Cubeyr Bin Mutim (r.a.) Kimdir?

Cübeyr Bin Mutim (r.a.) kimdir? Peygamberimizden Tur suresini dinleyerek etkilenen ve İslam ile şereflenen sahabi; Cübeyr Bin Mutim’in (r.a.) hayatı.

Cübeyr Bin Mutim’in radıyallahu anh İki Cihan Güneşi Efendimiz’in amcaoğullarından sayılır. Nevfeloğulları’nın ve Kureyş’in eşrafından olduğu için Câhiliye devrinde büyük bir itibara sahipti. Onun adı Ebû Muhammed Cübeyr b. Mut‘im b. Adî b. Nevfel b. Abdimenâf el-Kureşî’dir.

O, uzun süre Allah Resûlü’nden uzak kaldı. İslâm’ın nurundan kendini mahrum bıraktı. Hicretten önce Dârü’n-nedve’de Efendimizi öldürmeye karar veren heyette bulundu. Bedir Gazvesi’nde müşriklerin arasında yer aldı. Fakat Hudeybiye antlaşmasından sonra Cübeyr ibni Mut’ım’de çok büyük değişiklikler oldu. Gönlü İslâm’a ısındı ve Müslümanlara düşmanlıktan vazgeçti. Yaptıklarından pişman olup İslâm’ın nuruna koştu. (628 yılında) İslâmiyet’i kabul etti ve çok samimi bir Müslüman oldu.

“SANKİ KALBİM ÇATLAYACAK SANDIM”

O, Hazreti Ömer radıyallahu anh gibi Kur’an-ı Kerim’in engin, derin mânâsının tesirinde kalarak İslâm’la şereflendi. Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’in mübarek fem-i seâdetlerinden Tûr sûresini dinledi. Bu sûrenin âyetlerini dinlerken kalbi ürperdi ve hissiyâtını; “Sanki kalbim çatlayacak sandım” diyerek ifâde etti. (Ahmed, IV, 83, 85)

Cübeyr ibni Mut’ım radıyallahu anh İslâm’la şereflenişini kendisi şöyle anlatır:

“-Bir görüşme yapmak üzere Medine’ye gitmiştim. Sabah namazı vakti Mescide vardım. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem namazda Tûr sûresini okuyordu. Bir kenarda oturdum ve sonuna kadar dinledim. Bu suredeki ilâhî, derin mânâlar gönlümü adeta yıkadı. “Rabbinin azabı mutlaka vuku bulacaktır. Ona engel olacak hiçbir şey yoktur.” (Tur: 7-8) âyeti beni korkutup ürpertti. Kendi kendime düşünmeye başladım. O güne kadar yaptığım düşmanlıklar, kin ve nefretler bir anda içimden silindi. Kalbime bir huzur hali geldi. Gönül dünyam ışıyıverdi. Devam eden âyetler nedamet, pişmanlık ve tevbe etmeme vesile oldu. Bu âyetlerde Rabbimiz meâlen şöyle buyurmakta idi:

“O gün gök sallanıp çalkalanır. Dağlar yürüdükçe yürür. Yalanlayanların vay haline o gün! Ki onlar daldıkları bâtıl içinde oyalanıp duranlardır. O gün Cehennem ateşine itilip atılırlar da “İşte yalanlayıp durduğunuz ateş budur!” denilir.” (Tur: 9-14)

TUR SURESİNDEN ETKİLENEN SAHABİ

Bu âyetleri dinleyince tevbe ettim. Bir daha düşmanlık yapmayacağıma söz verdim. Hele şu âyet-i celilelere gelince kalbim heyecandan neredeyse uçacak gibi oldu. Rabbimiz bu âyetlerde meâlen:

«Onlar, bir yaratan olmaksızın mı yaratıldılar, yoksa yaratanlar kendileri midir? Yoksa gökleri ve yeri kendileri mi yarattılar? Hayır, onlar Allâh’a kesin olarak inanmıyorlar. Yâhut Rabbinin hazîneleri onların yanında mıdır? Yoksa her şeye hâkim olan kendileri midir?» (Tûr, 35-37) buyurmaktaydı. (Buhârî, Tefsîr, 52)

Tur suresinin sonuna gelince kalbim dayanmaz oldu. Çünkü bu âyetlerde Rabbimizin tehdit ve tavsiyeleri yer almaktaydı. Şöyle ki:

“Artık çarpılacakları günlerine kavuşuncaya kadar onları kendi hallerine bırak. O gün plânları kendilerine hiçbir fayda vermez ve yardım da görmezler. Şüphesiz zulmedenlere, ondan başka da azap vardır. Fakat çokları bilmezler. Rabbinin hükmüne sabret. Çünki sen gözlerimizin önündesin. Kalktığın zaman da Rabbini hamd ile tesbih et. Gecenin bir kısmında ve yıldızların batışından sonra da O’nu tesbih et.” (Tur: 45-49) buyurmaktaydı.

