Önceleri koyu karanlıklar içinde yaşayan Câhiliye toplumu, Efendimiz’in irşâdıyla “gerçek bilenler” hâline geldi. Geceler gündüze döndü. Kışlar bahar oldu. Tefekkür gelişti. İnsan vücûdunun bir damla sudan, kuşun ufak bir yumurtadan, ağacın ve meyvelerin yok denecek kadar küçük bir çekirdekten meydana gelişleri ve emsâlleri üzerinde derin tefekkürler başladı… Hayat, Allah rızâsına endekslendi. Merhamet, şefkat ve hakkı tevzîdeki derinlik zirveleşti.
Akl-ı selim sahibi, hiç kimseye hakâret nazarıyla bakmaz. Çünkü bilir ki o hırpânî, fakir kıyafetli insanlar arasında nice Allah’ın dostları vardır.
Peygamber Efendimiz’in günlük hayatı nasıl geçerdi?
İslâm insanı baştan aşağı inşâ eder; şekillendirir. Yani insânî ilişkileri güzelleştiren erdemlerin şahsiyetinde tezahür etmesini ister. Oturup kalkmasıyla, yürümesi ve konuşmasıyla, duruşu ve güler yüzüyle inancından beslenen güzelliklerin fark edilmesini ister.
Peygamberimiz yüce makam ve mertebesine rağmen son derece mütevaziydi.
Kur’ân-ı Kerîm, nüzûlü tarihinden kıyamete kadar insanlığı irşâd edecek hidâyet rehberi. Bu itibarla her âyeti, dikkatle değerlendirmek durumundayız. Ahkâm âyetleri gibi, ahlâkî erdemleri işâret edenleri de, mücmeli ve mufassalı da, tarihî misâlleri de bizim için aynı derecede üzerinde durup düşünmeye değer.
Cenâb-ı Hak, Kur’an-ı Kerîm’de mü’min veya kâfir çeşitli insanların isimlerini zikreder. Bu insanlar içerisinde ismi doğrudan zikredilen tek hanım, Hazret-i Meryem’dir.
Musa Topbaş Efendi, manevi terbiyede dikkat ettiği hususları anlatıyor.
Tasavvufta güçlü mümin olma sanatı; nefis tezkiyesi ile insanın fıtratındaki kibir, bencillik, korkaklık, tembellik gibi zafiyetleri temizlemesi, tevazu, cömertlik, cesaret ve fedakârlık gibi insanı güçlü kılan özellikleri kazanmasıdır.
“Devlet-i aliyye topraklarının mimarbaşısı Mimar Sinan, devrinde başlı başına bir ekol olmasına rağmen, Hak karşısındaki gerçek yerinin şuurunda olarak imzasını “el-fakîr Sinan Sermimarân-ı Hâssa” diye atardı.