Hazreti Mevlânâ Mesnevî'de “Ey Hakk yolcusu! Sen; aklı, zekayı sat da hayranlığı satın al! Çünkü zeki olmak, akıllı olmak; bir fikir yürütmekten, bir zanna kapılmaktan ibârettir! Hâlbuki hayranlık; Hakk’ın güzelliğini, kudretini, san’atını görmek, şaşırıp kalmaktır!” sözleriyle aklımızı nasıl kullanmamız gerektiğini söylüyor.
İnsanda fıtrî temâyüller, “akıl” ve “irade” denilen iki kâbiliyetin doğru kullanılmaması neticesinde zaafa uğrar, bozulur ve insan da tevâzûdan uzaklaşıp şeytanın sıfatı olan “kibir”le muttasıf hâle gelir. Hazreti Mevlânâ buna karşı insanın toprak gibi mütevazi olması gerektiğini söylüyor.
Hazreti Mevlânâ Mesnevî'de : “İyi talihli ve insan olan kişi bilir ki; zeki olmak, akıllı geçinmek iblis’in yoludur; aşk ve kulluk da Âdem’indir.” sözüyle aklın vahiyle terbiye edilmemiş vahşet hâlini ifade eder. Talihli insan ise Allah'ın kendisine vermiş olduğu aklı, aşk ve kulluk yolunda kullanır.
Canlı-cansız bütün varlıkların, vücûd cevheri itibariyle aslı “toprak”tır. Toprağın değişerek şekilden şekile bürünmesi, canlıları vücûda getirir.
Osman Nûri Topbaş Hocaefendi, “Ey insan! İhsanı bol Rabbine karşı seni aldatan nedir?” (el-İnfitâr, 6) âyet-i kerîmesini mânâsıyla birlikte açıklıyor...
Hak dostları, başkasını incitmeme hususunda titizlikle durmuşlar ve gönülleri birer nazargâh-ı ilâhî, yâni bir bakıma mânevî kâ’betullâh olarak addetmişlerdir. Zîrâ, kim gönül kâ’besine zarar verirse, hakîkatte onun sahibini incitmiş olur.
İncitmeme ve incinmeme hususunda kalbî seviyemiz “Seni öldürmeye gelen, sende dirilsin.” düstûrunu gerçekleştirebilecek bir kıvamda olmalı. Bu anlamda insanlar arasında kendini bilenlerin belli edep sahibi insanlar olduğu belirtilir.
Hazreti Mevlânâ Mesnevî'de “Önemli olan gül tabiatlı olabilmektir. Yâni bu dünya bahçesinde, dikenleri görüp, onlardan incinip dikenleşmek değil, araya kış gibi çileler girse bile onları bahar iklimiyle kucaklayarak, bütün âleme bir gül olabilmektir.” (c.3, 3259) ifadesiyle "gül gibi insanı" anlatıyor.
Firâset, peygamberlerin sıfatlarından bir cüzdür. İnce bir zekâ ile muhatabın aklının seviyesine göre davranmaktır. Zîrâ bir kimseyi sevindiren bir davranış, diğer bir kimseyi üzebilir.
İnsanı olgunlaştıran, meşakkatler ve mahrûmiyetlerdir. Her külfetten kaçınmak tembellik, bencillik ve iradesizliktir. Doğru olan, katlanılan külfetle elde edilecek netice arasında bir muvâzenenin mevcut olup olmadığına dikkat etmektir.