Rivâyet edilir ki, Yüce Mevlâ, Âdem -aleyhisselâm-’ı yaratmak istediği zaman yeryüzüne: “Ben, senin toprağından kendime halîfe yaratacağım. Onlardan bana itaat edenler ve isyânda bulunanlar olacaktır. Bana itaat eden kimseyi cennete; isyân eden kimseyi de cehenneme sokacağım.” diye ilhâm etti.
Kâinâtın hâlıkı ve mâliki olan Allâh Teâlâ, kendi varlığını bilmesi, ibâdet ve tâatte bulunması ve yeryüzünü îmâr etmesi için mahlûkâtın en şereflisi olarak “insan”ı yaratmayı murâd etti.
Aile bağlarının zayıflaması mutsuzluğu artırıyor. Peki aile bağları neden zayıflıyor? Aile bağlarını güçlendirmek için neler yapılmalıdır?
Osman Nûri Topbaş Hocaefendi Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz'in vefatı esnasında hususiyetle durduğu iki emri anlatıyor...
Osmanlı sadrâzamlarından olan Mustafa Reşit Paşa’nın ciddî bir tahsîli yoktur. Buna rağmen ecnebî desteğiyle devletin en üst kademesine kadar yükselebilmiştir.
Allah’ı görmek mümkün müdür?
Çanakkale muhârebelerinde kumandanlık yapmış ve yaralanmış olan emekli bir subayın hâtırâtından ibretlik sözler...
Îsar, sırf para veya mala has bir fedâkârlık değildir. Allah Teâlâ bize ne ihsân ettiyse, kendi rahat ve menfaatimizi geri plana atarak, nefsimizin cimriliğine gem vurarak, şart ve imkânlarımızı zorlayarak, onu Allah yolunda infâk edebilmektir.
Makbul bir kulluk hayatı için “îman”dan “ihsân”a yolculuk zarûrîdir. “İhsân” ise zaman ve mekândan münezzeh olan Allah Teâlâʼnın her zaman ve mekânda hâzır ve nâzır olduğu, dolayısıyla da bizi her an ve her yerde görüp gözetmekte olduğu şuuruna ulaşmaktır. Böylece bir an bile Hakʼtan gâfil kalmayıp gözler önünde yapamayacağımız kusurlardan, nefsimizin günahlarla baş başa kaldığı zaman ve mekânlarda da sakınabilecek bir irâde ve dirâyeti kazanmaktır.
Mü’mini menfaatperestlikten kurtararak diğergamlığa sevk eden şefkat ve merhamet duyguları, îmânın ne güzel bir tezâhürüdür. İslâm’ı, îman nîmetinden mahrum gönüllere tebliğ edebilmek de ne saâdettir.