TAHA SURESİNİN OKUNUŞU, ANLAMI VE TEFSİRİ

Taha ne demek? Taha suresi Mekki midir, Medeni midir? Taha suresi ne zaman ve nerede nüzul olmuştur? Taha suresi kaç ayettir? Taha suresi ne anlatıyor? Taha suresinin okunuşu, anlamı ve tefsiri nasıldır? Taha suresi meali ve Arapça yazılışı... İşte Hz. Ömer’in (r.a.) Müslüman olmasına vesile olan sure: Taha suresi hakkında bilgiler...

Taha suresi Kur’an-ı Kerim’in pek çok fazileti barındıran surelerinden biridir. Taha suresi Mekke’de nazil olmuştur. Taha suresi 135 ayettir. Tâ hâ “sırlardan bir sırdır, Ey adam” anlamlarına gelir.

TAHA SURESİ HAKKINDA BİLGİLER

Tâhâ sûresi Mekke’de nâzil olmuştur. 135 âyettir. İsmini birinci âyetinde yer alan “Tâ. Hâ” mukataa harflerinden almıştır. Bazı kaynaklarda surenin “Mûsâ sûresi” ve “Kelîm sûresi” diye isimlendirildiği de görülür. Mushaf tertîbine göre 20, nüzul sırasına göre 45. sûredir.

  • Hz. Ömer’in (r.a.) Müslüman Olmasına Vesile Oldu

Hz. Ömer’in bu sûre vesilesiyle Müslüman olduğu rivayet edilir. Hâdise özetle şöyle vuku bulmuştur:

Başlangıçta İslâm’ın yaman düşmanlarından biri olan Ömer b. Hattab, Resûlullah’ı öldürmeye kastetmişti. Ömer bu niyetle yola çıktığında bir adama rastlar. Adam ona: “Sen önce kız kardeşinin ve eniştenin Müslüman olduğunu bilmelisin” der. Bunu duyan Ömer doğruca kız kardeşinin evine gider. Orada kardeşi Fatma ve eniştesi Said b. Zeyd’in, Habbab b. Eret’in yanında yazılı bir kağıt parçasından bir şeyler öğrendiklerini görür. Fatma ağabeyinin geldiğini görünce kağıt parçasını hemen bir yere saklamaya çalışırsa da, okunanları duyan Ömer onlara sorular sormaya başlar. Daha sonra eniştesini döver ve kocasını korumaya çalışan kız kardeşini yaralar. Sonunda her ikisi de “Evet Müslüman olduk, ne yaparsan yap!” derler. Ömer, kız kardeşinin başından akan kandan müteessir ve müteellim olarak: “Okuduğunuz şeyi bana gösterin” der. Kız kardeşi kağıdı yırtmayacağına dair ondan yemin alır ve “Temizlenmeden ona dokunamazsın” der. Bunun üzerine Hz. Ömer yıkanır ve Tâhâ sûresinin yazılı olduğu kağıdı okumaya başladığında: “Ne mükemmel bir şey!” diye nâra atmaktan kendini alamaz. Bunu duyan Habbâb, gizlendiği yerden çıkarak: “Allah’a yemin olsun ki, O sana Peygamberi’nin davetini tebliğe hizmet ettirecektir. Çünkü dün Nebiyy-i Ekrem Efendimizin: «Rabbim, ya Hakem b. Hişâm[1] ya da Ömer b. Hattap’la İslâm’ı teyîd eyle!» diye dua ettiğini duydum. Ey Ömer Allah’a dön, Allah’a dön!” telkininde bulunur. Bu sözler o kadar ikna edici olur ki Hz. Ömer, Habbab’la birlikte İslâm’ı kabul etmek üzere Resûlullah’ın yanına gider ve kelime-i şehâdet getirerek İslâm’la şereflenir. (İbn Hişam, es-Sîre, I, 271 vd.)

  • Taha Suresinin Nüzulü

Mushaftaki sıralamada yirminci, iniş sırasına göre kırk beşinci sûredir. Meryem sûresinden sonra, Vâkıa sûresinden önce Mekke’de inmiştir. 130 ve 131. âyetlerin Medine’de nâzil olduğuna dair bir rivayet de vardır. Hz. Ömer’in İslâmiyet’i kabul edişiyle ilgili meşhur rivayette Hz. Ömer’in, kız kardeşi ve eniştesinin evine baskın yaptığında işittiği ve çok etkilendiği âyetlerin Tâhâ sûresinin âyetleri olduğu ve bu olayın peygamberliğin beşinci yılında cereyan ettiği dikkate alınarak, genellikle Mekke döneminin ortalarına doğru indiği kabul edilir. Kaynaklarda nüzûlü için belirli bir sebepten söz edilmez. Geldiği dönemin şartları ve sûrenin içeriği, Hz. Peygamber’e ve müminlere teselli verip onların moralini yükseltmeyi amaçladığını göstermektedir.

  • Taha Suresinin Konusu

Sûre, Kurân-ı Kerîm’in indiriliş gâyesini belirterek, Resûlullah’ı tesellî ederek ve her şeyin sahibi olan Allah Teâlâ’yı tanıtarak söze başlar. İçinde alınacak çok mühim dersler ve ibretler olan Hz. Mûsâ’nın kıssasını; hususiyle peygamber olduktan sonra hem Firavun hem de kendi kavmiyle olan mücâdelesini uzun uzadıya beyân eder. Arada kıyâmetin dehşetli sahnelerinden manzaralar arzederek münkirleri bekleyen hazin âkıbet ve korkunç azabı hatırlatır. Sonunda kısaca Âdem-İblîs kıssasına temas ederek, Allah’ı zikretmek, O’nu hiç unutmamak, dünyaya gönül bağlamamak, ibâdetlere, bunlar içinde de özellikle namaza fert, aile ve toplum olarak devam etmek, dinin tebliğinde sabır ve sebat göstermek gibi İslâm’ın cihanşumûl kaidelerini telkinle sözü nihâyete erdirir.

  • Taha Suresinin Fazileti

Peygamber Efendimiz buyurur:

“Tâhâ ve Yâsîn sûrelerini işiten melekler şöyle derler: «Bunların kendilerine gönderildiği ümmete ne mutlu, bunları taşıyan gönüllere ne mutlu, bunları okuyan dillere ne mutlu!»” (Dârimî, Fezâilü’l-Kur’an 20)

TAHA SURESİ ARAPÇA

Taha suresinin Arapçasının devamını okumak için tıklayınız.

