Prof. Dr. İsmail Lütfi Çakan ile Hz. Peygamber ve ümmeti üzerine bir söyleşi...
Hz. Peygamber (s.a.v.), her nimetin bir külfeti ve bedeli olduğunu, her külfetin de mutlaka bir nimete vesile olacağını söylüyor. Yani büyük neticelere büyük fedâkarlıklar sonucunda erişilir.
Efendimiz, başına gelen sıkıntıya sabreden müslümanın günahlarının, güz mevsiminde ağaç yapraklarının dökülmesine benzer şekilde döküleceğini müjdelemiştir.
İman hayattır, İslam bir diriliş çağrısıdır. Yüce Mevlâ bu çağrıya cevap vermemizi emrediyor. “Ey iman edenler! Peygamber sizi kendinize hayat verecek şeylere çağırdığı zaman Allah ve Rasûlünün davetini kabul edin.” (Enfal, 24)
Hz. Peygamberin son anlarını gören kızı Hz. Fatıma'nın yaşadığı üzüntü ve sabrı ümmete örnek olmuştur.
Siyer Vakfı bu yıl üçüncüsünü düzenlediği, Hz. Peygamber’e (s.a.v.) ithaf edilen "Alemlere Rahmet Uluslararası Kısa Film Yarışması" ödülleri sahiplerini buldu.
“Yapılan işler niyetlere göre değerlenir” hadisi, insanın kazanacağı sevap ve günahlar ile yakından ilgili ve son derece önemlidir. Ameller yâni yapılan işler niyete göre değer kazanır sözü, çoğu zaman organlarımızla yaptığımız işleri kapsar. Yoldaki bir taşı, insanlara zarar vermesin düşüncesiyle ve sevap kazanmak ümidiyle kaldırıp atmak bir ibadet sayılır. Birinin malını meşrû olmayan yollardan elde etmeye karar vermişken, Allah korkusuyla bu düşünceden vazgeçmek de aynı şekilde sevap kazanmaya vesile olur.
Tasavvufun amacı maneviyat yolcularını ihsan makamına eriştirmektir, Peygamber Efendimizin tarif ettiği üzere “sanki Rabbimizi görüyormuş gibi” O’na kulluk etmelerini mümkün kılmaktır. İhsan mertebesine ulaşan mümin Rabbin bakışı önünde olduğu şuuru ile amel eder. Böylece imanını yakinî hale getirir.
İnsaf ve vicdanın değil, vahşet ve menfaatin hâkim olduğu günümüz dünyasının gidişatı maddi ve manevi intihara doğrudur. Bu anlayış ve davranıştan kurtulmadıkça gerçek kurtuluşa kavuşmak mümkün değildir.
İslâm tarihi içinde sünneti kaynak olarak kabul etmeyip inkâr eden herhangi bir mezhep mevcut olmamıştır. Sünnetin şer’î delillerden olduğu herkes tarafından kabul edilmiştir. Ancak sünneti prensip olarak kabul etmekle beraber, onun yazılı belgeleri demek olan hadislere yer yer itiraz eden kişi ve gruplara rastlana gelmiştir. Bu itirazlara gerekçe olarak da Kur’ân-ı Kerîm’in ön plana çıkarıldığı görülmektedir.