Hadis-i kudsî olarak meşhûr olmuş bir rivayette buyurulur: “Ben gizli bir hazineydim. Bilinmemi arzu ettim. (marifetime muhabbet ettim) de (bu) kâinâtı yarattım.” (İsmâil Hakkı Bursevî, Kenz-i Mahfî)
Kalbin, Allâh’tan başka hiçbir şeye “aşk” sayılacak bir derecede muhabbet beslemesi, aslında gerçek bir mümin olmak için uygun görülmez. Bu fânî aşklar, ilâhî aşka bir istasyon olduğu takdirde hoş görülür.
Muhabbet, seven ile sevileni aynîleştirir veya biri diğerini benliğinde yok eder. Muhabbet arttıkça, yöneldiği varlıkla alakalı her şeyi içine almaya başlar ve onlara nüfûz ile sirâyet eder.
Hazreti Mevlânâ Mesnevî'de şöyle diyor: “Aşk, muhabbet, dostluk gibi hususların cümlesi vefâya bağlıdırlar ve dâimâ vefâlı olan kimseyi ararlar. Onlar, vefâsız bir gönüle aslâ yaklaşmazlar.” (c.5, 1165)
“Cesedi yakmadan, ilâhî aşk ve muhabbet lezzetlerine vâsıl olmak mümkün değildir.” (c.1, 22) Mesnevî'de geçen bu sözle Hazreti Mevlânâ bize neyi anlatıyor?
Kaleminden hikmet damlayan İbrahim Hakkı Hazretleri’ne ait olup, orijinal adı Cilâü’l-Kulûb Zikrullah olan bu kitapta merhum müellif, insanı Allah’a vâsıl olmaya götüren “muhabbet yolu”nu anlatıyor.
Hazreti Mevlânâ Mesnevî'de “Muhabbet, bulanık suları berraklaştırır. Gerçek muhabbet, ölü kalbleri diriltir; pâdişâhları bile kul-köle eyler!..” (c.2, 1530-1531) diyor. Mevlânâ’nın muhabbet için, “Bulanık suları berraklaştırır.” buyurması, aşk ve muhabbetin, insan hayatındaki feyizli neticelerine işarettir.
Hazreti Mevlânâ Mesnevî'de “Gel ey gönül! Hakîkî bayram, Cenâb-ı Muhammed -sallallâhu aleyhi ve sellem-’e vuslattır. Çünkü cihânın aydınlığı, O mübârek varlığın cemâlinin nûrundandır.” (c.6, 1861) sözleri ile neler anlatmak istiyor?
Mevlânâ'nın Mesnevi'sinden iki mısra ve açıklama... Mesnevî: “Gülün tarâveti (tazeliği) bozulup, gül bahçesi hazân mevsimine girince, artık bülbülün hoş nağmeleri ve feryatları işitilmez olur.” (c.1, 29)
Muhakkak ki mü’min, Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’e duygu derinliği ile yaklaştığı, rûhunu nefsânî ve süflî bütün çizgi ve görüntülerden boşalttığı vakit, O’nunla aynîleşme/bütünleşme, O’nun gönül dokusundan ve muhabbetinden hisse alma yolundadır.