TAHA SURESİNİN OKUNUŞU

1. Tâ-Hâ.
2. Mâ enzelnâ ‘aleyke-lkur-âne liteşkâ.
3. İllâ teżkiraten limen yaḣşâ.
4. Tenzîlen mimmen ḣaleka-l-arda ve-ssemâvâti-l’ulâ.
5. Errahmânu ‘alâ-l’arşi-stevâ.
6. Lehu mâ fî-ssemâvâti vemâ fî-l-ardi vemâ beynehumâ vemâ tahte-śśerâ.
7. Ve-in techer bilkavli fe-innehu ya’lemu-ssirra veaḣfâ.
8. (A)llâhu lâ ilâhe illâ hu(ve)(s) lehu-l-esmâu-lhusnâ.
9. Vehel etâke hadîśu mûsâ.
10. İż raâ nâran fekâle li-ehlihi-mkuśû innî ânestu nâran le’allî âtîkum minhâ bikabesin ev ecidu ‘alâ-nnâri hudâ(n).
11. Felemmâ etâhâ nûdiye yâ mûsâ.
12. İnnî enâ rabbuke faḣla’ na’leyk(e)(s) inneke bilvâdi-lmukaddesi tuvâ(n).
13. Ve enâ-ḣtertuke festemi’ limâ yûhâ.
14. İnnenî ena(A)llâhu lâ ilâhe illâ enâ fa’budnî veekimi-ssalâte liżikrî.
15. İnne-ssâ’ate âtiyetun ekâdu uḣfîhâ lituczâ kullu nefsin bimâ tes’â.
16. Felâ yesuddenneke ‘anhâ men lâ yu/minu bihâ vettebe’a hevâhu feterdâ.
17. Vemâ tilke biyemînike yâ mûsâ.
18. Kâle hiye ‘asâye etevekkeu ‘aleyhâ ve ehuşşu bihâ ‘alâ ġanemî veliye fîhâ meâribu uḣrâ.
19. Kâle elkihâ yâ mûsâ.
20. Feelkâhâ fe-iżâ hiye hayyetun tes’â.
21. Kâle ḣużhâ velâ teḣaf(s) senu’îduhâ sîratehâ-l-ûlâ.
22. Vadmum yedeke ilâ cenâhike taḣruc beydâe min ġayri sû-in âyeten uḣrâ.
23. Linuriyeke min âyâtinâ-lkubrâ.
24. İżheb ilâ fir’avne innehu taġâ.
25. Kâle rabbi-şrah lî sadrî.
26. Veyessir lî emrî.
27. Vahlul ‘ukdeten min lisânî.
28. Yefkahû kavlî.
29. Vec’al lî vezîran min ehlî.
30. Hârûne eḣî.
31. Uşdud bihi ezrî
32. Ve eşrik-hu fî emrî.
33. Key nusebbihake keśîrâ(n).
34. Veneżkurake keśîrâ(n).
35. İnneke kunte binâ basîrâ(n).
36. Kâle kad ûtîte su/leke yâ mûsâ.
37. Velekad menennâ ‘aleyke merraten uḣrâ.
38. İż evhaynâ ilâ ummike mâ yûhâ.
39. Eni-kżifîhi fî-ttâbûti fakżifîhi fî-lyemmi felyulkihi-lyemmu bi-ssâhili ye/ḣużhu ‘aduvvun lî ve’aduvvun leh(u)(c) veelkaytu ‘aleyke mehabbeten minnî velitusne’a ‘alâ ‘aynî.
40. İż temşî uḣtuke fetekûlu hel edullukum ‘alâ men yekfuluh(u)(s) feraca’nâke ilâ ummike key tekarra ‘aynuhâ velâ tahzen(e)(c) vekatelte nefsen fenecceynâke mine-lġammi vefetennâke futûnâ(en)(c) felebiśte sinîne fî ehli medyene śümme ci/te ‘alâ kaderin yâ mûsâ.
41. Vastana’tuke linefsî.
42. İżheb ente veeḣûke bi-âyâtî velâ teniyâ fî żikrî.
43. İżhebâ ilâ fir’avne innehu taġâ.
44. Fekûlâ lehu kavlen leyyinen le’allehu yeteżekkeru ev yaḣşâ.
45. Kâlâ rabbenâ innenâ neḣâfu en yefruta ‘aleynâ ev en yatġâ.
46. Kâle lâ teḣâfâ(s) innenî me’akumâ esme’u ve erâ.
47. Fe/tiyâhu fekûlâ innâ rasûlâ rabbike feersil me’anâ benî isrâ-île velâ tu’ażżibhum(s) kad ci/nâke bi-âyetin min rabbik(e)(s) ve-sselâmu ‘alâ meni-ttebe’a-lhudâ.
48. İnnâ kad ûhiye ileynâ enne-l’ażâbe ‘alâ men keżżebe vetevellâ.
49. Kâle femen rabbukumâ yâ mûsâ.
50. Kâle rabbunâ-lleżî a’tâ kulle şey-in ḣalkahu śümme hedâ.
51. Kâle femâ bâlu-lkurûni-l-ûlâ.
52. Kâle ‘ilmuhâ ‘inde rabbî fî kitâb(in)(s) lâ yadillu rabbî velâ yensâ.
53. Elleżî ce’ale lekumu-l-arda mehden veseleke lekum fîhâ subulen veenzele mine-ssemâ-i mâen feaḣracnâ bihi ezvâcen min nebâtin şettâ.
54. Kulû ver’av en’âmekum(k) inne fî żâlike leâyâtin li-ulî-nnuhâ.
55. Minhâ ḣalaknâkum vefîhâ nu’îdukum veminhâ nuḣricukum târaten uḣrâ.
56. Velekad eraynâhu âyâtinâ kullehâ fekeżżebe veebâ.
57. Kâle eci/tenâ lituḣricenâ min ardinâ bisihrike yâ mûsâ.
58. Felene/tiyenneke bisihrin miślihi fec’al beynenâ vebeyneke mev’iden lâ nuḣlifuhu nahnu velâ ente mekânen suvâ(n).
59. Kâle mev’idukum yevmu-zzîneti veen yuhşera-nnâsu duhâ(n).
60. Fetevellâ fir’avnu feceme’a keydehu śümme etâ.
61. Kâle lehum mûsâ veylekum lâ tefterû ‘ala(A)llâhi keżiben feyushitekum bi’ażâb(in)(s) vekad ḣâbe meni-fterâ.
62. Fetenâze’û emrahum beynehum veeserrû-nnecvâ.
63. Kâlû in hâżâni lesâhirâni yurîdâni en yuḣricâkum min ardikum bisihrihimâ veyeżhebâ bitarîkatikumu-lmuślâ.
64. Feecmi’û keydekum śümme-/tû saffâ(en)(c) vekad efleha-lyevme meni-sta’lâ.
65. Kâlû yâ mûsâ immâ en tulkiye ve-immâ en nekûne evvele men elkâ.
66. Kâle bel elkû(s) fe-iżâ hibâluhum ve’isiyyuhum yuḣayyelu ileyhi min sihrihim ennehâ tes’â.
67. Feevcese fî nefsihi ḣîfeten mûsâ.
68. Kulnâ lâ teḣaf inneke ente-l-a’lâ.
69. Veelki mâ fî yemînike telkaf mâ sane’û(s) innemâ sane’û keydu sâhir(in)(s) velâ yuflihu-ssâhiru hayśu etâ.
70. Feulkiye-sseharatu succeden kâlû âmennâ birabbi hârûne vemûsâ.
71. Kâle âmentum lehu kable en âżene lekum(s) innehu lekebîrukumu-lleżî ‘allemekumu-ssihr(a)(s) feleukatti’anne eydiyekum veerculekum min. ḣilâfin veleusallibennekum fî cużû’i-nnaḣli veleta’lemunne eyyunâ eşeddu ‘ażâben ve ebkâ.
72. Kâlû len nu/śirake ‘alâ mâ câenâ mine-lbeyyinâti velleżî fetaranâ(s) fakdi mâ ente kâdin innemâ takdî hâżihi-lhayâte-ddunyâ.
73. İnnâ âmennâ birabbinâ liyaġfira lenâ ḣatâyânâ vemâ ekrahtenâ ‘aleyhi mine-ssihr(i)(k) va(A)llâhu ḣayrun ve ebkâ.
74. İnnehu men ye/ti rabbehu mucrimen fe-inne lehu cehenneme lâ yemûtu fîhâ velâ yahyâ.
75. Vemen ye/tihi mu/minen kad ‘amile-ssâlihâti feulâ-ike lehumu-dderacâtu-l’ulâ.
76. Cennâtu ‘âdnin tecrî min tahtihâ-l-enhâru ḣâlidîne fîhâ(c) veżâlike cezâu men tezekkâ.
77. Velekad evhaynâ ilâ mûsâ en esri bi’ibâdî fadrib lehum tarîkan fî-lbahri yebesen lâ teḣâfu deraken velâ taḣşâ.
78. Feetbe’ahum fir’avnu bicunûdihi feġaşiyehum mine-lyemmi mâ ġaşiyehum.
79. Veedalle fir’avnu kavmehu vemâ hedâ.
