Akıl Çıkmazından Vahiy Hakikatine: İnsanın Varlık Sorgusu
Akıl tek başına varlık sıkletini taşıyabilir mi? Zekâdan hikmete, akıl çıkmazından vahiy hakikatine uzanan insanın anlam arayışını ve Müslüman kalma gayretini inceleyin.
İnsan olarak gelip durduğumuz anlam alanının eşiğinin akıl olduğu dile getirilir. Evet, bu doğrudur ama bunun içeriği, ne idüğü hakkında neler biliyoruz. “Aklı olmayanın dini olmaz” tabiri kulaklarımızda… Aklın hemen dinle irtibatlandırılması hangi manaya gelir? Yaklaşık iki yüz yılı aşan bir devirden beri akıl der dururuz. Bugün gelinen noktaya baktığımızda aklın istenilen kadar devreye girmediğini görmek durumundayız.
Aile içinde dünyaya gelen insan ahlaki bir zeminde niteliksel yapılanmasının ilk evrelerini geçirir. İlerleyen süreç ona akıl denilen üst bir anlam alanının kapılarını açar. Zekadan farklı olan aklı düşüncemizin devamlı konusu yapmak işte bunun için çok önemli.
Temel birtakım sabitelerle kuşatılmış durumdayız. Bunlar: maddi cevher, uzay, zaman, matematik olgular, evrensellik, zorunluluk, kemiyet, keyfiyet, münasebet, kiplik (olayların varoluş biçimi), ruh ve Allah.
Bahse konu olan bu kavramların ölçüsü akıl mı?
Şimdi insanı kemal yolda ilerleten ana motive edici gücü sadece akla verip köşeye mi çekileceğiz?
AKLIN ÇELİK ALANI VE VARLIĞIN SIKLETİ
Akıl; bilme, üretme, yapma, yıkma, kavrayıp ütopyalar oluşturarak insanın yaşadığı dünyayı açıklamakta başat bir rol oynarken insan bu aklın çelik alanında nefes alıp vermekte zorlanmakta, gelip durduğu yeri korkuyla seyretmektedir.
Akıl ile birlikte insan varlığın tam odağına konulmuştur.
Bilgi, ahlak ile tamamlanan insan düşüncesinin temel değerleri insanlık tarihi boyunca farklı yollarla bize ulaşırken şimdi aklın özü başına bu alanın sıkletini taşıyamadığını görüyorum.
İnsan eşittir akıl denildiğinde çizilen dünyada kadim değerlerin çoğuna yer olmadığını görmek ne acı.
Varlık yeniden tanımlanmaya muhtaç.
Gerçek temeline yerleştirilen varlık bir değer olmanın ötesindedir. Sanat, ekonomi, hukuk, ahlak ve din diye sıralanan değerler yapılanmasının varlıkla münasebeti bugün yeniden ele alınmayı bekliyor. Güzellik, genel fayda, hak ve adalet, iyilik, kutsallık temeline dayanan bu olgular varlık perdesine nasıl yansıyor?
RAHMETİN SINIRLARI: HİÇLİK DEĞİL MÜSLÜMANLIK
Yer gök arasında kaygılarla yaşayan ölümlü insan Allah’ın huzurunda bulunduğunu anlamazsa başına gelecekleri düşünmekten bile aciz hale gelir. Varlık, hiçlik, yokluk ve ötelerin demirden ağır sıkleti insanı dağıtır ki toplayana aşk olsun dedirtir.
Göklerden uzatılan rahmete elimizi uzatalım. Vahiy hakikatinin sınırlarını çizdiği aklı rehber edinelim. Kuranı Kerim’ de aklın; ibret almak, tefekkür etmek, öğüt almak, hidayete ermek, cehalette kalmamak, hikmet yönünden kör, sağır ve dilsiz olmamak, can suyu olarak da Kuran’ın mânâsının anlaşılması için olduğu dile getirilmiştir.
Hiç olmak tabirini asla dini, ahlâkî bulmuyorum. İnsan hiç olmak için değil Müslüman olmak için gayret göstermelidir.
Kaynak: Ali Büyükçapar, Altınoluk Dergisi, Sayı: 482









YORUMLAR
-
İlk yorumu yapan siz olun!