Allâh ve Rasûlü sadece satırlardan okunarak değil, sadırlardaki yâni gönüllerdeki muhabbetle tanınır. Seven, sevdiğine, muhabbeti nispetinde hayrân olur ve onu taklîd eder.
Cenâb-ı Hak, insanoğluna içinde korku olmayan, mutluluk deposu, mânevî neşe kaynağı, sevgi madeni, dostluk madeni, aşk ve hayranlık madeni, harika bir öz üfledi. Bu bizim rûhumuzdu. Mutlu olmamız için bedenimizi rûhumuzun yönetmesi gerekiyordu. İşler yolunda gitmedi; nefis sultan oldu bedene, ruh çok örselendi. İbadetler dahî ruhsuz olunca işler daha beter sarpa sardı.
Es‘ad Erbili Hazretleri muhabbetin mânâsını açıklıyor.
Trafik kazası sonucu bir hastanenin yoğun bakım servisinde tedavi görürken tanıdığı kimsesiz gence 10 yıl boyunca annelik yapan Gülsüm Kabadayı'nın "Umut"lu başlayan ancak hüzünlü biten öyküsü herkesi duygulandırdı.
Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivâyet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Canım kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki sizler iman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız. Yaptığınız takdirde birbirinizi seveceğiniz bir şey söyleyeyim mi? Aranızda selâmı yayınız!” [1]
Dünyada Allah rızâsı için birbirini sevenler âhirette rızâ-ı ilâhîye kavuşmak suretiyle sevineceklerdir.
İslâm toplumu bir vücut gibidir; bir uzvun hastalığının bütün vücudu rahatsız etmesi gibi, bir müslümanın başına gelen belâ ve musibetleri, bütün Müslümanlar kendilerine dert edinmelidir.
İnsanın hayatta önemli bir vecîbesi de, evlenip yuva kurmak, hayırlı nesiller yetiştirmektir. Bu, “dînin yarısını tamamlamak” kadar önemli görülmüş; evliliği huzurlu bir şekilde gerçekleştirip eşlerin birbirinden râzı olması ise cennet garantisi olarak bildirilmiştir.
İnsanoğlu için kıymetli pek çok değer vardır. Mal, mülk, şöhret, makam, sağlık, güzellik, sevgi, dostluk vb.. Bütün bunlar Rabbimizin bize lutfettiği nimetlerden yalnızca birkaçı. En büyük nimeti de herhalde başlı başına bir hazine olan insan hayatı. Günler geceler birbirini kovalarken hiç farkında olmadan bir de bakıyorsunuz saçlar bembeyaz oluvermiş, bedeninizden çatlak sesler gelmeye başlamış. Artık dizlerde eski derman kalmamış, vücut kuvvetten düşmeye başlamış...
İnsanoğlunun dünyaya gelişinden bugüne dek, hiç değişmeyen iki duygu vardır; sevgi ve nefret. Peki İslâm'a göre biz her şeye rağmen herkesi sevmeli miyiz? Yoksa sevmemiz gereken kişiler olduğu kadar buğz etmemiz gereken kişiler de var mı?