Namaz Borçları İskât ve Devirle Silinir mi?
İskât ve devir uygulaması ile namaz borçları bu uygulamalarla silinebilir mi, vefat edenler için hangi hayırlar yapılabilir?
Mâlûm; Fetvâlar; farza, vâcibe ve sünnete ters değil muvâfık olduğu nisbette isabetlidir ve geçerlidir. Dolayısıyla İmam Muhammed’in iskāt ile alâkalı fetvâsının, zarûrete binâen verilmiş olduğu âşikârdır. Şöyle ki:
İSKÂT VE DEVİR UYGULAMASI NAMAZ BORÇLARINI ORTADAN KALDIRIR MI?
Bütün namazlarını edâ etmek husûsunda son derecede hassas ve riâyetkâr olan bir kimse; âhir ömründe namazlarını edâ edemeyecek şekilde tâkatini aşan bir hastalık, zihnî rahatsızlık, ameliyat ve benzeri zarûretlere dûçâr olabilmektedir. Böyle bir kişi, şifâya kavuşamadığı için tabiî olarak namazlarını kazâ etme imkânına da sahip olmadan vefât etmiş olabilmektedir. İşte bu durumda rahmete vesile olması ümidiyle İmam Muhammed böyle bir fetvâyı dile getirmiştir. Yani bu fetvâ insan tâkatini aşan hastalık ve zarûretler içindir.
Bu fetvâ hiçbir zarûret olmadığı hâlde; hele ki bütün bir ömür terk edilmiş namazları, daha doğrusu ölmeden önce tevbeye sarılıp da kazâsına başlanılmamış olan namaz borçlarını -hâşâ- sildirmek için bir çare veya telâfî değildir. Olamaz da. Olsaydı kimsenin namaz kılmasına gerek kalmazdı, namazın farz oluşu da gereksiz olurdu. Fakat o zaman da fakirler için ödemesi imkânsız bir yük, büyük zenginler için ise üç kuruşluk bir muâfiyet oyunu oynanmış olurdu. Oyun diyoruz, çünkü fakirler de güya muâfiyet oluşturabilsin diye «devir» denen «aldım-verdim» hilesi uyduruldu.
Böyle bir kandırmacanın âhiretteki namaz hesabına ne faydası olur? Hâşâ, Allâh’ın kıldan ince kılıçtan keskin terazisi önünde, bu kandırmacaların ikinci bir vebalden başka ne hükmü olur?
Bu hileye sapanlar önce şunu sormalı:
- Allâh’ı kandırabilir miyiz?
- Allah, böyle aldatmacalarla mı râzı edilir?
VEFAT EDEN YAKINLARIMIZ İÇİN HANGİ HAYIRLAR YAPILMALI?
Hâsılı; Bu kabil hilekârlıklar; asla Allâh’ı râzı edici bir basîret değil, bilâkis Allâh’ı gazaplandırıcı bir gaflettir. Gerisi ise lâf u güzaftır. Bu kabil kötü bid‘atler, dînin, hayatın her sahasını tanzim eden esaslardan değil de, ölülerin ardından yapılacak birtakım merasimlerden ibaretmiş gibi telâkkî edilmesine yol açar.
Hakikaten; dînin, edâsı zarûrî ibâdetlerini, farzlarını îfâ etmeyen, haramlarından kaçınmayan bazı kişilerin; «Örf-âdet yerine gelsin.» diyerek, vefât eden yakınları için bu nevi merasimleri titizlikle gerçekleştirdiklerini görüyoruz.
İslâm, hayatın her safhasını tanzim eder. Hayatlarında dînin hiçbir kaidesini uygulamayan insanların; anneleri, babaları öldü diye merasim kabîlinden yaptıkları bir akşamlık dindar insan taklidinden, ne ölüye ne diriye fayda gelir.
O hâlde, vefât eden yakınlarımız için elimizden geldiğince bol bol hayır ve hasenatlar yapalım. İstiğfâr edelim. Hatimler bağışlayalım. Dînî hizmetlere revaç verelim. Böylece Cenâb-ı Hakk’ın rahmetini umalım.
Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Mü'minin Hayatında Namaz ve Zekât, Yüzakı Yayıncılık









YORUMLAR
-
İlk yorumu yapan siz olun!