Herkesin Çok Sevdiği Genç Sahabi Vefat Anında Neden Şehadet Getiremedi?

Mücâhid, muvahhid ve müttakî bir genç. Çevresindekilere hizmet eden, çok sevilen ve hatta Efendimizden (s.a.v.) iltifat alan genç bir sahabi Alkame (r.a.). Vefat anında neden şehadetini getiremedi?

Rivâyet olunur:

Ashabdan Alkame isminde; mücâhid, muvahhid ve müttakî bir genç vardı. Ne zaman bir hizmet olsa, hemen koşar ve büyük bir iştiyakla îfâ ederdi. Onun bu güzel hâli, Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in de iltifatlarını mûcib olmuştu. Lâkin ölüm gelip çattığında bu genç, kelime-i şahâdeti söyleyemez oldu.

Durumu Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’e bildirdiler. Fahr-i Kâinat -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, bu gencin yanına giderek ne olduğunu sordular. Alkame;

“–Yâ Rasûlâllah! Kalbime kilit gibi bir şeyin takılı olduğunu hissediyorum.” dedi.

Âlemlerin Efendisi, etrafındakilere bu gencin kelime-i şahâdet getirmesine mânî olan herhangi bir kusuru olup olmadığını sordu. Araştırdılar ve o gencin annesine eziyet ettiğini, bu sebeple annesinin ona dargın olduğunu öğrendiler. Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, gence merhametinden ve onun yaptığı güzel hizmetlerinden dolayı dargın anneyi oraya çağırttı. Sonra da ona;

“–Bir kimse büyük bir ateş yaksa da oğlunu içine atmak istese râzı olur musun?” diye sordu.

Dertli anne;

“–Hayır yâ Rasûlâllah! Râzı olmam!” dedi.

Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-;

“–Öyleyse onun sana karşı yapmış olduğu kusurları bağışla, annelik hakkını helâl et!” buyurdu.

Âlemlerin Efendisi’nin, evlâdına gösterdiği bu eşsiz şefkat karşısında gönlündeki muhabbet ve merhamet ırmağı çağıldayan mahzun ve dertli anne, oğlunun bütün kusurlarını affetti. Haklarının hepsini helâl etti. Bu af melteminin esişiyle yüreğindeki kilitlerden kurtulan Alkame, kelime-i şahâdeti eksiksiz olarak söyledi; huzurla rûhunu teslim etti. (Bkz. Heysemî, VIII, 148; Tenbîhu’l-Gāfilîn, 123-124)

İSLAM'DA ANNE HAKKININ ÖNEMİ

Bu kıssa, İslâmiyet’te anne hakkının ne kadar ehemmiyetli olduğunu bildirir. Bu hususta daha birçok âyet ve hadisler zikredebiliriz.

Cenâb-ı Hak; birçok âyet-i kerîmede, Zât-ı ulûhiyyetine kulluğun hemen ardından anne-babaya itaat ve ihsân üzere olmayı emretmiş ve bilhassa annelerin; evlâtlarını dünyaya getirirken çektikleri zahmetleri zikretmiştir.

Anne-babaya itaatin tek şartı, onların emirlerinin Allâh’ın emrine muhâlif olmamasıdır. Lokman Sûresi’nde;

“Eğer onlar (anne-baban) seni, hakkında bilgin olmayan bir şeyi (körü körüne) Bana ortak koşman için zorlarlarsa, onlara itaat etme!

Onlarla dünyada iyi geçin...” (Lokmân, 15) buyurulur.

Gafil bir anne-baba evlâdına;

“–Başını aç, daha gençsin!” ve benzeri şerîate muhâlif emirler verirse, bunlara asla itaat edilmez. İtaat Allâh’adır.

Altı yaşında öksüz kalan Rasûlullah Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, annesinin kabrini ziyaret etmiş ve gözyaşları dökmüştü.

Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-; anne hürmetini, sütannesine de gösterirdi. Sütannesi Halîme Hatun’u her gördüğünde;

“–Anneciğim! Anneciğim!” der, kendisine candan muhabbet ve hürmet gösterir, ridâsını (üst elbisesini) yere serip üzerine oturtur, bir isteği varsa hemen yerine getirirdi. (İbn-i Sa‘d, I, 113, 114)

Rivâyet olunur:

Ashabdan Alkame isminde; mücâhid, muvahhid ve müttakî bir genç vardı. Ne zaman bir hizmet olsa, hemen koşar ve büyük bir iştiyakla îfâ ederdi. Onun bu güzel hâli, Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in de iltifatlarını mûcib olmuştu. Lâkin ölüm gelip çattığında bu genç, kelime-i şahâdeti söyleyemez oldu.

