İnsanoğlunun dünyaya gelişinden bugüne dek, hiç değişmeyen iki duygu vardır; sevgi ve nefret. Peki İslâm'a göre biz her şeye rağmen herkesi sevmeli miyiz? Yoksa sevmemiz gereken kişiler olduğu kadar buğz etmemiz gereken kişiler de var mı?
Peygamber Efendimiz (s.a.s) size bir ihtiyacınız olup olmadığını sorsa, sizin için bişey yapmak istese ve sizden ne istediğinizi sorsa siz ne isterdiniz? Peygamber Efendimize (s.a.s) ne söylerdiniz?
Îman, Kur’ân ve Rasûlullah -sallâllahu aleyhi ve sellem- Efendimiz, bizim en büyük mânevî servetimiz.
İnsanoğlu, îman anahtarı olan rûhânî tefekkürden uzaklaştıkça, kendisine bahşedilmiş olan nîmetleri, ilâhî bir lûtuf olarak değil de tabiî bir hakkı olarak görmeye başlar. Bu ise insanı, üzerindeki sayısız nîmetleri görebilme hususunda âdeta âmâ kılar.
Misafirperverlik, bizim kültürümüzün en önemli değerlerinden bir tanesiydi. Her evin kapısı ve sofrası misafirlere açık olurdu. Çünkü Hazret-i İbrahim -aleyhisselâm- misafiri ve ikramı çok seven bir peygamberdi ve biz de onun bu özelliğini kendi kültürümüze ne güzel uyarlamıştık. Halil İbrahim peygamberle andığımız Halil İbrahim Sofrası neydi, bunu yaşatmak için yeniden hatırlama zamanı şimdi...
Şükretmeden yaşıyoruz. Ya da gerçek şükürle tanışmadığımız için; nimetler artmıyor. “Nimetler şükürle artar” Evet ama, nimetler sayısal olarak artarken, alınan haz duygusal olarak azalıyor. Çağımızın hastalığı olan 'Mutsuzluk sendromu'nun asıl sebebinin 'şükürsüzlük' olduğuna Altınoluk dergisinde değinen Münir Arıkan'ın yazısı...
İzmir'in Ödemiş ilçesinde 6 yıl önce geçirdiği trafik kazası sonrası yatağa mahkum kalan ve kök hücre tedavisiyle sağlığına kavuşma umudu artan Mutlu Çamlıbel, kızının saçlarını okşamak, elinden tutup dolaşmak istiyor.
Cenâb-ı Hakk'dan bir şey isterken onun hakkımızda hayır mı, yoksa şer mi olduğu hususunda aklımıza gereğinden fazla güvenerek ısrarcı olmak yerine talebimizin ind-i ilâhîde makbûl ise kabûlünü istemeliyiz. Aksi halde lutuf içine saklanmış kahırları görememekten dolayı başımıza çâresiz dertler açarız. Bu anlamda sahabe-i kiramdan Salebe'nin başına gelenler hepimize uyarı niteliğindedir.
Her nimetin şükrü kendi cinsinden olur, denilmiştir. Bir âlimin ilmî mirasının devamı ona yapılacak en güzel teşekkürdür. Zira o, bu sayede amel defterini sürekli açık tutmuş olacak ve ecri kesilmeyecektir.
Gazze Şeridi'nin güneyinde yaşayan doğuştan kolları olmayan Abdurrahim Ebu Hışan, hayata ayak parmaklarıyla tutunmaya çalışıyor.