Dünyayı kendinden ibaret zanneden çağımızın “değerli” insanı, içine halife olarak yerleştirildiği kâinatta hüküm süren mükemmel silsileyi tefekkür ettikçe, ancak bu kıymetli “oluşa katılarak” değer sahibi olabileceğini görecektir.
İslâm’da Müslüman olan idareciye itaat çok mühimdir. İnsanlar idarecilerine itaat etmezlerse büyük bir fitne zuhur eder ve bütün Müslümanlar bundan zarar görür.
Büyük Selçuklu Devleti hükümdarı Sultan Alp Arslan'ın vatan ve millet haysiyetini izetle koruyuşunu anlatan tarihi hadise...
Hak ve adâletin sesi olmak, esasen sağlam bir yerde durmanın verdiği özgüvenle güçlü olmak demektir. Bu gücü iyi temsil eden ve etkili bir üslupla kullanmasını bilen kimseler, toplumun bir anlamda kanatlarının altına sığındığı kahramanlardır.
Hazret-i Ebû Bekir -radıyallâhu anh- halîfeliği döneminde de, önceki mütevâzı ve zâhidâne hayatına devam etti. Daha evvel çevresindeki yetim kızların koyunlarını sağıverir, ihtiyaçlarını karşılardı. Halîfe olduktan sonra komşuları, artık onun meşgalelerinin artacağını, belki hayat şartlarının değişeceğini, artık bu hizmetleri göremeyeceğini düşünmüşlerdi. Ancak değişen bir şey olmadı. O, aynı mütevâzı hâliyle yetimlerin koyunlarını sağmaya ve ihtiyaçlarını bizzat karşılamaya devam etti.[1]
HZ. Ebubekir Efendimiz zamanının birçoğunu Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) yanında geçirir, öğrendiği ibadetleri bir bir hayatında tatbik ederdi. İşte Hz. Ebubekir (r.a.) ibadet aşkı...
Ebû Bekir -radıyallâhu anh-, gönlünü, Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in kalp âlemini yansıtan berrak bir ayna hâline getirmişti. Bu itibarla o, Peygamber Efendimiz’de fânî olmanın en müşahhas numûnesi oldu. Bu fânî oluş sâyesinde de, Fahr-i Kâinât Efendimiz’e âit her şey, onun kalbinde çok derin bir mânâ kazandı.
Tarih boyunca sâlih zâtlar, üstün karakter ve şahsiyetleriyle cemiyetteki mânevî canlılığı ve İslâm’ın haysiyet ve vakârını ayakta tutma hizmetini en güzel sûrette îfâ etmişlerdir. Yüce Rabbimiz de onlardaki bu kuvvetli îman ve yüksek ahlâka mukâbil, onları sevmiş ve kıyâmete kadar gelecek mü’minlere de sevdirmiştir.
“Sünnilik” ve “terörü” yan yana zikretme gayretleri hangi ülkelerin işine yarıyor? Batılıların besleyip büyüttüğü "terör örgütleri", İran'ın önüne açarak "şiiliği" beslenmesi, "sünniliği" terörle, radikallikle eş değer gösterme imajı çizilmesi hain bir planın göstergesi.
Kânûnî Sultan Süleyman, kul hakkından çok korkar, âdil bir halîfe olmaya çok gayret ederdi. İşte bunu kanıtlayan tarihi gerçek!..