Durumu Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’e bildirdiler. Fahr-i Kâinat -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, bu gencin yanına giderek ne olduğunu sordular. Alkame;

“–Yâ Rasûlâllah! Kalbime kilit gibi bir şeyin takılı olduğunu hissediyorum.” dedi.

Âlemlerin Efendisi, etrafındakilere bu gencin kelime-i şahâdet getirmesine mânî olan herhangi bir kusuru olup olmadığını sordu. Araştırdılar ve o gencin annesine eziyet ettiğini, bu sebeple annesinin ona dargın olduğunu öğrendiler. Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, gence merhametinden ve onun yaptığı güzel hizmetlerinden dolayı dargın anneyi oraya çağırttı. Sonra da ona;

“–Bir kimse büyük bir ateş yaksa da oğlunu içine atmak istese râzı olur musun?” diye sordu.

Dertli anne;

“–Hayır yâ Rasûlâllah! Râzı olmam!” dedi.

Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-;

“–Öyleyse onun sana karşı yapmış olduğu kusurları bağışla, annelik hakkını helâl et!” buyurdu.

Âlemlerin Efendisi’nin, evlâdına gösterdiği bu eşsiz şefkat karşısında gönlündeki muhabbet ve merhamet ırmağı çağıldayan mahzun ve dertli anne, oğlunun bütün kusurlarını affetti. Haklarının hepsini helâl etti. Bu af melteminin esişiyle yüreğindeki kilitlerden kurtulan Alkame, kelime-i şahâdeti eksiksiz olarak söyledi; huzurla rûhunu teslim etti. (Bkz. Heysemî, VIII, 148; Tenbîhu’l-Gāfilîn, 123-124)

Bu kıssa, İslâmiyet’te anne hakkının ne kadar ehemmiyetli olduğunu bildirir. Bu hususta daha birçok âyet ve hadisler zikredebiliriz.

Cenâb-ı Hak; birçok âyet-i kerîmede, Zât-ı ulûhiyyetine kulluğun hemen ardından anne-babaya itaat ve ihsân üzere olmayı emretmiş ve bilhassa annelerin; evlâtlarını dünyaya getirirken çektikleri zahmetleri zikretmiştir.

Anne-babaya itaatin tek şartı, onların emirlerinin Allâh’ın emrine muhâlif olmamasıdır. Lokman Sûresi’nde;

“Eğer onlar (anne-baban) seni, hakkında bilgin olmayan bir şeyi (körü körüne) Bana ortak koşman için zorlarlarsa, onlara itaat etme!

Onlarla dünyada iyi geçin...” (Lokmân, 15) buyurulur.

Gafil bir anne-baba evlâdına;

“–Başını aç, daha gençsin!” ve benzeri şerîate muhâlif emirler verirse, bunlara asla itaat edilmez. İtaat Allâh’adır.

Altı yaşında öksüz kalan Rasûlullah Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, annesinin kabrini ziyaret etmiş ve gözyaşları dökmüştü.

Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-; anne hürmetini, sütannesine de gösterirdi. Sütannesi Halîme Hatun’u her gördüğünde;

“–Anneciğim! Anneciğim!” der, kendisine candan muhabbet ve hürmet gösterir, ridâsını (üst elbisesini) yere serip üzerine oturtur, bir isteği varsa hemen yerine getirirdi. (İbn-i Sa‘d, I, 113, 114)

Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Yüzakı Dergisi, Yıl: 2026 Ay: Ağustos, Sayı: 258

İslam ve İhsan

“ANNEN, ANNEN, ANNEN SONRA BABAN” HADİSİ

“Annen, Annen, Annen Sonra Baban” Hadisi

EN İYİ DAVRANMAMIZ GEREKEN İNSAN

En İyi Davranmamız Gereken İnsan

İSLAM’DA ANNE-BABA HAKKI

İslam’da Anne-Baba Hakkı

ANNE BABAYA İTAAT İLE İLGİLİ AYETLER

Anne Babaya İtaat ile İlgili Ayetler

"ALLAH TEÂLÂ SİZE ANA BABAYA İTAATSİZLİK ETMEYİ HARAM KILMIŞTIR" HADİSİ

"Allah Teâlâ Size Ana Babaya İtaatsizlik Etmeyi Haram Kılmıştır" Hadisi

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.