Allah’ın Varlığını Akılla İspat Etmek Mümkün mü?
Allah’ın varlığını akılla bilmek ve ispat etmek mümkün mü; iman, hidayet ve kader ilişkisi nasıl anlaşılmalı?
Allah’ın varlığının isbâtı (İsbât-ı Vâcib) konusu, son derece mühim bir konudur. Bu konuda aklî isbâtların yapılıp yapılamayacağı hususu İslâm âlimleri arasında ihtilaflıdır.
ALLAH’IN VARLIĞINI BİLMEDE AKIL VE FITRATIN YERİ
Bazı İslâm âlimlerine göre, Allah’ın varlığını bilme, insanda fıtraten var olduğu için Allah’ın varlığını isbâta lüzum yoktur. Allah’ın varlığını, birliğini, büyüklüğünü bilmek için çok uzaklara bakmak gerekmez. İnsanın kendisini bilmesi, kendi yaratılışını, çevresindeki varlıkların yaratılışlarını ve işleyişlerini düşünmesi, kâfîdir. Ama bunun için, ibret nazarıyla bakmak gerekir.
Allah Teâlâ Kur’ân’da bizi hep düşünmeye dâvet etmektedir. Kendi varlığını bilen, kendi yaratılışını düşünen insan, Allah’ın varlığını kolayca bilebilir. Yeter ki fıtratı bozulmamış, ruhu inançsızlık hastalığına yakalanmamış olsun. Allah, yarattığı kuluna kendini bilebilecek, bulabilecek bir kâbiliyet vermiştir. Mühim olan bu kabiliyeti işletmektir.
Bazı İslâm âlimlerine göre akıl, Allah’ın varlığını bilmede yeterli değildir. Çünkü insan her şeyi ile sınırlıdır. Allah ise sınırsızdır, sonsuzdur. Sonlu ve sınırlı olan, sonsuz ve sınırsız olanı tam olarak idrâk edemez, kavrayamaz. Kur’ân’ı Kerîm’de;
“Gözler O’nu idrâk edemez (göremez), fakat O, gözleri idrâk eder (görür)” (En’âm, 6/103) buyrulur. Duyu organlarımız Allah’ı tanıyacak olan aklımıza malzeme temin eder. Bu malzeme bütün yaratıklardır, evrenin nizâmıdır. Bunlar Allah’ın varlığına delâlet eden alâmetlerdir. İnsan aklı, bu alâmetlerden hareketle Yaratıcı’yı bulmaya çalışır.1
İMAN, HİDAYET VE KADER İLİŞKİSİ
Hiç kimse, pozitif ilimlerdeki isbât anlamında Allah’ın varlığını ve birliğini isbât edemez. Allah’ın varlığını ve birliğini bildiren birtakım deliller ortaya koyar. Ama, “Bu delilleri duyan herkes, mutlaka Allah’a inanır” diye bir şey söylenemez. İnanma niyetinde olanlar, bu delillerden istifâde eder, inanma niyetinde olmayanlar, istifâde edemez. O hâlde Allah’a inanma işinin bir başka boyutu vardır ki o da hidâyet meselesidir.2
Her konuda olduğu gibi Allah’a îmân konusunda da Allah’ın yardımı devreye giriyor. Aslında bütün başarılarımız Allah’ın yardımıyladır, bütün başarısızlıklarımız da, Allah’ın yardımını kesmesiyledir. Ama biz bunu her zaman idrâk edemeyiz. “Biz yapıyoruz” deriz veya öyle zannederiz. Halbuki Allah yaptırır. Çünkü o işi yapma gücünü, imkânını, fırsatını veren Allah’tır. Yapamadığımızda da durum aynıdır.
Kader konusunda, şunu hiç bir zaman unutmamak gerekir ki insan, akıl, irâde sahibi olduğu için bütün ihtiyârî fiillerinden sorumludur. Çünkü tercih eden insandır, ama yaratan Allah’dır. Sonuç olarak şunu tekrar hatırlatmakta yarar vardır: gerek îmân konusu, gerekse diğer konularda bir işe yönelen, niyet eden, karar veren ve girişen insandır; insanın girişimine göre onu yaratan Allah’tır. Bu bakımdan “O verdi” diye gerçekçi ve alçakgönüllü olmak; “Ben yaptım” diye kibirlenmemek gerekir.
“De ki: ‘Hak, Rabbinizdendir.’ Dileyen îmân etsin, dileyen inkâr etsin!.” (Kehf, 18/29)
“Rabbin dileseydi, yeryüzünde bulunan herkes îmân ederdi. Öyle iken insanları inanmaya sen mi zorlayacaksın? Allah’ın izni olmadıkça hiç kimse inanamaz..” (Yûnus, 10/99-100) Bu iki âyeti telîf eden, inanma ve kader sırrını büyük ölçüde kavramış olur. “Büyük ölçüde kavramış olur” deyişimizin sebebi, kader sırrının tam olarak asla bilinemeyeceğini hatırlatmak içindir.
Dipnotlar:
- Bk. A. Saim Kılavuz, a.g.e., s. 52.
- Bk. Şerafeddin Gölcük, Süleyman Toprak; Kelâm, s. 128.
Kaynak: Prof Dr. Mehmet Bulut, Delilleriyle İslam Akaidi, Erkam Yayınları









YORUMLAR
-
İlk yorumu yapan siz olun!