Yaşlılar Neden Sık Düşer?

Özellikle çoklu ilaç kullanan, yürüme ve denge bozukluğu ya da beslenme yetersizliği ve görme problemi bulunan yaşlılar düşme açısından risk grubunda yer alıyor.

Kemik erimesi olarak bilinen osteoporoz ve kas kaybı olarak tanımlanan sarkopeni bulunan, çoklu ilaç kullanan, yürüme ve denge bozukluğu ya da beslenme yetersizliği ile görme problemi bulunan yaşlılarda “düşme”nin yaşamı tehdit eden sağlık sorunlarına yol açabildiği, yaralanmaya bağlı hastaneye yatışları artırdığı belirtildi.

Akademik Geriatri Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Deniz Suna Erdinçler, halk arasında kemik erimesi olarak bilinen osteoporozun, kemik kütlesinde azalma ve kemik dokusunun yapısının bozulması sonucunda kemik kırılganlığında ve kırık yatkınlığında artışla sonuçlanan ilerleyici bir kemik hastalığı olduğunu söyledi.

Osteoporoza bağlı kırıkların yaşlıyı bağımlı hale getirdiğini ve ölüm riskini artırdığını vurgulayan Erdinçler, dünya genelinde ortalama yaşam süresinin uzaması ve yaşlanan nüfusun artmasıyla osteoporozun da önemli bir sağlık sorunu haline geldiğine dikkati çekti.

Erdinçler, osteoporozun her iki cinsiyette görülen en sık metabolik kemik hastalığı olduğunun altını çizerek, şu bilgileri verdi:

“Hastalığın en önemli komplikasyonu kemik kırıklarıdır. Kalça kırığı sonrasında kadınların yaklaşık yüzde 50’si eski işlevine geri dönememektedir. Kırığı takip eden yılda yaşlıların yüzde 20-25’i yaşamını yitirmektedir. Erkekler de ölüm oranı yüzde 31-35 ile daha yüksek bir orana sahiptir. Yaşlı bireylerin yaklaşık üçte ikisinde osteoporoz vardır.

Osteoporoz sessiz bir hastalıktır ve belirtiler kırık oluşuncaya kadar ortaya çıkmayabilir. Hastaların ilk şikayeti, fark edilmemiş omurga kırıklarına bağlı boy kısalması şeklinde olabilir. Osteoporoz sessiz bir hastalık olduğu için 65 yaş üstü kadınların ve 70 yaş üstü erkeklerin osteoporoz açısından taranması gerekir.”

“DÜŞME, YARALANMAYA BAĞLI HASTANEYE YATIŞLARIN BAŞLICA NEDENİ”

Prof. Dr. Erdinçler, osteoporozun önlenmesi ve ilerlemesinin engellenmesi için yaşam tarzı değişikliklerinin uygulanmasının büyük önem taşıdığını dile getirdi.

Bunun için, yeterli protein alımının sağlanması, aşırı tuz alımından kaçınılması, yeterli magnezyum ve potasyum alınması, günlük kalsiyum ve vitamin D alımının sağlanması, alkol alımının azaltılması, sigara içiminin kesilmesi, kafein tüketiminin azaltılması gerektiğini aktaran Erdinçler, egzersiz yapılması ve düşmeyi engelleyecek önlemlerin alınmasının önemine işaret etti.

Yaşlılarda düşme sıklığının arttığını belirten Erdinçler, “Düşme sıklığı 65 yaş ve üstünde yüzde 32-40 iken 75 yaş üstünde yüzde 40-50’dir. Düşme, yaşlı bireylerde yaralanmaya bağlı hastaneye yatışların başlıca nedenidir. Acile başvuruların yüzde 14’ünü, hastaneye yatışların yüzde 4’ünü oluşturmaktadır.” diye konuştu.

Erdinçler, düşme korkusunun, günlük aktivitelerden kaçınma ile birlikte harekette azalma ve kırılganlığa neden olduğu değerlendirmesinde bulundu.

Yaşlanmaya bağlı birçok değişiklikliğin düşme için risk faktörü olduğunu dile getiren Erdinçler, özellikle çoklu ilaç kullanan, yürüme ve denge bozukluğu ya da beslenme yetersizliği ve kas kaybı-sarkopenisi olan, görme problemi bulunan hastaların düşme açısından riskli grubunda yer aldığını vurguladı.

“YAŞLILARDA, PROTEİN ALIMI YETERSİZ”

Yaşlanma sürecine ve eşlik eden hastalıklara bağlı olarak kas kaybı, yani sarkopeni oluştuğunu aktaran Erdinçler, yaşlılarda osteoporoz ve sarkopeni birlikteliğinin sık görüldüğünü ifade etti.

Prof. Dr. Erdinçler, sarkopeninin önlenmesi ve tedavisinin yaşlılarda önem taşıdığını vurgulayarak, “Sarkopeninin önlenmesinde yeterli protein ve D vitamini alımı ve egzersiz önem taşır. Birçok yaşlı birey diyetle gerektiği kadar protein almamakta, bu durum da kas kaybına ve artmış fonksiyonel bozukluğa neden olmaktadır.” diye konuştu.

Erdinçler, son dönemde yapılan çalışmalarda, önerilen miktardaki protein alımının yaşlılarda yetersiz olduğununun altını çizerek, “Günlük protein alımının gün içinde öğünlere orantılı bir şekilde dağıtılması gerekmektedir. Bu nedenle özellikle çoklu hastalığı olan yaşlılarda diyet kısıtlaması önerilmemeli, yüksek protein alımı teşvik edilmelidir.” sözlerine yer verdi. ​​

Kaynak: AA

YAŞLILARA HÜRMET VE YARDIM ETMENİN ÖNEMİ

Yaşlılara Hürmet ve Yardım Etmenin Önemi

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.