Bir mü’min, Allâh’ın herhangi bir mahlûkunu gördüğü zaman tefekkür hâlinde olmalı; “Ben onun, o da benim yerimde olabilirdi.” diyerek Cenâb-ı Hakk’ın bu muazzam lûtuf, ihsan ve ikramına karşı şükrünü artırmalıdır.
Konya'da, eşi kanser hastası, kendisinin de romatizma ve bel fıtığı rahatsızlığı olan 61 yaşındaki Gül, el arabasıyla günde 12 saat çöp konteynerlerinden topladığı kartonları 15 liraya satarak evinin geçimini sağlıyor.
Aziz Mahmûd Hüdâyi Vakfı, başta Suriyeliler olmak üzere farklı coğrafyalardan ülkemize gelen muhacir kardeşlerimize, İstanbul’da ihtiyaç sahibi ailelere her ay düzenli olarak erzak paketi yardımı yapıyor. İslam ve İhsan olarak, vakfın insani yardım ve sosyal hizmetler koordinatörlüğü ekipleriyle beraber Sancaktepe’de yardım yapılan iki Suriyeli ailenin evine misafir olduk ve neler yaşadıklarını dinledik.
Efendimiz, başına gelen sıkıntıya sabreden müslümanın günahlarının, güz mevsiminde ağaç yapraklarının dökülmesine benzer şekilde döküleceğini müjdelemiştir.
Şükür; şımarıklığa, aşırılığa, dolayısıyla nimetin zevâline engel olma irâdesidir. Sabır, belâyı daha başka belâlara sebep kılmama, günahı günahlara gerekçe yapmama disiplinidir. Hadisimiz, bu irade ve disiplinin sadece olgun mü’mine has olduğunu haber vermekte, imanın, tepkilerimize olan etkisini gözler önüne sermektedir.
Sabrın, âdetâ kendi kendini yenileyen bir özellik taşıyor. “Kim sabretmek için gayret sarfederse, Allah ona sabır verir” beyanı, sabrı temin eden gücün yine bizzat sabır olduğunu anlatmaktadır.
Trabzon'da 60 yıllık evli 84 yaşındaki Özkan, "hastalıkta ve sağlıkta" sözünün lafta kalmadığını herkese gösteriyor. 7 yıldır yatalak eşinin tüm hizmetlerini karşılamaya çalışan Fuat dede, ilk günkü aşkla eşinin elini hiç bırakmıyor.
Fırsat elden kaçmadan, bütün fânî nîmetleri ebedî saâdet sermayesi kılabilmeye gayret etmeliyiz. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz, bu hususta biz ümmetini şöyle îkaz buyurmuştur: Beş şey gelmeden önce beş şeyi ganimet bil.
Osman efendi, hayatını maaşına göre ayarlamış, hiç maddî sıkıntı çekmiyor, kimseye el açmıyor, icab ettiği zamanlar ekmeğini tuza banarak katık etmesini biliyordu.
Mü’min, Allâh’ın herhangi bir mahlûkunu gördüğü zaman; “Ben onun yerinde olabilirdim, o da benim yerimde olabilirdi.” diyerek Cenâb-ı Hakk’ın kendisine olan lûtuf, ihsan ve ikramlarının tefekkürüyle şükrünü artırmalıdır. Övünmek yerine hamd etmelidir.