Varlık Âlemi İle İlgili Hadisler
Âlem: Alâmet ve nişan koymak anlamındaki a-l-m kökünden türemiş olan âlem, yaratıcının varlığına delalet eden, onun bilinmesini sağlayan şeye denir. Âlem terimi maddî ve manevî bütün varlıkları kapsar, tabiat âlemi, akıl âlemi, İslâm âlemi gibi. Kur'ân-ı Kerim'de âlem kavramının çoğulu olan âlemîn kelimesi birçok yerde kâinat ve insan topluluklarını ifâde etmek için kullanılmıştır. Rabbu'l-âlemîn tabiri ise, Allah'ın canlı ve cansız tüm varlıkların sahibi olduğunu ifade eder.
VARLIK ÂLEMİ İLE İLGİLİ HADİSLER
Ebû Hüreyre’nin anlattığına göre, Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: “Allah buyurdu ki, ‘Âdemoğlu zamana söver. Hâlbuki zaman(ı var eden) benim! Gece de gündüz de benim elimdedir.’” [Buhârî, Edeb, 101]
İmrân b. Husayn (r.a.) anlatıyor: Peygamber’in -sallâllâhu aleyhi ve sellem- yanındaydım. (Yaratılışın nasıl başladığını soran Yemenlilere) Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle cevap verdi: “Önce Allah vardı; O’ndan önce hiçbir şey yoktu. Arşı suyun üzerindeydi. Sonra O, gökleri ve yeri yarattı.” [Buhârî, Tevhîd, 22]
Ebû Hüreyre (r.a.) anlatıyor: “Ey Allah’ın Rasûlü! Canlılar hangi maddeden yaratılmışlardır?” diye sordum. Rasûlullah, “Sudan.” buyurdu. [Tirmizî, Sıfatü’l-cenne, 2]
Hz. Âişe’nin naklettiğine göre, Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: “Melekler nurdan, cinler alevli ateşten, Âdem ise size (Kur’an’da) tarif edildiği üzere (balçıktan) yaratılmıştır.” [Müslim, Zühd, 60]
Ebû Zer’den nakledildiğine göre, Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: “Ben sizin görmediklerinizi görür, işitmediklerinizi duyarım. Gök sarsıldı. Nasıl sarsılmasın ki! Semada, bir meleğin Allah için secdeye kapanmadığı dört parmaklık bir yer dahi yoktur.” [İbn Mâce, Zühd, 19]
Abdullah b. Mes’ûd (r.a.) tarafından nakledildiğine göre, Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: “Allah’ın yeryüzünde dolaşan melekleri vardır. Onlar, ümmetimden bana selâm getirirler.” [İbn Hanbel, I, 387]
Ebû Hüreyre’den nakledildiğine göre, Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: “Gece ve gündüz melekleri dönüşümlü olarak aranızda bulunurlar. Bu melekler sabah ve ikindi namazlarında buluşurlar. Sonra gece boyu sizinle bulunan melekler yükselirler. Allah, durumlarını çok iyi bildiği hâlde insanları onlara sorar: ‘Siz ayrıldığınızda kullarım ne yapıyordu?’ Melekler de ‘Yanlarına vardığımızda da oradan ayrıldığımız sırada da namaz kılıyorlardı.’ derler.” [Buhârî, Tevhîd, 23]
Hz. Âişe (r.a.) anlatıyor: “Yâ Rasûlallah! Kâhinler bize bir şeyler söylerdi de dedikleri gerçek çıkardı.” dedim. Bunun üzerine Hz. Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: “Bu doğru olan sözü bir cin elde eder ve dostunun kulağına fısıldar. O da buna yüz yalan katar!” [Müslim, Selâm, 122]
