Mahmud Sami Ramazanoğlu Hazretlerinin, Adana’da pederi Müctebâ Efendi’nin yanında, daha sonra İstanbul'da Kelâmî Dergâhı’nda manevi eğitimini ikmâl ederek kendisini yetiştirmiştir.
Rahmet Peygamberi, kendisini taşlayan Tâiflilerin helâk olmaları için bedduâ etmek yerine, hidâyetle şereflenmeleri için duâ etmişti. Amcası Hazret-i Hamza’yı şehîd eden Vahşî’yi ve onu azmettiren Hind’i dahî affetmişti.
Cemaatle kılınan namaza, tek başına kılınan namazdan yirmi küsur, bazı rivayetlerde yirmi beş, hatta yirmi yedi misli sevap veriliyor. Cemaatle namaz kılmak üzere mescide gitmek ve orada namaz vaktini beklemek, insana büyük sevaplar kazandırır.
Hak dostları, başkasını incitmeme hususunda titizlikle durmuşlar ve gönülleri birer nazargâh-ı ilâhî, yâni bir bakıma mânevî kâ’betullâh olarak addetmişlerdir. Zîrâ, kim gönül kâ’besine zarar verirse, hakîkatte onun sahibini incitmiş olur.
İncitmeme ve incinmeme hususunda kalbî seviyemiz “Seni öldürmeye gelen, sende dirilsin.” düstûrunu gerçekleştirebilecek bir kıvamda olmalı. Bu anlamda insanlar arasında kendini bilenlerin belli edep sahibi insanlar olduğu belirtilir.
Allâh’ın bir kulunu küçük görmek ve gönlünü incitmek, onu yaratan Rabbimizi gazaplandırır. Bu sebeple Hak dostları, gönül karşısında titrek bir mum gibi hassas davranmışlardır. Onun Allâh ile alâkasını göz önünde bulundurarak muâmele etmişlerdir. Hele bir de bu, Allah katında sevgili bir kulun gönlü ise…
Muhterem Osman Nûri Topbaş Hocaefendi, bugünkü gündeminde dargınlıkları konu edindi ve "haklı-haksız" tartışmalarını bir kenara bırakarak affetmenin faziletine ermenin ehemmiyetine değindi.
Şahsına yapılan haksızlıkları âdeta “yok” hükmünde görerek en ufak bir kırgınlık duymadan affedebilmek; kalbî olgunluğun şâheseridir.