Çanakkale gâzilerinden merhum Lâdikli Ahmed Ağa’nın şâhid olduğu şu hâdise, o sıkıntılı günlerdeki ilâhî yardımın bir tezâhürüdür. İşte mataradaki bir testi su ile gelen ilahi yardım...
Akıl mahlûktur. Akıl, Allâh’ı delîl ile tanıyarak ispat edebilir. Çünkü o eserden müessire, san’attan san’atkâra ulaşır. Hikmeti ise, ancak vahyin ışığında çözebilir. Fakat aklın, vahyin muhtevâsını kavramakta da salâhiyet ve iktidârı mahdûddur.
İnsan, içindeki hisleri herkesten gizleyebilir, fakat Allah Teâlâʼdan gizleyemez. Bütün duygularımız Cenâb-ı Hakkʼın mâlumudur. Zira âyet-i kerîmelerde buyrulduğu üzere; Cenâb-ı Hak kişiyle kalbi arasına girer (el-Enfâl, 24), insana şah damarından daha yakındır. (Kāf, 16)
İstanbul’un işgal yıllarında bir Anadolu kadınını içli içli ağlatan hadise...
Osmanlı tarih sahnesinden çekilmesine rağmen imparatorluk coğrafyası “Osmanlı barışı”nı arıyor.
Çanakkale Savaşı'nda düşman kumandanlarının yapmış olduğu itirafları burada yaşanan ulvî hâdiselerde, Cenâb-ı Hakk’ın nusret ve inâyetini açıkça sergiliyordu. İşte onlara örnek hadiselerden biri daha... Bulut içinde bayram namazını eda eden Osmanlı askerleri...
Hz. Ömer’in (r.a.) bir yolculuğu esnasında Allah’ın kaderin kaçtığı hadise...
Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz, Cenâb-ı Hak’tan üç türlü ilim telakkî etmiştir...
Dâimâ mâneviyat, maddeden üstün gelince, onu tesiri altına alır. Nitekim Çanakkale Harbi’ndeki İngiliz kumandanı tarihçi Hamilton da, bu hakîkati şöyle îtiraf etmiştir...
Ebedî âleme intikâl eden her insan, saâdetini de felâketini de bu dünyadan kendisi götürecek. Dünya tarlasında ektiğini, mahşer meydanında biçecek.