Yaratıklar içinde sadece insanlara ait olan ahlâk, İslâm’da dinin ana bölümlerinden biridir. Bizzat sevgili Peygamberimiz “ahlâkî üstünlükleri tamamlamak için gönderildiğini’1 bildirmiştir. Yüce Kitabımız da, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’i «en üstün ahlâka sahip»2 olarak tanıtmıştır.
Manevî eğitimde insanın rûhuna ve kalbine tesir maksadıyla başvurulan vâsıtaların başında “sohbet” gelir. Sohbet, Rasûlullah -Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem- Efendimiz’in en mühim terbiye ve tezkiye metotlarındandır. O, ashâbını sohbetle yetiştirmiştir.
Muhabbet istîdâdı, Rabbimizʼin kullarına bahşettiği en büyük nîmetlerdendir. Fakat bütün nîmetler gibi muhabbet de mühim bir imtihan mevzuudur. Bu bakımdan muhabbeti, dostluğun hakîkatine ermiş gönüllerde kullanmak îcâb eder.
Hazret-i Mevlânâ, “Hak yolunda yürürken…” ibâresiyle başlamak sûretiyle hasedin, müminde de bulunabileceğine işaret ediyor. Bu demektir ki, îmân sahibi olmak, “İnandım!” demekle hased bertaraf edilemez.
Mevlânâ hazretleri aşağıdaki beytinde “Habîbullâh” olan Rasulullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem-’e aklını da, canını da kurban etmek sûretiyle muhabbetullâha ulaşabildiğini söylüyor.
Muhabbet, yaratılıştan gelen kalbî bir temâyüldür. Ancak kalbdeki muhabbetin seviyesi, muhabbet duyulanın ulviyyetine münâsip derecede olmalıdır.
Muhabbet, iki kalb arasında bir cereyan hattıdır. Sevenler, hiçbir zaman sevdiklerini gönüllerinden ve dillerinden düşürmezler. İmkânlarını sevdiklerine cömertçe sunmak sûretiyle, ömür boyu bu fedâkârlıklarının huzûru içinde yaşarlar.
Hazreti Mevlânâ Mesnevî'de “Gönül, her dosttan bir gıda alır. Gönül, her bilgiden bir mânevî zevk, bir safa, bir arınma elde eder.” (c.2, 1089) ifadesiyle dost olacağımız kimseyi iyi seçmemiz gerektiğini söylüyor.
"Hiçbir şeyin fayda vermeyeceği o gün"de senden altın ve gümüş isteneceğini sanma!.. O gün, tek geçer akçe, Allâh’ın huzuruna takdim edilen, selîm (arınmış) bir kalptir.
Tasavvuf, özü itibariyle gönül âlemimizin selîm (temiz, şeffaf, berrak, hastalıksız) bir hâle gelip, mârifetullâh (Allâh’ın kalb ile tanınması) ve muhabbetullâhtan hisse alacak bir seviyeye ulaşabilmesi ve bu sâyede ilâhî vuslata medâr olabilecek bir kıvâma gelebilmesidir.