Kur’ân-ı Kerîm’de tefekkür ve tezekkürü hatırlatan pek çok âyet-i kerîme var.1 Bunlar içinde Âl-i İmrân sûresine bakıyoruz; şöyle buyruluyor: “Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelip gidişinde aklıselim sahipleri için gerçekten açık ibretler vardır. Onlar, ayakta dururken, otururken, yanları üzerine yatarken (her zaman) Allah’ı anarlar; göklerin ve yerin yaratılışı hakkında derin derin düşünürler (ve şöyle derler:) Rabbimiz! Sen bunu boşuna yaratmadın. Seni tesbih ederiz. Bizi cehennem azabından koru.
Neredeeen nereye, diyeceğimiz dönemler içinde yaşıyoruz. Dün hayal edemediklerimizle, ufkumuza getiremediklerimizle buluşturuyor Rabbim bizi. Kucağımızda bulduklarımızı, zamanın hızlanan akışı içinde nereye nasıl konuşlandıracağımızı bilmekte zorlanıyoruz.
Ülkesindeki iç savaşta şahit olduğu manzara sonrası geçirdiği travmayla saçları dökülen 9 yaşındaki Suriyeli Esma, Türkiye'deki tedavi sonrası tekrar saçlarına kavuşacağı günü bekliyor.
İstanbul'da 30 yıldır yüzde 100 engelli olarak yaşamını sürdüren Fatih Cengiz, Balıkesir'in Ayvalık ilçesinde bu yıl 24'üncüsü düzenlenen Engelliler Şenliği'ne 20 yıldır annesiyle katılıyor.
Gerçek nîmet, sadece verilen değil; o nîmetle şükredip Hakk’a yakınlaşabilmektir. Peki, siz nîmetin mi peşindesiniz, şükrün mü?
Allah teâlâ ve tekaddes hazretleri; bazı kullarını ilim yoluna sevk eder, zihinlerini açar, hâfızalarını kuvvetlendirir; bazılarına da fazlasıyla helâlinden servet verir. İşte bu iki zümre bunun Cenab-ı Hakkın kendilerine bir nusret-i ilâhîsi olduğunu bilerek, kibirlenmeyip, tevâzû, sabır ve şükür yolunda sâbit olurlarsa felâha erenlerden olurlar.
İhlâs ve istikâmet, hizmet ehlinin vazgeçilmez iki temel vasfı olmalıdır. Makbûl bir hizmette niyet, Cenâb-ı Hakk’ın rızâsını kazanmaktan ibârettir. “Ne hayırsever insanmış.” dedirtmek ve bundan nefsânî bir iftihar payı çıkartmak, hizmetin ecrini zâyî etmektir. Böyle nefsânî hislerle, o ulvî gâye, gölgelenmemelidir.
Ülkesindeki iç savaşta oğlu ve gelinini kaybeden Suriyeli Muhammed Huzuri (77), biri kız 5 torununa hem annelik hem babalık yapmak zorunda kalıyor.
Yüzakı Dergisi 136. sayısında Ramazân-ı şerîfe özel hazırladığı dosyasında okuyucularını bekliyor.
Açlık nedeniyle ölümlerin yaşandığı Yermuk kampından kaçan Rukiye Abdullah korkunç tabloyu anlattı.