Artık kaskatı olan kalbim iyice yumuşadı. İslâm’ın nuru gözümü gönlümü aydınlattı. Namazdan sonra hemen Rasulullah’ın huzurunda diz çöküp kelime-i şehadet getirdim.”

Fahr-i Kâinat sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz Cübeyr’in İslâm’a girmesine çok sevindi. Ona babasının yaptığı iyilikleri hatırlatarak iltifat etti. Babası Mut’ım bin Adî Kureyş’in ileri gelenlerinden biriydi. Bedir Gazvesi’nden önce müşrik olarak ölmesine rağmen Mekke döneminde Sevgili Peygamberimize iyilik eden ve destek olan bir insandı. İki Cihan Güneşi Efendimiz tebliğ için Taif’e gidip döndüğünde Mekke’ye onun himayesini alarak girmişti. Hâdise şöyle vuku bulmuştu:

“Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Tâif dönüşü Nahle’den Mekke’ye doğru gelirken Hirâ Dağı’na vardığında Mekkeli’lerden bir kimseye rastladı. Onu önce Ahnes bin Şerîk’e, daha sonra Süheyl bin Amr ve Mut’im bin Adî’ye gönderdi. Onlara:

“−Muhammed «Rabbimin bana verdiği risâlet vazîfesini teblîğ edip yerine getirinceye kadar, beni himâyene alır mısın?» diye soruyor” demesini istedi.

Diğer ikisi kabûl etmedi ancak Mut’im, müsbet cevap verdi. Varlık Nûru sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz o gece Mut’im’in evinde kaldı. Sabah olunca Mut’im, oğullarını ve kavmini yanına çağırdı ve onlara: “−Silâhlarınızı kuşanınız ve Beytullâh’ın rükünleri yanında bulununuz!” dedi.

Kâbe’ye vardıklarında kavmine dönüp: “−Ey Kureyş cemaati! Muhammed’i himâ­yeme aldım! O’na kimse dokunmasın!” diyerek seslendi.

Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, Kâbe’yi tavâf edip iki rekât namaz kılarak evine dönünceye kadar Mut’im ve oğulları O’nu muhâfaza ettiler. (İbn-i Sa’d, I, 212; İbn-i Kesîr, el-Bidâye, III, 182)

Aradan seneler geçti. Îman şerefine nâil olamayan Mut’im ibni Adî, Bedir’de müslümanlara karşı savaştı ve öldürüldü. Düşman esirlerine ne yapılacağı tartışılırken Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Mut’im’in oğlu Cübeyr’e:

“−Şâyet Mut’im hayatta olup da benden esirlerin bağışlanmasını isteseydi, fidye almadan hepsini serbest bırakırdım” buyurdu. Ona olan vefâsını bu sözleriyle ortaya koydu. (Buhârî, Humus, 16; İbn-i Hişâm, I, 404-406)

Cübeyr ibni Mut’ım radıyallahu anh İslâm ordusuyla beraber Huneyn Gazvesi’ne katıldı. İki Cihan Güneşi Efendimiz kendisine bol miktarda ganimet verdi.

Cübeyr ibni Mut’ım radıyallahu anh uzun müddet İslâm’ın nurundan uzak kalmanın nedâmediyle yaşadı. O, Sevgili Peygam­be­rimiz’den altmışa yakın hadis rivayet etti. Bu rivâyetleri içerisinde onun hasret ve nedâmeti görülmektedir. Cübeyr'in rivâyet ettiği hadislerden bir kaç tanesi şöyle...

ÜÇ HASLET VARDIR Kİ

Cübeyr ibni Mut’im radıyallahu anh anlatıyor: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Mina’da Hayf denilen yerde ayağa kalkarak şöyle hitâb etti:

“Benim sözümü işitip aynen tebliğ edenin yüzünü Allâh ak eylesin. Çünkü fıkıh (dolu hadisleri) yüklenen nice kimseler vardır ki, fakih değildir. Nice hadis taşıyıcıları vardır ki kendilerinden daha fakih olana hadis götürürler.

