İslam kendisine Müslüman arıyor. Tamirci ustasına ihtiyaç yoktur. Teslim olmuş insan Müslüman’dır. Çünkü İslam, teslim olmaktır. Müslüman da teslim olan insandır.
İslam’la alaka söz konusu olduğunda “Kullanmak mı, yaşamak mı?” diye bir soru açmak ve bu soruda “Kullanma”yı bir alternatif olarak öne almak, yani “Yaşama”nın karşısında böyle bir vakıadan söz eder hale gelmek, gerçekten bir büyük tehlikeyi gündeme almak demektir.
Ramazân-ı Şerîf bizler için Hakk’a yakınlık ve dostluğun müstesnâ vesîle ve fırsatları üzerinde yoğunlaşma mevsimidir. Hayırlarda acele etmek kadar, mânevî kazanç fırsatlarını kaçırmama hususunda da uyanık ve basîretli hareket etmek îcâb eder.
Müslüman kanı akmasın diye, galip gelinecek bir harbi çok mâhirâne bir sûrette bertaraf edebilmek, elbette ki Allah yolunda duyulan pek yüce bir mes’ûliyetin parlak bir tezâhürüdür. İşte Osmanlı’yı yücelten en müessir âmillerden biri de bu zihniyettir!
Lider Eğitim Kültür Sanat ve Gençlik Kulübü Derneği bünyesinde sürdürülen yaz programları kapsamında yüzlerce genç, Osman Nuri Topbaş Hocaefendi ile buluştu…
Ebubekir Sifil Hoca'nın yeni kitabı "Müslümanca Bir Hayat İçin!" çıktı.
Tasavvufî düşüncede, varlığın sûret-ma’nâ sarmalı üzerine kurulması, sûretteki sığlığın, ma’nâdaki derinliği perdelemesinden dolayı; varlığın sûreti ile ma’nâsı arasında bir çelişki, eşyânın görünümü ile hakîkati arasında bir zıtlık ortaya çıkmaktadır.
Mânevî hayat ve tasavvufî düşünce, bâzı kimselerin iddiâ edegeldikleri üzere sonradan îcâd edilerek dîne ilâve olunmadı.
Bir mü’min, yapacağı her hareketi; “Acaba Allah Teâlâ’nın rızâsına uygun mu, yoksa O’nun gazabını mı celbeder?!” diye düşünerek yapmalıdır.
Bir müʼminin, hayatının her safhasında ilâhî aşkın engin firâset ve basîretine ihtiyacı vardır. Aksi hâlde kabuktan öze, şekilden hakîkate ve sûretten sîrete intikal edebilmesi çok zordur.