Hz. Âişe’den nakledildiğine göre, çocuklar doğduğu zaman kendisine getirilir, bereket için onlara dua ederdi. Bir gün bu maksatla yeni doğan bir çocuk getirildi. Hz. Âişe çocuğu yatağına yatırırken yastığının altında bir ustura gördü. Oradakilere bunun ne olduğunu sordu. Onlar da, “Çocuğu cinlerden korumak için onu koyuyoruz.” dediler. Bunun üzerine Hz. Âişe usturayı alıp attı ve “Allah’ın Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- uğursuzluk düşüncesini çirkinkin görür ve bundan nefret ederdi.” diyerek bu davranışı yasakladı. [Buhârî, el-Edebü’l-müfred, 314]
Yahyâ b. Ca’de’nin naklettiğine göre, Hâlid b. Velîd, geceleri kılıcını yanına alarak dışarı çıkacak kadar korkar hâle gelmişti. Bu durumda birisine zarar verebileceğinden endişe edilince, Hz. Peygamber’e -sallâllâhu aleyhi ve sellem- gelerek, yaşadığı durumdan şikâyetini arz etti. Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: “Cebrail bana demişti ki, ‘Cinlerden bir ifrit senin için tuzak kurmaya çalışıyor, şöyle dua et: Gökten inen ve yerden yükselen kötülüklerin şerrinden, yeryüzünde yerleşen ve yerin altından çıkan şeylerin şerrinden, gece ve gündüzün fitnelerinin şerrinden, hayırlı olanların dışında her türlü aniden ortaya çıkan durumdan, Allah’a ve hiçbir iyinin ya da kötünün ulaşamayacağı Allah’ın yüce kelimelerine (sonsuz iradesine ve hükmüne) sığınırım, Ey Rahmân!’” [İbn Ebî Şeybe, Musannef, Tıb, 28]
Enes’ten nakledildiğine göre, Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: “Şeytan, kanın dolaştığı gibi insanın içinde dolaşır.” [Müslim, Selâm, 23; Buhârî, Bed’ü’l-halk, 11]
Ebû Saîd el-Hudrî’nin işittiğine göre, Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: “İblis, Rabbine ‘Senin izzetin ve celâlin üzerine yemin ederim ki yaşadıkları sürece âdemoğullarını saptırmaya devam edeceğim.’ demiş, Allah da ‘İzzetim ve celâlim hakkı için, onlar af diledikleri sürece ben de onları bağışlayacağım.’ karşılığını vermiştir.” [İbn Hanbel, III, 29]
Abdullah b. Mes’ûd’dan nakledildiğine göre, Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: “Âdemoğluna şeytan da melek de yaklaşır. Şeytanın yaklaşması, kötülüğe yönlendirmek ve hakkı yalanlatmak şeklindedir. Meleğin yaklaşması ise iyiliğe yönlendirmek ve hakkı doğrulatmak şeklindedir. Kim böyle (meleğin telkinini) hissederse bunun Allah’tan olduğunu bilsin ve Allah’a hamdetsin. Kim de diğerini (şeytanın vesvesesini) hissederse, taşlanmış ve kovulmuş şeytandan Allah’a sığınsın.” [Tirmizî, Tefsîru’l-Kur’ân, 2]
Sebre b. Ebû Fâkih’in işittiğine göre, Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: “Şeytan, her fırsatta âdemoğlunun karşısına çıkar. İslâm’a giden yolda da önüne çıkar ve ‘Sen şimdi Müslüman olup dinini, babanın ve atalarının dinini terk mi edeceksin?’ der. O kişi şeytanı dinlemez ve Müslüman olur.” [Nesâî, Cihâd, 19]
Ebû Hüreyre’den nakledildiğine göre, Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: “Mümin, tıpkı sizden birinin yolculukta devesini yorduğu gibi, şeytanları yorar (zayıf düşürür).” [İbn Hanbel, II, 380]
Kaynak: Diyanet İşleri Başkanlığı, Hadislerle Onu Anlamak









YORUMLAR
-
İlk yorumu yapan siz olun!