Allâh’a ve Âhiret gününe îmân eden kimse, ya hayır söylemeli veya susmalıdır.
Burma, Myanmar ya da Arakan… Hangi ismiyle hitap edilirse edilsin, bu bölgede yaşayan Müslüman halk, her dönem, çeşitli gruplar tarafından işkencelere, katliamlara, soykırım çabalarına mâruz kalmış bir halktır.
Kulluk edebini lâyıkıyla yaşayanlar, bütün güzelliklerin Hak’tan, bütün kusurlarınsa kendi nefislerinden kaynaklandığı şuuruna ererler.
Düşünmek ve konuşmak, insanı diğer canlılardan ayıran fârik bir vasıftır. Bir kişinin konuşması, onun aklî seviyesini ve fikrî yapısını gösteren mücellâ bir ayna gibidir. Yâni insanı insan yapan dilidir. Bu sebeple onun saâdeti de felâketi de öncelikle diline bağlıdır. Dolayısıyla insan, söz söylerken ve konuşurken çok dikkatli olmalı ve yanlış yapmamaya îtinâ göstermelidir.
Meclislerde bir kimse geldiğinde ayağa kalkmayı yasaklayan Peygamber Efendimiz, şu üç kişi; yaşlıya, ilim sahibine ve âdil idâreciye yer açılabileceğini beyan etmiştir.
Bütün güzellikleri ve mükemmellikleri kendinde toplayan insan Efendimiz’in her hali, her tavrı, her hareketi, her sözü Ashâb-ı Kiram’ı hayran bırakmıştır. Çünkü O, Allah’ın ne harikalar yarattığını insanlara göstermek üzere gökten yere indirilmiş bir ilâhî kitap gibidir.
Peygamber Efendimiz’in öfkeli haldeyken okunmasını tavsiye ettiği duâ...
Edeb, İslâm nazarında o kadar ehemmiyetlidir ki, onu kısaca târif etmek için “İslâm, edepten ibârettir.” denilebilir. Çünkü Allah ve Resûlü’ne itaat edilerek yapılan işlerin tamamı, aynı zamanda edeb îcâbıdır. Yasaklar ise edebe muhâlif olan şeylerdir.
Osman Nûri Topbaş Hocaefendi, kurbanın ehemmiyetini anlatıyor...
Allah Teâlâ’nın râzı olduğu yolda yürümek isteyen devlet adamına Emîr Külâl Hazretleri, takvâdan ve adâletten aslâ ayrılmamasını söylüyor.