Üç haslet vardır ki, bunlar oldukça mü’min kalbi kin ve husûmet taşımaz: Ameli Allâh rızası için ihlaslı yapmak, Müslüman idarecilere hayırhah olmak, müslümanların cemaatine devam etmek... Çünkü Müslümanların duaları ona katılanların hepsini kuşatır.” (İbn-i Mâce, Menâsık, 76)

AKRABASIYLA İLGİSİNİ KESEN KİMSE CENNETE GİREMEZ!

Ebû Muhammed Cübeyr İbni Mut’ım radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Akrabasıyla ilgisini kesen kimse cennete giremez.” (Buhârî, Edeb 11; Müslim, Birr 18-19.)

Cübeyr İbni Mut’im radıyallahu anh şöyle dedi: Huneyn Gazvesi’nden dönüşte Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ile birlikte yürürken bedevi Araplar ganimetin taksimini ısrarla istemeye başladılar. Neticede Hazreti Peygamber’i Semüre ağacının altında durdurdular. Cübbesi ağaca takılıp kaldı. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem devesini durdurup:

“Cübbemi verin bana! Şayet şu gördüğünüz ağaçlar kadar hayvanım olsaydı, onların tamamını size paylaştırırdım. Siz de benim cimri, yalancı ve korkak olmadığımı görürdünüz!” buyurdu. (Buhârî, Cihâd 24, Humus 19)

Cübeyr İbni Mut’im radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdular ki: “Ey Abdümenafoğulları, sizden kim halkı idârede bir sorumluluk deruhte ederse, Beytullah’ı gündüz veya gece herhangi bir saatte ziyaret edip namaz kılanı sakın men etmesin.” (Tirmizî, Hacc 42; Ebu Dâvud, Menâsik 53)

Cübeyr İbni Mut’im radıyallâhu anh anlatıyor. “Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e bir bedevî gelerek:

“Ey Allah’ın Resûlü, (kuraklıktan) insanlar me­şak­ka­te düştüler. Aile efradı zâyiata uğradı. Hay­van­la­rımız da helâk oldular. Bizim için Allah’a dua et, su göndersin. Zîra biz Allah’a karşı senin şefaatini, sana karşı da Allah’ın şefaatini taleb ediyoruz!” dedi.

Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem adama şu mukabelede bulundu: “Yazık sana, söylediğin şeyin idrakinde misin? Sübhanallah!”dedi.

Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem “süb­han­allah”ı o kadar tekrar etti ki bunun tesiri Ashab’ın yüzünden okunmaya başladı. Sonra sözüne şöyle devam etti:

“Yazık sana, mahlukatından hiç kimseye karşı Allah şefaatçi kılınmaz. Allah’ın şânı böyle bir şey yapmaktan çok yücedir. Bak hele! Sen Allah’ın (azametinin) ne olduğunu biliyor musun? O’nun Arş’ı, semavatının şöyle üzerindedir. -Parmaklarıyla işaret ederek- tıpkı üzerinde bir kubbe gibi. Arş, Zât-ı Zülcelâl sebebiyle inleyip ses çıkarır, tıpkı süvarisi sebebiyle atın ses çıkarması gibi.” (Ebu Dâvud, Sünnet 19)

PEYGAMBERİMİZİN BEŞ İSMİ

Cübeyr İbni Mut’im radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdular ki:

“Benim beş ismim var: Ben Muhammed’im, ben Ahmed’im, ben Allah’ın benimle küfrü mahvedeceği el-Mâhî (mahvedici)yim. Ben Hâşir (toplayıcı)yım, insanlar benim arkamda haşredilecektir. Ben Âkıb (sondan gelen)im, benden sonra peygamber gelmeyecektir.” (Buhârî, Menakıb 17; Müslim, Fezail 125; Tirmizî, Edeb 67)

Cübeyr radıyallahu anh Hazreti Osman radıyallahu anh’a karşı ayaklanarak Medine’ye yürüyen âsileri geri çevirmek üzere onlarla görüşmeye giden grup arasında yer aldı. Şehit edilince her türlü tehlikeyi göze alarak onun defninde hazır bulundu. Hatta bir rivayete göre cenaze namazını o kıldırdı. Hicri 58, miladi 678 yılında Medine-i Münevvere’de Hakk’ın rahmetine kavuştu.

Allah ondan razı olsun. Rabbimiz cümlemizi Cübeyr ibni Mut’ım radıyallahu anh gibi ileri görüşlü ve samimi eylesin. Bizleri şefaatlerine mazhar kılsın. Amin.

Kaynak: Mustafa Eriş, Altınoluk Dergisi, Sayı: 346, 347

İslam ve İhsan

HADİSLERDE GEÇEN DUALAR

Hadislerde Geçen Dualar

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.