SADAKA SADECE PARAYLA MI OLUR?

Îsar, sırf para veya mala has bir fedâkârlık değildir. Allah Teâlâ bize ne ihsân ettiyse, kendi rahat ve menfaatimizi geri plana atarak, nefsimizin cimriliğine gem vurarak, şart ve imkânlarımızı zorlayarak, onu Allah yolunda infâk edebilmektir.

Îsar, bütün maddî ve mânevî nîmetlerden, kâbiliyet ve istîdatlardan, ilimden, irfandan “fedâkârâne” infakta bulunabilmektir. Bu da îsârın kalpte bir hassâsiyet hâline gelmesiyle mümkündür.

Meselâ bir Kur’ân muâllimi; “Benim ne imkânım var ki infâk edeyim?” dememelidir. Bilâkis Allâh’ın kendisine lutfettiği Kur’ân’a hizmet imkânını ganimet bilip, şahsî istirahat zamanlarından bile fedâkârlık yaparak hizmetine devam etmelidir. Bu takdirde o da îsar ehli olmuş olur.

BİR İŞE KOYUL VE YALNIZCA RABBİNE YÖNEL

Fahr-i Cihân Efendimiz, Tâif’te İslâm’ı tebliğ ederken taşlandı. Lâkin orada bir kölenin müslüman olması, O’nun hüznünü hafifletti. Bu çileli yolculuğun ardından, durup dinlenmeden, müşrik kabîlelerden câhiliye haccı için gelenlere gitti. Onlara, kavminin mü’minlere karşı nasıl terör estirdiğini anlatıp; “Beni kavminize götürün, size tebliğ edeyim.” dedi. Tebliğ vazîfesini îfâ adına bir çileden diğerine koştu. Kendi rahat ve istirahatini unuttu. Zira âyet-i kerîmede buyrulur:

“Öyleyse, bir işi bitirince yine hemen başka bir işe koyul ve yalnız Rabbine yönel.” (el-İnşirah, 7-8)

O hâlde Allah yolunda yapılabilecek sayısız gayretler için, rahatımızı terk etmek pahasına fedâkârlıkta bulunabilirsek -inşâallah- bizler de îsar ehli oluruz.

Kaynak: Osman Nûri Topbaş, Hak Dostlarının Örnek Ahlâkından 1, Erkam Yayınları

PAYLAŞ:            

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle