En çok utanıp hayâ edeceğimiz ve buna layık olan Rabbimizdir. Rabbimizin haram kıldığı her sınırı aşarken, “Rabbim beni görüyor!” deyip evvelâ Rabbimize karşı hayâlı olmalıyız. Onun bize ihsan ettiği sayısız nimetleri düşünmeli, O’nun mülkünde, O’na hayâsızlık yapmamalıyız.
Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in terbiyesinde yetişen ashâb-ı kirâm, O’nun cömertlik ve diğergâmlığından da büyük bir nasîb almışlardı. Bugün bizim için en çarpıcı örneklerden biri, İbn-i Ömer Hazretleri’nin, sofrasında bir yetim olmadan yemek yemediği, her sofrasında muhakkak bir yetimin bulunduğu rivâyet edilir.
Ecdâdımız, akıl hastalarına “muhterem âcizler” diye hitâb etmiştir. Onların insanlık haysiyetini korumak için “muhterem”; Yaratan’dan ötürü yaratılanlara şefkatleri sebebiyle de “âciz” ifadesini kullanmışlardır. Buna mukâbil o dönemin Hristiyan Batı dünyası, psikiyatrik hastaları; «Bunların içine cin girmiş!» deyip ateşe atıyordu. İşte iki medeniyet arasındaki insanlık ve nezâket farkı!..
İslâm, ferdiyetçiliği ve bencilliği reddeder; ictimâîleşmeyi ve diğergâmlığı telkin eder. İctimâî terbiyenin ilk tezâhürü ise, cemaatle kılınan namazlarda başlar. Burada müʼminlerin birlik ve beraberlik duyguları filizlenir, gelişir ve pekişir.
Cenâb-ı Hakk’ın lûtfuyla büyük bir servete sahip olan Allah dostunun zengin Müslümanlara örnek olacak hizmetleri...
Aile ocağında, evlâdın dünyaya gelmesiyle, evlâd hakkı, evvelâ evlâdına güzel bir isim vermekle başlar. Peki, çocuk terbiyesinde ölçüler nelerdir?
Üftâde Hazretleri'ne intisâb eden Hüdâyî Hazretleri, O’nun yanında sıkı bir riyâzat ve nefs terbiyesine başladı. İşte Aziz Mahmud Hüdâyi Hazretleri'nin manevi yolda yaşadığı nefis terbiyesi ve bunları bir bir aşma macerası.
“Günah”, «suç» mânâsına gelen Farsça bir kelime… Dînî bir kavram olarak; “ilâhî emir ve yasaklara aykırı fiil ve davranış” anlamına geliyor. Günümüzde gençler arasında kafa karışıklığı yaratmaya başlayan bu kavram çerçevesinde yazar Fatma Halime Sağım gençlerin yaşadıkları sorunları ve bununla ilgili sordukları soruları cevaplandırıyor.
Teknolojinin insanı hayrete düşüren ilerlemeleri karşısında, gündemimize “teknoloji ahlâkı” diyebileceğimiz zaruri bir alan girmiş bulunmaktadır. Esasen ahlâk, teknolojiye değil, onu kullanan insana ait bir keyfiyettir. İnsan bozulunca, en masum nimetler bile şer âletine dönüşüverirler.
1950'li yıllarda İmam Hatip Lisesi öğrencisi olan Muhterem Osman Nuri Topbaş Hocaefendi'yi çocukluğunda ve öğrencilik yıllarında etkileyen kıymetli şahsiyetler...