80. Yâ benî isrâ-île kad enceynâkum min ‘aduvvikum ve vâ’adnâkum cânibe-ttûri-l-eymene venezzelnâ ‘aleykumu-lmenne ve-sselvâ.
81. Kulû min tayyibâti mâ razaknâkum velâ tatġav fîhi feyehille ‘aleykum ġadabî(s) vemen yahlil ‘aleyhi ġadabî fekad hevâ.
82. Ve-innî leġaffârun limen tâbe veâmene ve’amile sâlihan śümme-htedâ.
83. Vemâ a’celeke ‘an kavmike yâ mûsâ.
84. Kâle hum ulâ-i ‘alâ eśerî ve’aciltu ileyke rabbi literdâ.
85. Kâle fe-innâ kad fetennâ kavmeke min ba’dike ve edallehumu-ssâmiriyy(u).
86. Ferace’a mûsâ ilâ kavmihi ġadbâne esifâ(en)(c) kâle yâ kavmi elem ya’idkum rabbukum va’den hasenâ(en)(c) efetâle ‘aleykumu-l’ahdu em eradtum en yehille ‘aleykum ġadabun min rabbikum feaḣleftum mev’idî.
87. Kâlû mâ aḣlefnâ mev’ideke bimelkinâ velâkinnâ hummilnâ evzâran min zîneti-lkavmi fekażefnâhâ fekeżâlike elkâ-ssâmiriyy(u).
88. Feaḣrace lehum ‘iclen ceseden lehu ḣuvârun fekâlû hâżâ ilâhukum ve-ilâhu mûsâ fenesiy(e).
89. Efelâ yeravne ellâ yerci’u ileyhim kavlen velâ yemliku lehum darran velâ nef’â(n).
90. Velekad kâle lehum hârûnu min kablu yâ kavmi innemâ futintum bih(i)(s) ve-inne rabbekumu-rrahmânu fettebi’ûnî ve etî’û emrî.
91. Kâlû len nebraha ‘aleyhi ‘âkifîne hattâ yerci’a ileynâ mûsâ.
92. Kâle yâ hârûnu mâ mene’ake iż raeytehum dallû.
93. Ellâ tettebi’an(i)(s) efe’asayte emrî.
94. Kâle yebne umme lâ te/ḣuż bilihyetî velâ bira/sî(s) innî ḣaşîtu en tekûle ferrakte beyne benî isrâ-île velem terkub kavlî.
95. Kâle femâ ḣatbuke yâ sâmiriyy(u).
96. Kâle basurtu bimâ lem yebsurû bihi fekabedtu kabdaten min eśeri-rrasûli fenebeżtuhâ vekeżâlike sevvelet lî nefsî.
97. Kâle feżheb fe-inne leke fî-lhayâti en tekûle lâ misâs(e)(s) ve-inne leke mev’iden len tuḣlefeh(u)(s) venzur ilâ ilâhike-lleżî zalte ‘aleyhi ‘âkifâ(en)(s) lenuharrikannehu śümme lenensifennehu fî-lyemmi nesfâ(n).
98. İnnemâ ilâhukumu(A)llâhu-lleżî lâ ilâhe illâ hu(ve)(c) vesi’a kulle şey-in ‘ilmâ(n).
99. Keżâlike nakussu ‘aleyke min enbâ-i mâkad sebak(a)(c) vekad âteynâke min ledunnâ żikra(n).
100. Men a’rada ‘anhu fe-innehu yahmilu yevme-lkiyâmeti vizrâ(n).
101. Ḣâlidîne fîh(i)(s) vesâe lehum yevme-lkiyâmeti himlâ(n).
102. Yevme yunfeḣu fî-ssûri venahşuru-lmucrimîne yevme-iżin zurkâ(n).
103. Yeteḣâfetûne beynehum in lebiśtum illâ ‘aşrâ(n).
104. Nahnu a’lemu bimâ yekûlûne iż yekûlu emśeluhum tarîkaten in lebiśtum illâ yevmâ(n).
105. Veyes-elûneke ‘ani-lcibâli fekul yensifuhâ rabbî nesfâ(n)
106. Feyeżeruhâ kâ’an safsafâ(n).
107. Lâ terâ fîhâ ‘ivecen velâ emtâ(n).
108. Yevme-iżin yettebi’ûne-ddâ’iye lâ ‘ivece leh(u)(s) veḣaşe’ati-l-asvâtu lirrahmâni felâ tesme’u illâ hemsâ(n).
109. Yevme-iżin lâ tenfe’u-şşefâ’atu illâ men eżine lehu-rrahmânu veradiye lehu kavlâ(n).
110. Ya’lemu mâ beyne eydîhim vemâ ḣalfehum velâ yuhîtûne bihi ‘ilmâ(n).
111. Ve’aneti-lvucûhu lilhayyi-lkayyûm(i)(s) vekad ḣâbe men hamele zulmâ(n).
112. Vemen ya’mel mine-ssâlihâti vehuve mu/minun felâ yeḣâfu zulmen velâ hedmâ(n).
113. Vekeżâlike enzelnâhu kur-ânen ‘arabiyyen vesarrafnâ fîhi mine-lva’îdi le’allehum yettekûne ev yuhdiśu lehum żikrâ(n).
114. Fete’âla(A)llâhu-lmeliku-lhakk(u)(k) velâ ta’cel bilkur-âni min kabli en yukdâ ileyke vahyuh(u)(s) vekul rabbi zidnî ‘ilmâ(n).
115. Velekad ‘ahidnâ ilâ âdeme min kablu fenesiye velem necid lehu ‘azmâ(n).
116. Ve-iż kulnâ lilmelâ-iketi-scudû li-âdeme fesecedû illâ iblîse ebâ.
117. Fekulnâ yâ âdemu inne hâżâ ‘aduvvun leke velizevcike felâ yuḣricennekumâ mine-lcenneti feteşkâ.
118. İnne leke ellâ tecû’a fîhâ velâ ta’râ.
119. Veenneke lâ tazmeu fîhâ velâ tadhâ.
120. Fevesvese ileyhi-şşeytânu kâle yâ âdemu hel edulluke ‘alâ şecerati-lḣuldi vemulkin lâ yeblâ.
121. Feekelâ minhâ febedet lehumâ sev-âtuhumâ vetafikâ yaḣsifâni ‘aleyhimâ min veraki-lcenne(ti)(c) ve’asâ âdemu rabbehu feġavâ.
122. Śumme-ctebâhu rabbuhu fetâbe ‘aleyhi vehedâ.
123. Kâle-hbitâ minhâ cemî’an ba’dukum liba’din ‘aduvv(un)(s) fe-immâ ye/tiyennekum minnî huden femeni-ttebe’a hudâye felâ yadillu velâ yeşkâ.
124. Vemen a’rada ‘an żikrî fe-inne lehu ma’îşeten dankân venahşuruhu yevme-lkiyâmeti a’mâ(n).
125. Kâle rabbi lime haşertenî a’mâ vekad kuntu basîrâ(n).
126. Kâle keżâlike etetke âyâtunâ fenesîtehâ(s) vekeżâlike-lyevme tunsâ.
127. Vekeżâlike neczî men esrafe velem yu/min bi-âyâti rabbih(i)(c) vele’ażâbu-l-âḣirati eşeddu veebkâ
128. Efelem yehdi lehum kem ehleknâ kablehum mine-lkurûni yemşûne fî mesâkinihim(k) inne fî żâlike leâyâtin li-ulî-nnuhâ.
129. Velevlâ kelimetun sebekat min rabbike lekâne lizâmen veecelun musemmâ(n).
130. Fasbir ‘alâ mâ yekûlûne vesebbih bihamdi rabbike kable tulû’i-şşemsi vekable ġurûbihâ(s) vemin ânâ-i-lleyli fesebbih veatrâfe-nnehâri le’alleke terdâ.
131. Velâ temuddenne ‘ayneyke ilâ mâ metta’nâ bihi ezvâcen minhum zehrate-lhayâti-ddunyâ lineftinehum fîh(i)(c) verizku rabbike ḣayrun veebkâ.
132. Ve/mur ehleke bi-ssalâti vastabir ‘aleyhâ(s) lâ nes-eluke rizkâ(an)(s) nahnu nerzukuk(e)(k) vel’âkibetu littakvâ.
133. Ve kâlû levlâ ye/tînâ bi-âyetin min rabbih(i)(c) eve lem te/tihim beyyinetu mâ fî-ssuhufi-l-ûlâ.
134. Velev ennâ ehleknâhum bi’ażâbin min kablihi lekâlû rabbenâ levlâ erselte ileynâ rasûlen fenettebi’a âyâtike min kabli en neżille venaḣzâ.
135. Kul kullun muterabbisun feterabbesû(s) feseta’lemûne men as-hâbu-ssirâti-sseviyyi vemeni-htedâMâ enzelnâ ‘aleyke-lkur-âne liteşkâ.
3. İllâ teżkiraten limen yaḣşâ.
4. Tenzîlen mimmen ḣaleka-l-arda ve-ssemâvâti-l’ulâ.
5. Errahmânu ‘alâ-l’arşi-stevâ.
6. Lehu mâ fî-ssemâvâti vemâ fî-l-ardi vemâ beynehumâ vemâ tahte-śśerâ.
7. Ve-in techer bilkavli fe-innehu ya’lemu-ssirra veaḣfâ.
8. (A)llâhu lâ ilâhe illâ hu(ve)(s) lehu-l-esmâu-lhusnâ.
9. Vehel etâke hadîśu mûsâ.
10. İż raâ nâran fekâle li-ehlihi-mkuśû innî ânestu nâran le’allî âtîkum minhâ bikabesin ev ecidu ‘alâ-nnâri hudâ(n).
11. Felemmâ etâhâ nûdiye yâ mûsâ.
12. İnnî enâ rabbuke faḣla’ na’leyk(e)(s) inneke bilvâdi-lmukaddesi tuvâ(n).
13. Ve enâ-ḣtertuke festemi’ limâ yûhâ.
14. İnnenî ena(A)llâhu lâ ilâhe illâ enâ fa’budnî veekimi-ssalâte liżikrî.
15. İnne-ssâ’ate âtiyetun ekâdu uḣfîhâ lituczâ kullu nefsin bimâ tes’â.
16. Felâ yesuddenneke ‘anhâ men lâ yu/minu bihâ vettebe’a hevâhu feterdâ.
17. Vemâ tilke biyemînike yâ mûsâ
18. Kâle hiye ‘asâye etevekkeu ‘aleyhâ ve ehuşşu bihâ ‘alâ ġanemî veliye fîhâ meâribu uḣrâ.
19. Kâle elkihâ yâ mûsâ.
20. Feelkâhâ fe-iżâ hiye hayyetun tes’â.
21. Kâle ḣużhâ velâ teḣaf(s) senu’îduhâ sîratehâ-l-ûlâ.
22. Vadmum yedeke ilâ cenâhike taḣruc beydâe min ġayri sû-in âyeten uḣrâ.
23. Linuriyeke min âyâtinâ-lkubrâ.
24. İżheb ilâ fir’avne innehu taġâ.
25. Kâle rabbi-şrah lî sadrî.
26. Veyessir lî emrî.
27. Vahlul ‘ukdeten min lisânî.
28. Yefkahû kavlî
29. Vec’al lî vezîran min ehlî.
30. Hârûne eḣî
31. Uşdud bihi ezrî.
32. Ve eşrik-hu fî emrî.
33. Key nusebbihake keśîrâ(n).
34. Veneżkurake keśîrâ(n).
35. İnneke kunte binâ basîrâ(n).
36. Kâle kad ûtîte su/leke yâ mûsâ.
37. Velekad menennâ ‘aleyke merraten uḣrâ.
38. İż evhaynâ ilâ ummike mâ yûhâ.
39. Eni-kżifîhi fî-ttâbûti fakżifîhi fî-lyemmi felyulkihi-lyemmu bi-ssâhili ye/ḣużhu ‘aduvvun lî ve’aduvvun leh(u)(c) veelkaytu ‘aleyke mehabbeten minnî velitusne’a ‘alâ ‘aynî.
40. İż temşî uḣtuke fetekûlu hel edullukum ‘alâ men yekfuluh(u)(s) feraca’nâke ilâ ummike key tekarra ‘aynuhâ velâ tahzen(e)(c) vekatelte nefsen fenecceynâke mine-lġammi vefetennâke futûnâ(en)(c) felebiśte sinîne fî ehli medyene śümme ci/te ‘alâ kaderin yâ mûsâ
41. Vastana’tuke linefsî
42. İżheb ente veeḣûke bi-âyâtî velâ teniyâ fî żikrî.
43. İżhebâ ilâ fir’avne innehu taġâ.
44. Fekûlâ lehu kavlen leyyinen le’allehu yeteżekkeru ev yaḣşâ.
45. Kâlâ rabbenâ innenâ neḣâfu en yefruta ‘aleynâ ev en yatġâ.
46. Kâle lâ teḣâfâ(s) innenî me’akumâ esme’u ve erâ.
47. Fe/tiyâhu fekûlâ innâ rasûlâ rabbike feersil me’anâ benî isrâ-île velâ tu’ażżibhum(s) kad ci/nâke bi-âyetin min rabbik(e)(s) ve-sselâmu ‘alâ meni-ttebe’a-lhudâ
48. İnnâ kad ûhiye ileynâ enne-l’ażâbe ‘alâ men keżżebe vetevellâ.
49. Kâle femen rabbukumâ yâ mûsâ.
50. Kâle rabbunâ-lleżî a’tâ kulle şey-in ḣalkahu śümme hedâ.
51. Kâle femâ bâlu-lkurûni-l-ûlâ.
52. Kâle ‘ilmuhâ ‘inde rabbî fî kitâb(in)(s) lâ yadillu rabbî velâ yensâ.
53. Elleżî ce’ale lekumu-l-arda mehden veseleke lekum fîhâ subulen veenzele mine-ssemâ-i mâen feaḣracnâ bihi ezvâcen min nebâtin şettâ
54. Kulû ver’av en’âmekum(k) inne fî żâlike leâyâtin li-ulî-nnuhâ.
55. Minhâ ḣalaknâkum vefîhâ nu’îdukum veminhâ nuḣricukum târaten uḣrâ.
56. Velekad eraynâhu âyâtinâ kullehâ fekeżżebe veebâ.
57. Kâle eci/tenâ lituḣricenâ min ardinâ bisihrike yâ mûsâ.
58. Felene/tiyenneke bisihrin miślihi fec’al beynenâ vebeyneke mev’iden lâ nuḣlifuhu nahnu velâ ente mekânen suvâ(n).
59. Kâle mev’idukum yevmu-zzîneti veen yuhşera-nnâsu duhâ(n).
60. Fetevellâ fir’avnu feceme’a keydehu śümme etâ.
61. Kâle lehum mûsâ veylekum lâ tefterû ‘ala(A)llâhi keżiben feyushitekum bi’ażâb(in)(s) vekad ḣâbe meni-fterâ.
62. Fetenâze’û emrahum beynehum veeserrû-nnecvâ.
63. Kâlû in hâżâni lesâhirâni yurîdâni en yuḣricâkum min ardikum bisihrihimâ veyeżhebâ bitarîkatikumu-lmuślâ.
64. Feecmi’û keydekum śümme-/tû saffâ(en)(c) vekad efleha-lyevme meni-sta’lâ.
65. Kâlû yâ mûsâ immâ en tulkiye ve-immâ en nekûne evvele men elkâ.
66. Kâle bel elkû(s) fe-iżâ hibâluhum ve’isiyyuhum yuḣayyelu ileyhi min sihrihim ennehâ tes’â.
67. Feevcese fî nefsihi ḣîfeten mûsâ.
68. Kulnâ lâ teḣaf inneke ente-l-a’lâ.
69. Veelki mâ fî yemînike telkaf mâ sane’û(s) innemâ sane’û keydu sâhir(in)(s) velâ yuflihu-ssâhiru hayśu etâ.
70. Feulkiye-sseharatu succeden kâlû âmennâ birabbi hârûne vemûsâ.
71. Kâle âmentum lehu kable en âżene lekum(s) innehu lekebîrukumu-lleżî ‘allemekumu-ssihr(a)(s) feleukatti’anne eydiyekum veerculekum min ḣilâfin veleusallibennekum fî cużû’i-nnaḣli veleta’lemunne eyyunâ eşeddu ‘ażâben ve ebkâ.
72. Kâlû len nu/śirake ‘alâ mâ câenâ mine-lbeyyinâti velleżî fetaranâ(s) fakdi mâ ente kâdin innemâ takdî hâżihi-lhayâte-ddunyâ.
73. İnnâ âmennâ birabbinâ liyaġfira lenâ ḣatâyânâ vemâ ekrahtenâ ‘aleyhi mine-ssihr(i)(k) va(A)llâhu ḣayrun ve ebkâ.
74. İnnehu men ye/ti rabbehu mucrimen fe-inne lehu cehenneme lâ yemûtu fîhâ velâ yahyâ.
75. Vemen ye/tihi mu/minen kad ‘amile-ssâlihâti feulâ-ike lehumu-dderacâtu-l’ulâ.
76. Cennâtu ‘âdnin tecrî min tahtihâ-l-enhâru ḣâlidîne fîhâ(c) veżâlike cezâu men tezekkâ.
77. Velekad evhaynâ ilâ mûsâ en esri bi’ibâdî fadrib lehum tarîkan fî-lbahri yebesen lâ teḣâfu deraken velâ taḣşâ.
78. Feetbe’ahum fir’avnu bicunûdihi feġaşiyehum mine-lyemmi mâ ġaşiyehum.
79. Veedalle fir’avnu kavmehu vemâ hedâ
