlendirebilirler. Tefekkür ve teenniyle hareket edenler, daha isabetli bir neticeye ulaşırlar. O yüzden hayatı en güzel şekilde idrak etmenin ve hayata mânâ kazandırmanın yolu, sabırlı olmaktan geçer.

Hayatın her aşamasında şahit oluyoruz ki, sabırla sabırsızlık arasında, kazanmak ve kaybetmek kadar önemli bir fark var. Her şeye sabır gerekli… İnsana, eşyaya, hâdiselere… Hattâ insanın kendisine dahî sabretmesi gerekir. Kendine sabredemeyen, kendine tahammülü olmayan bir insanın, başkalarına sabrı da zor olur.

"...Rabbimizin Kullarından İstediği Bir Davranış"

“Sabır” kelimesi, Yüce Kitabımız Kur’ân-ı Kerîm’de birçok yerde Rabbimizin kullarından istediği bir davranıştır. Sabredenlerin müjdelendiği, sabırla Allah’tan yardım istenilmesi gerektiği, sabredenlerin kurtuluşa ereceği hemen ilk anda aklımıza gelen âyet-i kerîme meâlleri... Bu kadar mühimdir sabır davranışı.

“Hız” ve “haz” diye şuuraltlarına yerleştirilen çağın hastalıklı bakışı, üzülerek ifade etmek gerekir ki, nesillerimizin ifsadına sebep olmaktadır. Hız ve haz çengeline takılan karakterler, hayatın her ânının böyle olması gerektiği hatasına düşerek bir tür psikolojik rahatsızlığa yakalanıyorlar.

İletişimin övüldüğü, ama aslında herkesin tek başına yaşatıldığı ve kontrol altında tutulduğu bir anlayışın kurbanı olan bizler, sormadan, sorgulamadan âdeta bize dayatılan bu kalıp davranış biçimlerini kısa sürede benimsedik. Meselâ insan hayatı, neden bu kadar hızlı olmalı? Her istediğimizde istediğimiz kişiye, istediğimiz yere veya eşyaya bu kadar hızlı ulaşmak, her zaman faydalı mı? Bunun hayatımızda ne gibi olumsuz neticeleri var? Biz bu imkânlar içinde sevdiklerimize eskilerden daha fazla mı zaman ayırıyoruz? Çok hızlı bir şekilde mekân ve zaman değiştirmek, yanı başımızda, burnumuzun ucunda olan şeyleri görmemizi, ânı yaşamamızı kolaylaştırıyor mu, engelliyor mu? Ayıklanmamış bu kadar bilgiye, yine bu denli hızlı ulaşmak ne kadar verimli? Hayatımızda her yaptığımızın bu kadar hızlı başkaları tarafından biliniyor olması, bizim hangi taraflarımızı tüketiyor? Daha nice benzeri sorular…

İnsanlık Aslına Dönmeli

İnsanlık aslına dönmeli. Fıtratına dönmeli. İnsanlık zaafiyetlerinin farkında olarak kendi ürettiği imkânları bir put hâline getirmemeli.

Sabır dedik ve sabrın yavaşlamak olduğunu ifade ettik. Bugün fert ve toplum olarak şöyle bir durmaya, tefekkür etmeye ve iç muhasebeye âcil ihtiyacımız var. İçimizdeki virüsleri tedavi etmeye ve mânevî olarak arınmaya ihtiyacımız var. Şu hız ve haz belâsından kurtulmaya ve nesillerimizi de bu musibetten korumaya her zamankinden daha çok ihtiyacımız var.

Zihin dünyamızı boş bırakmayan, “zamâne illeti” denebilecek birtakım sahte sosyalliklerden,

Fikir dünyamızı ifsat eden, ne konuştuğunu kendi dahî bilmeyen, köksüz sözde mütefekkirlerden,

Gönül dünyamızı yıkan, istismarcı anlayışlardan kurutulup kendimize dönmeliyiz.

Bize bizi hatırlatan, rûhumuza mânevî neşe veren; dünyaya ait hiçbir şey için telâşeye düşmeden ukbâya dâir her şeyde çok acele etmemizi tavsiye eden yüce gönüllere ihtiyacımız var.

Kaynak: Şefika MERİÇ, Şebnem Dergisi, Haziran-2021, Sayı:196

SABIR İLE İLGİLİ AYETLER VE HADİSLER

Sabır İle İlgili Ayetler ve Hadisler

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.