Peygamber Efendimize bildirilen üç hakîkat...
Osman Nûri Topbaş Hocaefendi unutulmaması gereken 2 şeyi anlatıyor....
Ucu kıyâmete kadar uzayan aşk kâfileleri, O’nun sevgi ve heyecânı ile akmaktadır. Cihân, O’nun güneşten daha parlak olan nûru ile aydınlanmıştır. Îmanın lezzetine O’nunla erişilmiştir. O’nu fânîler tariften âciz kalmıştır.
Peygamber (sallâllâhu aleyhi ve sellem) Efendimizin hayvânat ve nebâtata karşı ince hassâsiyetini gösteren örnekler...
Mevlânâ hazretleri şöyle buyurur: “Kur’ân-ı Kerim’i en iyi anlayanlar, onu yaşayanlardır.” Kesâfetle buğulanmış ve kararmış kalblerin Kur’ân-ı Kerîm’den alacağı hiçbir şey yoktur. Nitekim İslâm’ı araştıran batılı müsteşriklerde, zâhirî ilim olup kalbî hayât olmadığı için Kur’ân onlara hidâyet vermez ve esrârını açmaz.
Herkes belli ölçüde idarecilik sıfatına hâiz bulunur ve bu sıfattan doğan mes’ûliyetini tebârüz ettirmesi gerekir.
Hak dostları, ilâhî ve nebevî terbiye neticesinde “Nefsî, nefsî!” hodgâmlığından kurtulmuş, “Ümmetî, ümmetî!” diğergâmlığına ermişlerdir. Başkalarının ıztırâbıyla muzdarip olan, onların huzuruyla da huzur bulan, rakik ve hassas bir gönül kıvâmına ulaşmışlardır. Kendi kurtuluşlarının, başkalarının da kurtuluşuna gayret etmekten geçtiğini idrâk etmişlerdir.
Rabbinin rızâsını dileyen, evvelâ kendisi O’nun takdîrine rızâ hâlinde olmalıdır. Kim Allâh’ın takdîrine rızâ hâlinde yaşarsa, o kimse dâimâ ilâhî rahmet tecellîleri altında olur. Velev ki ağır hastalık, çile ve ıztırapların içinde bile olsa... Çünkü Allah onun her zaman yâr ve yardımcısıdır ve en sonunda onu mükâfatlandıracaktır.
Kâmil mü’minler, kendilerini inciten bir hâdise karşısında, öncelikle o muâmeleye müstehak olup olmadıkları yolunda bir nefis muhâsebesine yönelirler. Böylece, mâruz kaldıkları cefâlardan da mânen istifâde imkânı elde ederler.
Beşeriyetin en büyük ahlâk âbidesi, Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’dir. O’nun en iyi tâkipçileri de ashâb-ı kirâm ve Hak dostlarıdır. Onların izinden yürümenin kadrini idrâk ederek yaşayan mü’minler de, insanlık şeref ve haysiyetine yaraşır bir ahlâk-ı hamîdeye sahip olmuşlardır.