80. Yâ benî isrâ-île kad enceynâkum min ‘aduvvikum ve vâ’adnâkum cânibe-ttûri-l-eymene venezzelnâ ‘aleykumu-lmenne ve-sselvâ
81. Kulû min tayyibâti mâ razaknâkum velâ tatġav fîhi feyehille ‘aleykum ġadabî(s) vemen yahlil ‘aleyhi ġadabî fekad hevâ
82. Ve-innî leġaffârun limen tâbe veâmene ve’amile sâlihan śümme-htedâ.
83. Vemâ a’celeke ‘an kavmike yâ mûsâ.
84. Kâle hum ulâ-i ‘alâ eśerî ve’aciltu ileyke rabbi literdâ.
85. Kâle fe-innâ kad fetennâ kavmeke min ba’dike ve edallehumu-ssâmiriyy(u).
86. Ferace’a mûsâ ilâ kavmihi ġadbâne esifâ(en)(c) kâle yâ kavmi elem ya’idkum rabbukum va’den hasenâ(en)(c) efetâle ‘aleykumu-l’ahdu em eradtum en yehille ‘aleykum ġadabun min rabbikum feaḣleftum mev’idî.
87. Kâlû mâ aḣlefnâ mev’ideke bimelkinâ velâkinnâ hummilnâ evzâran min zîneti-lkavmi fekażefnâhâ fekeżâlike elkâ-ssâmiriyy(u).
88. Feaḣrace lehum ‘iclen ceseden lehu ḣuvârun fekâlû hâżâ ilâhukum ve-ilâhu mûsâ fenesiy(e).
89. Efelâ yeravne ellâ yerci’u ileyhim kavlen velâ yemliku lehum darran velâ nef’â(n).
90. Velekad kâle lehum hârûnu min kablu yâ kavmi innemâ futintum bih(i)(s) ve-inne rabbekumu-rrahmânu fettebi’ûnî ve etî’û emrî.
91. Kâlû len nebraha ‘aleyhi ‘âkifîne hattâ yerci’a ileynâ mûsâ.
92. Kâle yâ hârûnu mâ mene’ake iż raeytehum dallû.
93. Ellâ tettebi’an(i)(s) efe’asayte emrî.
94. Kâle yebne umme lâ te/ḣuż bilihyetî velâ bira/sî(s) innî ḣaşîtu en tekûle ferrakte beyne benî isrâ-île velem terkub kavlî.
95. Kâle femâ ḣatbuke yâ sâmiriyy(u).
96. Kâle basurtu bimâ lem yebsurû bihi fekabedtu kabdaten min eśeri-rrasûli fenebeżtuhâ vekeżâlike sevvelet lî nefsî.
97. Kâle feżheb fe-inne leke fî-lhayâti en tekûle lâ misâs(e)(s) ve-inne leke mev’iden len tuḣlefeh(u)(s) venzur ilâ ilâhike-lleżî zalte ‘aleyhi ‘âkifâ(en)(s) lenuharrikannehu śümme lenensifennehu fî-lyemmi nesfâ(n).
98. İnnemâ ilâhukumu(A)llâhu-lleżî lâ ilâhe illâ hu(ve)(c) vesi’a kulle şey-in ‘ilmâ(n).
99. Keżâlike nakussu ‘aleyke min enbâ-i mâkad sebak(a)(c) vekad âteynâke min ledunnâ żikra(n).
100. Men a’rada ‘anhu fe-innehu yahmilu yevme-lkiyâmeti vizrâ(n).
101. Ḣâlidîne fîh(i)(s) vesâe lehum yevme-lkiyâmeti himlâ(n).
102. Yevme yunfeḣu fî-ssûri venahşuru-lmucrimîne yevme-iżin zurkâ(n).
103. Yeteḣâfetûne beynehum in lebiśtum illâ ‘aşrâ(n).
104. Nahnu a’lemu bimâ yekûlûne iż yekûlu emśeluhum tarîkaten in lebiśtum illâ yevmâ(n).
105. Veyes-elûneke ‘ani-lcibâli fekul yensifuhâ rabbî nesfâ(n).
106. Feyeżeruhâ kâ’an safsafâ(n).
107. Lâ terâ fîhâ ‘ivecen velâ emtâ(n).
108. Yevme-iżin yettebi’ûne-ddâ’iye lâ ‘ivece leh(u)(s) veḣaşe’ati-l-asvâtu lirrahmâni felâ tesme’u illâ hemsâ(n).
109. Yevme-iżin lâ tenfe’u-şşefâ’atu illâ men eżine lehu-rrahmânu veradiye lehu kavlâ(n).
110. Ya’lemu mâ beyne eydîhim vemâ ḣalfehum velâ yuhîtûne bihi ‘ilmâ(n).
111. Ve’aneti-lvucûhu lilhayyi-lkayyûm(i)(s) vekad ḣâbe men hamele zulmâ(n).
112. Vemen ya’mel mine-ssâlihâti vehuve mu/minun felâ yeḣâfu zulmen velâ hedmâ(n).
113. Vekeżâlike enzelnâhu kur-ânen ‘arabiyyen vesarrafnâ fîhi mine-lva’îdi le’allehum yettekûne ev yuhdiśu lehum żikrâ(n).
114. Fete’âla(A)llâhu-lmeliku-lhakk(u)(k) velâ ta’cel bilkur-âni min kabli en yukdâ ileyke vahyuh(u)(s) vekul rabbi zidnî ‘ilmâ(n).
115. Velekad ‘ahidnâ ilâ âdeme min kablu fenesiye velem necid lehu ‘azmâ(n).
116. Ve-iż kulnâ lilmelâ-iketi-scudû li-âdeme fesecedû illâ iblîse ebâ.
117. Fekulnâ yâ âdemu inne hâżâ ‘aduvvun leke velizevcike felâ yuḣricennekumâ mine-lcenneti feteşkâ.
118. İnne leke ellâ tecû’a fîhâ velâ ta’râ.
119. Veenneke lâ tazmeu fîhâ velâ tadhâ.
120. Fevesvese ileyhi-şşeytânu kâle yâ âdemu hel edulluke ‘alâ şecerati-lḣuldi vemulkin lâ yeblâ.
121. Feekelâ minhâ febedet lehumâ sev-âtuhumâ vetafikâ yaḣsifâni ‘aleyhimâ min veraki-lcenne(ti)(c) ve’asâ âdemu rabbehu feġavâ.
122. Śumme-ctebâhu rabbuhu fetâbe ‘aleyhi vehedâ
123. Kâle-hbitâ minhâ cemî’an ba’dukum liba’din ‘aduvv(u.n)(s) fe-immâ ye/tiyennekum minnî huden femeni-ttebe’a hudâye felâ yadillu velâ yeşkâ.
124. Vemen a’rada ‘an żikrî fe-inne lehu ma’îşeten dankân venahşuruhu yevme-lkiyâmeti a’mâ(n).
125. Kâle rabbi lime haşertenî a’mâ vekad kuntu basîrâ(n).
126. Kâle keżâlike etetke âyâtunâ fenesîtehâ(s) vekeżâlike-lyevme tunsâ.
127. Vekeżâlike neczî men esrafe velem yu/min bi-âyâti rabbih(i)(c) vele’ażâbu-l-âḣirati eşeddu veebkâ.
128. Efelem yehdi lehum kem ehleknâ kablehum mine-lkurûni yemşûne fî mesâkinihim(k) inne fî żâlike leâyâtin li-ulî-nnuhâ.
129. Velevlâ kelimetun sebekat min rabbike lekâne lizâmen veecelun musemmâ(n).
130. Fasbir ‘alâ mâ yekûlûne vesebbih bihamdi rabbike kable tulû’i-şşemsi vekable ġurûbihâ(s) vemin ânâ-i-lleyli fesebbih veatrâfe-nnehâri le’alleke terdâ.
131. Velâ temuddenne ‘ayneyke ilâ mâ metta’nâ bihi ezvâcen minhum zehrate-lhayâti-ddunyâ lineftinehum fîh(i)(c) verizku rabbike ḣayrun veebkâ.
132. Ve/mur ehleke bi-ssalâti vastabir ‘aleyhâ(s) lâ nes-eluke rizkâ(an)(s) nahnu nerzukuk(e)(k) vel’âkibetu littakvâ.
133. Ve kâlû levlâ ye/tînâ bi-âyetin min rabbih(i)(c) eve lem te/tihim beyyinetu mâ fî-ssuhufi-l-ûlâ.
134. Velev ennâ ehleknâhum bi’ażâbin min kablihi lekâlû rabbenâ levlâ erselte ileynâ rasûlen fenettebi’a âyâtike min kabli en neżille venaḣzâ.
135. Kul kullun muterabbisun feterabbesû(s) feseta’lemûne men as-hâbu-ssirâti-sseviyyi vemeni-htedâ.

