Mahmud Sami Ramazanoğlu Hazretlerinin, Adana’da pederi Müctebâ Efendi’nin yanında, daha sonra İstanbul'da Kelâmî Dergâhı’nda manevi eğitimini ikmâl ederek kendisini yetiştirmiştir.
Rahmet Peygamberi, kendisini taşlayan Tâiflilerin helâk olmaları için bedduâ etmek yerine, hidâyetle şereflenmeleri için duâ etmişti. Amcası Hazret-i Hamza’yı şehîd eden Vahşî’yi ve onu azmettiren Hind’i dahî affetmişti.
Hak dostları, başkasını incitmeme hususunda titizlikle durmuşlar ve gönülleri birer nazargâh-ı ilâhî, yâni bir bakıma mânevî kâ’betullâh olarak addetmişlerdir. Zîrâ, kim gönül kâ’besine zarar verirse, hakîkatte onun sahibini incitmiş olur.
Allâh’ın bir kulunu küçük görmek ve gönlünü incitmek, onu yaratan Rabbimizi gazaplandırır. Bu sebeple Hak dostları, gönül karşısında titrek bir mum gibi hassas davranmışlardır. Onun Allâh ile alâkasını göz önünde bulundurarak muâmele etmişlerdir. Hele bir de bu, Allah katında sevgili bir kulun gönlü ise…
Muhterem Osman Nûri Topbaş Hocaefendi, bugünkü gündeminde dargınlıkları konu edindi ve "haklı-haksız" tartışmalarını bir kenara bırakarak affetmenin faziletine ermenin ehemmiyetine değindi.
Şahsına yapılan haksızlıkları âdeta “yok” hükmünde görerek en ufak bir kırgınlık duymadan affedebilmek; kalbî olgunluğun şâheseridir.