Ülkemizde ve İslâm Dünyâsında Kabir, Mezar ve Türbe Düşmanlığı

Ülkemizde ve İslâm dünyâsında kabir, mezar ve türbe düşmanlığı var. Bunun sebebi nedir? Bunlar kimler? Prof. Dr. Hasan Kamil Yılmaz cevaplıyor...

Dünyâda kabir düşmanlığı yapan ve kabirlerin ortadan kaldırılmasına çalışan iki grup vardır. Bunlardan bir grubu pozitivist ve materyalistlerdir. Bunlar Allah ve âhiret inancından uzak oldukları için kabirden ve kabir ziyâretinden hoşlanmazlar. Çünkü onlara ölümü hatırlatır. Bir de Müslümanlar arasında Vahhâbî grup, kabir ve türbelerden râhatsızdır. Onlar Selefî düşünce adına bunu yaparken ve tevhîdi koruma kaygısı taşıdıklarını söylerken aslında dînî hayâta ve kültüre zarar vermektedirler. Pek çok yörede Müslüman kimliğinin kanıtı olan mezarların ortadan kaldırılması, o bölgelerdeki İslâmî varlığın Müslümanlar eliyle yok edilmesi demektir.

1994 yılında Kosova ve Makedonya’yı içine alan ilk gezimiz sırasında Gostivar’da bir câminin mezar taşları ve üzerinde yazılı kitâbeler sâyesinde kurtulduğunu öğrenip çok mutlu olmuştuk. Ancak aynı gezide Prizren’de Emin Paşa Câmii hazîresinde bulunan mezarların Arap ülkelerinde okuyan Selefî düşünceye sâhip gençler tarafından ortadan kaldırılmak istendiğini, câmi imâmı Yâkub Hâfız’dan dinleyip hüzünlenmiştik.

Türbe ziyâretlerinde negatif yön, türbelerde bulunanları tanrılaştırma ve onlardan talepte bulunma kaygısıdır. Ancak bunun da abartıldığı kadar yaygın bir inanç sapması olduğu kanâatinde değilim. Türbeye gelenler dileklerini türbede yatan zâta değil Allah’a sunmaktadırlar. Allah’a sunulan dilek ve duâların ise türbede yapılmasının ne mahzûru olabilir?

Kaynak: Prof. Dr. Hasan Kamil Yılmaz, 300 Soruda Tasavvufi Hayat, Erkam Yayınları

İslam ve İhsan

ÜLKEMİZDE EVLE MEZAR ARASINDAKİ YAKINLIK VE İÇ İÇELİĞİN SEBEBİ NEDİR?

Ülkemizde Evle Mezar Arasındaki Yakınlık ve İç İçeliğin Sebebi Nedir?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.