TAHA SURESİNİN ANLAMI

Tâ. Hâ. ﴾1﴿ Biz bu Kur’an’ı sana güçlük çekip bedbaht olasın diye indirmedik. ﴾2﴿ Onu ancak Allah’tan korkanlara bir öğüt olsun diye indirdik. ﴾3﴿ O Kur’an, yeri ve yüce gökleri Yaratan tarafından parça parça indirilmiştir. ﴾4﴿ Rahmân arşa istivâ etmiştir. ﴾5﴿ Bütün göklerdekiler, yerdekiler, göklerle yer arasında bulunanlar ve nemli toprağın altında olanlar yalnızca O’na aittir. ﴾6﴿ Sen sözü açıktan söylemiş olsan da gizli söylemiş olsan da Allah için birdir; çünkü O gizliyi de, gizlinin gizlisini de bilir. ﴾7﴿ Allah ki, kendisinden başka hiçbir ilâh yoktur. En güzel isimler O’na aittir. ﴾8﴿ Rasûlüm! Mûsâ’nın haberi sana geldi mi? ﴾9﴿ Hani o, gece çölde yol alırken uzaktan bir ateş görmüştü de âilesine: “Siz burada bekleyin. Gözüme bir ateş ilişti; belki size oradan bir kor parçası getiririm, yahut ateşin yanında bize yol gösterecek birini bulurum” demişti. ﴾10﴿ Ateşin yanına varınca kendisine: “Ey Mûsâ!” diye nidâ edildi: ﴾11﴿ “Şüphesiz ben senin Rabbinim. Haydi ayakkabılarını çıkar; çünkü sen mukaddes Tuvâ Vâdisi’nde bulunuyorsun!” ﴾12﴿ “Ben seni peygamber seçtim. Şimdi sana vahyolunacakları dinle:” ﴾13﴿ “Şüphesiz ben Allahım. Benden başka ilâh yoktur. Öyleyse yalnız bana kulluk et, beni anmak için de namaz kıl!” ﴾14﴿ “Kıyâmet mutlaka kopacaktır. Ancak herkese dünyada yapıp ettiklerinin karşılığı en âdil biçimde verilmesi için onun vaktini gizli tutuyorum.” ﴾15﴿ “O halde kıyâmete inanmayan ve nefsânî arzularının peşinden gidenler, ona inanmaktan ve onunla ilgili gerçekleri anlatmaktan sakın seni alıkoymasın! Yoksa helâk olursun!” ﴾16﴿ Allah: “Şu sağ elindeki de ne ey Mûsâ?” diye sordu. ﴾17﴿ Mûsâ: “O benim asamdır; yürürken ona yaslanırım, onunla davarlarıma yaprak silkelerim; ayrıca onunla daha pek çok ihtiyaçlarımı karşılarım” dedi. ﴾18﴿ Allah: “Onu yere at ey Mûsâ!” diye emretti. ﴾19﴿ Mûsâ da hemen onu yere attı. Bir de ne görsün: asa hızla kıvrılıp giden kocaman bir yılan oluvermiş! ﴾20﴿ Allah şöyle buyurdu: “Tut onu! Korkma! Biz onu tekrar eski hâline çevireceğiz.” ﴾21﴿ “Şimdi de elini koynuna sok; bir başka mûcize olarak o, kusursuz ve lekesiz bir biçimde bembeyaz çıkıversin!” ﴾22﴿ “Tâ ki, böylece sana büyük âyetlerimizden bir kısmını göstermiş olalım.” ﴾23﴿ Allah: “Şimdi artık Firavun’a git. Çünkü o gerçekten çok azgınlaştı” buyurdu. ﴾24﴿ Mûsâ şöyle yalvardı: “Rabbim! Göğsüme genişlik ver.” ﴾25﴿ “İşimi kolaylaştır.” ﴾26﴿ “Dilimin düğümünü çöz.” ﴾27﴿ “Ta ki, sözümü iyi anlasınlar.” ﴾28﴿ “Ailemden birini bana yardımcı kıl.” ﴾29﴿ “Kardeşim Hârûn’u.” ﴾30﴿ “Onunla beni kuvvetlendir.” ﴾31﴿ “Onu bu mühim işime ortak kıl.” ﴾32﴿ “Tâ ki seni bol bol tesbih edelim.” ﴾33﴿ “Seni çok çok zikredelim.” ﴾34﴿ “Sen, zâten bizi her halimizle çok iyi görmekte ve bilmektesin.” ﴾35﴿ Allah şöyle buyurdu: “İstediklerin sana verildi, ey Mûsâ!” ﴾36﴿ “Nitekim biz sana daha önce de lutufta bulunmuştuk.” ﴾37﴿ “O vakit biz annene ilham edilmesi gerekenleri ilham edip kalbini şöyle yönlendirmiştik:” ﴾38﴿ “Oğlun Mûsâ’yı sandığa koyup nehre bırak! Nehir onu kıyıya atsın da, hem benim hem de onun düşmanı olan Firavun onu yanına alsın!” Ey Mûsâ: “Ayrıca bizzat benim gözetimimde yetişip eğitilmen için sana kendimden gönülleri cezbeden bir güzellik ve sevecenlik vermiştim.” ﴾39﴿ “Hani, kız kardeşin seni takip ederek gitmiş ve saray halkına: «Ona iyi bakacak birini size buluvereyim mi?» demişti. Böylece seni tekrar annene kavuşturduk ki, gözü gönlü aydınlık olsun ve üzülmesin! Yine sen, birini yanlışlıkla öldürmüştün de seni o gamdan kurtarmıştık. Ardından seni her bakımdan kemâle ermen için türlü türlü ibtilâlardan geçirdik. Bu yüzden senelerce Medyen halkı arasında kaldın. Sonra da takdir ettiğimiz şekilde Medyen’den Tûr’a döndün ey Mûsâ!” ﴾40﴿ Allah devamla şöyle buyurdu: “Seni kendime peygamber seçip lutuflarımla yetiştirdim.” ﴾41﴿ “Şimdi, sen ve kardeşin size verdiğim mûcizelerimle gidin; beni anmakta ve imana dâvet vazîfenizde sakın gevşeklik ve üşengeçlik göstermeyin.” ﴾42﴿ “Firavun’a gidin; çünkü o, gerçekten çok azgınlaştı.” ﴾43﴿ “Ona yumuşak ve gönül alıcı sözler söyleyin. Belki o, böylece aklını başına alır veya hiç değilse biraz korkar.” ﴾44﴿ Mûsâ ve Hârûn: “Rabbimiz! Doğrusu onun bize fırsat vermeden saldırmasından veya büsbütün azgınlaşmasından endişe ediyoruz” dediler. ﴾45﴿ Allah buyurdu ki: “Korkmayın! Çünkü ben sizinle beraberim; her şeyi işitiyor ve görüyorum!” ﴾46﴿ “Haydi, ona gidin ve şöyle deyin: «Biz, senin Rabbinin elçileriyiz. İsrâiloğulları’nı artık bizimle gönder de onlara daha fazla işkence etme! Biz, sana Rabbinden bir mûcize getirdik. Selâm ve selâmet, doğru yolu tutanlara olsun!»” ﴾47﴿ “«Şüphesiz bize, azabın, peygamberleri yalanlayıp doğru yoldan yüz çevirenlerin tepesine ineceği vahyolundu.»” ﴾48﴿ Firavun: “Söyleyin bakalım, sizin Rabbiniz de kimmiş, ey Mûsâ?” diye çıkıştı. ﴾49﴿ Mûsâ: “Rabbimiz, her şeye yaratılışındaki temel özellikleri veren, sonra onu yaratılış gâyesine uygun biçimde yola koyan Allah’tır” diye cevap verdi. ﴾50﴿ Firavun: “Öyle ise geçmiş nesillerin hâli ne olacak?” diye sordu. ﴾51﴿ Mûsâ şöyle cevap verdi: “Onlara dair bilgi Rabbimin katında bir kitaptadır. Rabbim asla şaşırmaz, yanlış yapmaz ve unutmaz.” ﴾52﴿ “Yeryüzünü size döşek yapan, orada sizin için yollar ve geçitler açan, gökten yağmur yağdırıp su indiren yine O’dur.” İşte biz o suyla türlü türlü bitkilerden çift çift bitiriyoruz. ﴾53﴿ O bitkilerden hem siz yiyin, hem de hayvanlarınızı otlatın. Şüphesiz bunda akıl sahipleri için nice dersler, nice deliller vardır. ﴾54﴿ Sizi topraktan yarattık, yine sizi oraya döndüreceğiz ve bir kez daha sizi diriltip oradan çıkaracağız. ﴾55﴿ Yemin olsun ki, Firavun’a bütün mûcize ve delillerimizi gösterdik; fakat o yine de yalanladı ve gerçeği kabul etmemekte diretti. ﴾56﴿ Dedi ki: “Mûsâ! Yaptığın büyü ile bizi yurdumuzdan çıkarmak için mi geldin?” ﴾57﴿ “Madem öyle, biz de sana onun benzeri bir büyü ile karşı koyacağız. Öyleyse sen aramızda, sonradan katılmaktan caymayacağımız bir buluşma vakti ayarla da, düz ve geniş bir alanda karşılaşıp kozlarımızı paylaşalım!” ﴾58﴿ Mûsâ: “Buluşma zamanımız, bayram günü ve insanların toplandığı kuşluk vaktinde olsun” dedi. ﴾59﴿ Bunun üzerine Firavun dönüp gitti; her türlü hîleyi devreye soktu, en üstün sihirbazlarını topladı; sonra da buluşma yerine geldi. ﴾60﴿ Mûsâ sihirbazlara dedi ki: “Yazıklar olsun size! Sakın Allah hakkında yalanlar uydurmak suretiyle O’na iftirada bulunmayın! Yoksa korkunç bir azap ile kökünüzü kazır. Gerçek şu ki, her kim Allah’a iftirâda bulunursa muhakkak hüsrâna uğrar.” ﴾61﴿ Bunun