Sünnetin bir bütün ve kavram olarak bağlayıcılığı kesindir. Peygamber’e uymayı, verdiği hükme razı olmayı, onun hükmü karşısında mü’minlere seçim hakkı tanınmadığını belirleyen âyetler, sünnetin müslümanların hayatındaki etkin ve bağlayıcı rolünü ortaya koymaktadır.
Sünnetin bir bütün ve kavram olarak bağlayıcılığı kesindir. Peygamber’e uymayı, verdiği hükme razı olmayı, onun hükmü karşısında mü’mint lere seçim hakkı tanınmadığını belirleyen âyetler, sünnetin müslümanların hayatındaki etkin ve bağlayıcı rolünü ortaya koymaktadır. Sünnetin bağlayıcılığı, tartışmasız bir gerçektir.
Güzel dinimizin iki temel kaynağı vardır. Bunlar yüce kitabımız Kur’ân-ı Kerîm ve Peygamber Efendimiz’in Sünneti’dir. Ashâbtı kiram, İslâm dinini, Kur’ân-ı Kerîm, Hz. Peygamber’in şahsı ve onun sözlü veya fiilî tebliğ ve talimatı demek olan sünnetinden meydana gelen bir bütün olarak tanıdı.
Suudi Arabistan'ın Mekke kentinde, Hazreti Muhammed'in hayatının 3D simülasyon ve animasyonlarla anlatıldığı Peygamber Müzesi ile Kabe'ye ait kutsal emanetlerin sergilendiği Mekke Müzesi'ne, hacı adayları yoğun ilgi gösteriyor.
Hak dostları, îmân ehli olup da istidadlı bulunan kimseler için bir mıknatıs gibi câzibe merkezleri olduklarından, toplumun bütün kesimlerine bir şefkat ve muhabbet kucağıdırlar. Zîrâ, onları Cenâb-ı Hak sevdirir.
Uhud dağının eteklerinde müşriklerle yapılan ikinci savaşta Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Müslümanlara arkadan gelebilecek saldırıyı önlemek amacıyla dağın eteklerine okçuları yerleştirmiş ve kendisi emir verene kadar bu tepeyi terk etmemelerini söylemişti.
Allah'ın rahmeti her zaman kahrından üstündür. Bu bakımdan her peygamber, kendisine karşı gelen düşmanlarına gâlip gelmiştir. Öyleyse belâyı gidermenin çâresi, sitem veya zulmetmek değildir. Onun çâresi affetmek, bağışlamak ve kerem eylemektir.
İslam düşünce tarihinde Hz. Peygamberin (a.s) anne ve babasının âhiretteki durumuyla ilgili olarak birçok risale yazılmıştır. Bu meselenin arkaplanında Kur’an’da “müşriklerin necis”2 olduğuna dair bilgi ile Hz. Peygamberin anne-babasının bu bağlamdaki durumunun nereye oturduğu meselesine açıklık getirme düşüncesi vardır.
Allah dostu büyük sufiler tasavvufi hayatın merkezine Peygamber Efendimize tam tabi olmayı, sadece görüntüde değil tüm varlığımız ile onun insanlık için rahmet olan sünnetine uymayı yerleştirmişlerdir.
Ömrümüzün günleri takvimlerdeki yıllara eş akıp giderken, bu akışa “dur” deme imkanı olmayan bizler o gidişe kapılmakta, dünyanın bin bir türlü hali içinde hep birlikte yuvarlanıp gitmekteyiz. Bu, hiç kuşkusuz mecburi/zorunlu bir yolculuk halidir. Bizler de pek tabii olarak doğumla başlayıp ölümle âhirete uzanan bu yolun yolcularıyız.