İslam diğer tahrif edilmiş dinlerde olduğu gibi sadece Allah ile insan arasındaki ilişkileri düzenlemekle kalmaz ayrıca insanlar arasındaki ilişkileri de en ince ayrıntısına kadar tertib eder. Bu ilişkiler o kadar net ortaya konmuştur ki dünyanın neresine gidersek gidelim mesela müslüman çocuklar babalarına isimleri ile hitap etmez, onlar karşısında yan gelip yatmazlar. Anneler el üstünde tutulur, yaşlılara saygı, çocuklara sevgi gösterilir.
Tasavvufî bir terim olarak himmet, maddî-manevî bütün alâkalardan sıyrılarak, dünyevî zevkleri, manevî hazları ve Cennete ait lezzetleri hatırdan çıkararak, bir zarûret hissiyle Cenâb-ı Hakk’a teveccüh ve ilticâda bulunmak demektir.
Büyüklerden birine demişler ki; “Efendim dua edin de Ümmeti Muhammed kurtulsun.” O da demiş ki; “Siz bana Ümmeti Muhammed’i gösterin ki ben de onların kurtulduğunu söyleyeyim.” Tabi bu biraz abartılı gibi görünebilir ama ne yazık ki biz Kur’anı Kerim’de o vasf edilen “İnsanlığın hayrına çıkartılmış, görevlendirilmiş en hayırlı ümmetsiniz” vasfını kaybetmiş gözüküyoruz.
Selâm, her nefeste imtihan için geldiğimiz şu fani dünyada, daimi ibadet şuuruyla Müslüman kardeşlerimizle hem kavuştuğumuzda, hem de ayrılırken sarf ettiğimiz ilk ve son duamızdır.
Ramazan'da tutulması farz olan oruç ibadetinin kazaya kalması durumunda ne zaman tutulması gerektiğiyle ilgili Din İşleri Yüksek Kurulu şöyle bir açıklama yaptı.
Bin aydan daha hayırlı olan Kadir Gecesinin zamanı ve alametleri, Kadir Gecesinin neden gizlendiği ve Kadir Gecesini nasıl ihya etmeliyiz? İşte cevabı...
Sırat-ı müstakîm kişinin toz olduğu, kul olduğu, kurban olduğu bir yoldur. Bu yol bütün kâinata rahmet olarak gönderilen Peygamberin ayağının tozu olup O’nu takip edilen yoldur. Bu yol insan üstüdür. Bu yol, insanlık için insanlığın yoludur. Bu yol, cihad yoludur. Bu yol, kendini feda etme mutluluğunun yoludur.
Cenab-ı Hak bir hadis-i kutsisinde “Levlâke levlak lema halaktül eflak: Sen olmasaydın kâinatı yaratmazdım[1]” buyurmaktadır. Alemlerin sahibinin bu lütuf ve tevccühüne, hitabına mazhar olan kişi şüphesiz ki Efendimiz Hz. Muhammed’dir –sav-. Cenab-ı Hak yüce kitabında “Biz seni âlemlere ancak rahmet olarak gönderdik.[2]” buyuruyor.
Din İşleri Yüksek Kurulu Başkanlığı “Dua ve zikir sesli mi yoksa sessiz mi yapılmalı?” sorusuna ayet ve hadisler ışığında cevap verdi.
Kalb’e “yanar-döner, dönek ve çok değişken” anlamında kalb denmesinin sebebi; bu çekişmede iktidarın sürekli el değiştirmesinden kaynaklanmış olsa gerektir. İçindeki hayvânî duyguları yenip melekî hasletlerini hâkim kılan insan Cebrâil’den daha yüce, melekî duygularını yenip hayvânî hislerini egemen kılan insan ise canavardan daha âdî ve tehlikeli bir varlık olur.