üzerine sihirbazlar, yapacakları işleri aralarında tartıştılar ve gizli gizli fısıldaştılar. ﴾62﴿ Şöyle dediler: “Bakın, bu ikisi var ya, bunlar birer sihirbazdır; sihirleriyle sizi yurdunuzdan sürüp çıkarmak ve benimsediğiniz ideal hayat tarzınızı yok etmek istiyorlar.” ﴾63﴿ “Öyleyse bütün hîlenizi, hünerinizi toplayın, sonra merâsim düzeninde saf saf gelin. Çünkü bugün hangi taraf üstün gelirse, sonunda kazanacak ve gülecek olan da o taraftır.” ﴾64﴿ Sihirbazlar: “Ey Mûsâ! İster önce sen at asânı, ister ilk atan biz olalım” dediler. ﴾65﴿ Mûsâ: “Hayır, önce siz atın” dedi. Attılar; bir de baktı ki, sihirleri sayesinde onların ipleri ve değnekleri kendisine gerçekten koşuyor gibi görünüyor. ﴾66﴿ Mûsâ birden içinde bir korku hissetti. ﴾67﴿ Ona: “Korkma!” diye seslendik, “çünkü, üstün gelecek olan kesinlikle sensin!” ﴾68﴿ “Sağ elinde tuttuğun asâyı yere at da, onların yaptıklarını yalayıp yutuversin. Çünkü onların bütün yaptıkları, sihirbaz oyunundan ibarettir. Sihirbaz ise nereye varsa, ne yapsa başarılı olamaz!” ﴾69﴿ Bunun üzerine sihirbazlar secdeye kapandılar; “Hârûn ile Mûsâ’nın Rabbine iman ettik” dediler. ﴾70﴿ Firavun şöyle dedi: “Ben size izin vermeden önce ona inandınız, ha? Demek ki, size sihri öğreten ustanız oymuş! Şimdi ellerinizi ve ayaklarınızı hiç tereddüt etmeden çaprazlama keseceğim ve sizi mutlaka hurma dallarına asacağım. Böylece hangimizin azabı daha şiddetli ve devamlıymış, o zaman anlayacaksınız!” ﴾71﴿ Sihirbazlar dediler ki: “İmkânı yok, bize gelen apaçık mûcizeleri ve bizi yaratan Allah’ı bırakıp da seni kesinlikle tercih etmeyeceğiz. Hakkımızda istediğin kararı ver, yapmak istediğini yap. Şunu unutma ki, senin hükmün ancak dünya hayatında geçer.” ﴾72﴿ “Şüphesiz biz, Rabbimize iman ettik. O’nun hatalarımızı ve bu arada bize zorla yaptırdığın sihir günahını bağışlayacağını umuyoruz. Allah’ın vereceği mükâfat seninkinden daha hayırlı, cezası da seninkinden daha devamlıdır.” ﴾73﴿ Gerçek şu ki, kim Rabbine inkârcı bir suçlu olarak gelirse, onun hakkı cehennemdir. Orada ne ölür kurtulur, ne de rahat yaşar! ﴾74﴿ Kim de Allah’a sâlih ameller işlemiş bir mü’min olarak varırsa, onlar için de öte dünyada pek yüksek dereceler vardır. ﴾75﴿ Onlar, altlarından ırmaklar akan Adn cennetlerinde ebedî kalacaklardır. Her türlü yanlış inançtan ve günahlardan arınanların mükâfatı işte budur! ﴾76﴿ Biz Mûsâ’ya şöyle vahyetmiştik: “Kullarımla birlikte geceleyin Mısır’dan yola çık! Asanı yere vurarak onlara denizde kupkuru bir yol aç. Firavun’un ordusu yetişecek diye korkma ve denizde boğulacağız diye endîşe etme!” ﴾77﴿ Derken Firavun, askerleriyle Mûsâ ve kavminin peşine düştü. Ama deniz üzerlerine kapanıp, onları görülmedik bir şekilde yutuverdi. ﴾78﴿ Böylece Firavun, kavmini büsbütün yoldan çıkarmış, çıkmaza sürüklemişti; onları asla doğru yola iletemedi. ﴾79﴿ Ey İsrâiloğulları! Şüphesiz biz sizi düşmanınızdan kurtardık. Tûr’un bereketlerle dolu sağ yamacında Mûsâ vasıtasıyla sizinle emirlerime uyacağınıza dair sözleşme yaptık. Çölde aç kalmayasınız diye size gökten kudret helvası ve bıldırcın eti ihsân ettik. ﴾80﴿ Size rızık olarak verdiğimiz temiz ve helâl nimetlerden yiyin. Bu hususta azgınlık ve nankörlük yapmayın; aksi halde gazabım tepenize iner. Kimin de üzerine gazabım inerse, artık o helâk uçurumuna yuvarlanıp gider. ﴾81﴿ Şu da muhakkak ki ben, günahlarından tevbe ile vazgeçen, iman edip sâlih ameller işleyen, bundan böyle de doğru yol üzere hareket eden kimseyi elbette bağışlarım. ﴾82﴿ Allah: “Kavmini bırakıp da aceleyle buraya gelmene sebep neydi, ey Mûsâ?” diye sordu. ﴾83﴿ Mûsâ dedi ki: “İşte onlar, hemen peşimdeler. Benden daha çok hoşnut ve râzı olasın diye aceleyle sana geldim ey Rabbim!” ﴾84﴿ Allah şöyle buyurdu: “Fakat biz sen ayrıldıktan sonra geride bıraktığın kavmini imtihan ettik ve Sâmirî onları yoldan çıkardı.” ﴾85﴿ Bunun üzerine Mûsâ, son derece öfkeli ve üzüntülü olarak kavminin yanına döndü; onlara şöyle dedi: “Ey kavmim! Rabbiniz size güzel bir vaatte bulunmamış mıydı? Şu halde size verilen sözün üzerinden çok uzun bir zaman mı geçti, yoksa Rabbinizden bir gazabın tepenize inmesini mi istediniz de, bana verdiğiniz sözden döndünüz?” ﴾86﴿ Dediler ki: “Biz sana verdiğimiz sözden bilerek ve isteyerek dönmüş değiliz. Fakat yanımızda Mısırlıların zînet eşyalarından birtakım ağırlıklar vardı. Onları eritmek için ateşe attık; Samirî de kendininkini atıverdi.” ﴾87﴿ Derken Sâmirî onlar için böğürebilen bir buzağı heykeli döküp çıkardı. Peşinden o ve avânesi: “İşte sizin de, Mûsâ’nın ilâhı da budur. Fakat Mûsâ bunu unuttu, başka ilâh aramak üzere kalkıp dağlara gitti” dediler. ﴾88﴿ Hayret doğrusu! Onlar görmüyorlar mıydı ki, o heykel kendilerine hiçbir sözle cevap veremiyor ve onlar için ne bir zarar ne de bir fayda sağlamaya güç yetirebiliyordu? ﴾89﴿ Halbuki Hârûn daha önce onlara: “Ey kavmim! Bakın, siz bu heykel yüzünden bir imtihana maruz kaldınız. Şüphesiz sizin Rabbiniz, Rahmân olan Allah’tır. O halde gelin bana uyun ve emrime itaat edin!” demişti. ﴾90﴿ Onlar ise: “Mûsâ aramıza dönünceye kadar onun karşısında boyun büküp tapınmaktan asla vazgeçmeyeceğiz!” dediler. ﴾91﴿ Mûsâ döndüğünde olan bitenden habersiz kardeşine çıkıştı: “Ey Hârûn! Bunların sapıklığa düştüklerini gördüğünde sana ne engel oldu da,” ﴾92﴿ “Söylediklerime uymadın, benim yolumdan gitmedin? Yoksa bilerek emrime karşı mı geldin?” ﴾93﴿ Hârûn: “Ey anamın oğlu!” dedi, “sakalımı, başımı çekme! Doğrusu ben senin: «Sözümü dinlemedin de İsrâiloğulları arasına ayrılık soktun!» demenden korktum.” ﴾94﴿ Mûsâ, bu kez Sâmirî’ye dönerek: “Nedir bu yaptığın korkunç şey, ey Sâmirî?” diye sordu. ﴾95﴿ Sâmirî şöyle cevap verdi: “Ben, onların görmediği bir şeyi gördüm. Sana gelen elçi Cebrâil’in izinden bir avuç toprak alıp onu erimiş mücevheratın içine attım. Böyle bir şey yapmayı nefsim bana hoş gösterdi.” ﴾96﴿ Mûsâ: “Defol, git!” dedi, “Artık hayatın boyunca: «Bana dokunmayın!» diyerek insanlardan uzak duracak, yalnız yaşamaya mahkûm olacaksın! Ayrıca senin için bir ceza daha var ki, ondan asla kaçıp kurtulamayacaksın. Şimdi tapınıp durduğun şu tanrına bak! Yemin olsun ki, biz onu ateşte yakacağız; sonra da küllerini denize savuracağız!” ﴾97﴿ Şüphesiz sizin ilâhınız ancak Allah’tır. O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. O’nun ilmi her şeyi kuşatmıştır. ﴾98﴿ Rasûlüm! İşte böylece sana daha önce yaşanmış önemli hâdiselerden bir kısmını anlatıyoruz. Şüphesiz sana tarafımızdan bir zikir verdik. ﴾99﴿ Kim ondan yüz çevirirse, kıyâmet gününde ağır bir günah yükünün altına girecektir. ﴾100﴿ Onlar bu yükün altında devamlı kalacaklardır. Kıyâmet gününde onların payına düşecek bu yük, ne kötü bir yüktür! ﴾101﴿ O gün sûra üflenecek. Biz o günde inkârcı suçluları, yorgunluk ve susuzluktan gözleri morarmış ve kör bir halde mahşerde toplayacağız. ﴾102﴿ O halin dehşeti içine aralarında gizli gizli fısıldaşarak: “Siz dünyada olsa olsa on gün kadar bir şey kaldınız” derler. ﴾103﴿ Aralarında konuştukları hususu elbette biz daha iyi biliriz. İçlerinden en mûtedili ve aklı başında olanı ise: “Hayır, belki orada sadece bir gün kaldınız” diye karşılık verir. ﴾104﴿ Rasûlüm! Sana kıyâmet gününde dağların ne halde olacağını soruyorlar. De ki: “Rabbim onları ufalayıp savuracak.” ﴾105﴿ “Böylece yerlerini dümdüz, bomboş bir halde bırakacak.” ﴾106﴿ Öyle ki, orada ne bir çukur görebilirsin, ne de bir tümsek! ﴾107﴿ O gün insanlar, hiçbir tarafa sapmadan kendilerini çağıran dâvetçinin peşine düşecekler. Rahmân’ın azamet ve heybetinden bütün sesler kısılacak; sen de artık fısıltıdan başka bir ses duyamayacaksın! ﴾108﴿ O gün hiç kimsenin şefaati fayda vermeyecek; ancak Rah­mân’ın izin verdiği ve konuşmasına râzı olduğu kimseninki müs­tesnâ. ﴾109﴿ Allah onların geleceğini de bilir, geçmişini de. Fakat onların bilgisi Allah’ı kuşatamaz. ﴾110﴿ Bütün yüzler, her zaman diri, her şeyin varlığı kendisine bağlı olan ve kâinatı yöneten Allah’ın önünde eğilmiştir. Zulüm yüklenerek gelen kimse, gerçekten hüsrâna uğramıştır. ﴾111﴿ Mü’min olarak sâlih ameller işleyen kimse ise, ne bir haksızlığa uğramaktan korkar, ne de sevaplarını eksik almaktan. ﴾112﴿ Rasûlüm! İşte biz kitabı Arapça bir Kur’an olarak indiriyor ve onda tehdit ve uyarılarımızı çeşitli açılardan farklı üsluplarla açıklıyoruz. Umulur ki onlar bu sâyede günahlardan sakınırlar, yahut Kur’an onlarda her defasında yepyeni bir şuur ve idrak uyanıklığı meydana getirir. ﴾113﴿ Hak olan, hâkimiyetin gerçek sahibi olan Allah yüceler yücesidir. Rasûlüm! Sana vahyedilmesi henüz tamamlanmadan önce unutma endişesiyle Kur’an’ı okumakta acele etme! “Rabbim! Benim ilmimi artır!” diye dua et. ﴾114﴿ Doğrusu biz daha önce Âdem’den o ağaca yaklaşmaması konusunda söz almıştık, fakat o verdiği sözü çabucak unutuverdi. Onda bir azim ve sebât da bulamadık. ﴾115﴿ Biz bir vakit meleklere: “Âdem’e secde edin” demiştik. Hepsi secde ettiler; ancak İblîs secde etmekten kaçındı. ﴾116﴿ Bunun üzerine şöyle buyurduk: “Ey Âdem! Şüphesiz bu İblîs, senin ve eşin için çok tehlikeli bir düşmandır. Dikkat edin de, sizi cennetten çıkarmasın! Yoksa ihtiyaçlar içinde koşturur durur, sıkıntı çeker, perişan olursun.” ﴾117﴿ “Şimdi cennette sen ne acıkıyor, ne de çıplak kalıyorsun.” ﴾118﴿ “Yine sen burada ne susuzluk çekiyor, ne de güneşin sıcağında kavruluyorsun.” ﴾119﴿ Derken şeytan ona vesvese verip: “Ey Âdem! Ne dersin, sana ölümsüzlük ağacını ve asla yok olmayacak bir saltanatın yolunu göstereyim mi?” dedi. ﴾120﴿ Böylece Âdem ve Havva o yasak ağaçtan yediler. Bunun üzerine ayıp yerleri kendilerine açılıp belli oluverdi de oraları hemen cennet yapraklarıyla örtmeye çalıştılar. Böylece Âdem, Rabbinin emrine karşı geldi ve şaşırıp kaldı. ﴾121﴿ Sonra Rabbi onu peygamber seçip kendine yaklaştırdı, tevbesini kabul buyurdu ve onu doğru yola iletti. ﴾122﴿ Allah buyurdu ki: “Birbirinize düşman olarak hepiniz cennetten inin. Size benden doğru yolu gösteren bir rehber geldiği zaman, kim o rehberime uyarsa artık o, dünyada asla yolunu şaşırmayacak, âhirette de sıkıntı çekmeyecektir.” ﴾123﴿ Kim de benim kitabıma sırt döner ve beni anmaktan uzak durursa, şüphesiz dünyada onun için sıkıntılı, dar bir geçim vardır; kıyâmet günü de onu kör olarak diriltip huzurumuza getireceğiz. ﴾124﴿ O: “Rabbim! Beni niçin kör olarak dirilttin? Oysa ben dünyada gözleri gören biriydim” diye itiraz edecek. ﴾125﴿ Allah şöyle buyuracak: “Evet, böyle! Âyetlerimiz sana geldiğinde sen onları nasıl unutup bir kenara attıysan, bugün de sen işte öylece unutulur, bir kenara atılırsın!” ﴾126﴿ İşte biz kendilerine verilen her türlü kabiliyeti ve ömürlerini israf edip haddi aşan ve Rabbinin âyetlerine inanmayanları böyle cezalandırırız. Âhiret azabı, elbette daha şiddetli ve çok daha devamlıdır. ﴾127﴿ Kendilerinden önce gelip geçmiş ve bugün meskenleri arasında dolaşıp durdukları onca zâlim nesilleri helâk etmiş olmamız, onların akıllarının başlarına gelmesine yetmiyor mu? Şüphesiz bunda, akıl sahipleri için pek çok dersler ve ibretler vardır. ﴾128﴿ Eğer Rabbin tarafından, cezalarının erteleneceğine dair daha önce verilmiş bir karar ve bu kararın gerçekleşmesi için belirlenmiş bir süre olmasaydı, elbette hak ettikleri azap onları çoktan yakalamış olurdu! ﴾129﴿ Rasûlüm! Sen onların alay ve inkâr dolu sözlerine sabret! Güneş doğmadan ve batmadan önce Rabbini överek tesbih et. Gecenin bazı saatlerinde ve gündüzün bazı vakitlerinde de tesbihine devam et ki, Rabbinin hoşnutluğuna eresin. ﴾130﴿ Onlardan bazı kimselere verdiğimiz dünya hayatının süsü ve debdebesinden ibaret olan geçimliklere gözün kaymasın! Biz bu nimetlerle onları imtihan ediyoruz. Unutma ki, Rabbinin senin üzerindeki nimeti ve âhirette sana vereceği rızık hem daha hayırlı, hem çok daha devamlıdır. ﴾131﴿ Ailene ve ümmetine namazı emret. Kendin de onu kılmaya sabırla devam et. Biz senden rızık istemiyoruz; üstelik seni de biz rızıklandırıyoruz. İyi bilin ki, hayırlı son, kalpleri Allah’a saygı ile dopdolu olup günahlardan sakınan ve ilâhî buyruklara uyanların olacaktır. ﴾132﴿ İnkârcılar: “Muhammed bize Rabbinden bir mûcize getirse ya!” diyorlar. Kendilerine, önceki ilâhî kitaplarda bulunan bilgileri açıklayan Kur’an’ın gelmiş olması, onlar için yeterli değil midir? ﴾133﴿ Şayet biz, kitap ve peygamber göndermeden önce kendilerini aslında hak ettikleri bir felâketle helâk edecek olsaydık, bu takdirde: “Rabbimiz, ne olurdu bize bir peygamber gönderseydin de, böyle rezil ve perişan olmadan önce senin âyetlerine uysaydık!” diyeceklerdi. ﴾134﴿ Rasûlüm! De ki: “Herkes gelecek adına bir beklenti içinde bulunuyor; madem öyle siz de beklemeye devam edin. Merak etmeyin: kim doğru yol üzerinde imiş ve kim beklentilerini doğru çıkaracak bir yol takip ediyormuş, elbette yakında bileceksiniz!” ﴾135﴿

Dipnot:

[1] Hakem b. Hişâm, Ebû Cehil diye meşhur olan müşriğin ismidir.

Kaynak: kuranvemeali.com

TAHA SURESİ TEFSİRİ - VİDEO

YASİN SURESİ

YASİN SURESİ

KURAN’DA GEÇEN DUALAR

KUR’AN’DA GEÇEN DUALAR

PEYGAMBERİMİZİN EN ÇOK OKUDUĞU DUA

PEYGAMBERİMİZİN EN ÇOK OKUDUĞU DUA

HADİSLERDE GEÇEN DUALAR

HADİSLERDE GEÇEN DUALAR

NAMAZDA OKUNAN SURELER

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle