hakikat

"gerçek Körler Kalp Gözleri Görmeyenlerdir"

Bu kâinatta zerreden kürreye kadar var edilen her şey, ilâhî bir sanat harikası ve ilâhî kudretin bir vitrini olarak yaratılmıştır. Nefsânî arzularını bertaraf edebilen kimseler için bu vitrinler, kula acziyetini tattırarak Allâh’a yaklaştıran ilâhî bir lütuftur.  Bu lütufları gören ve idrâk eden ise hakikatte göz değil, hissiyâtın merkezi olan kalptir. 

Günahkârlara Karşı Nasıl Davranmalıyız?

Mahlûkâta Hâlık’ın merhamet nazarıyla bakabilen kâmil mü’minler, günahkâr bir insana bile -ne kadar günaha batmış olursa olsun- özündeki mükemmelliğe îtibâr ederek, sırt çevirmezler. Onun hidâyetini ve tevbeye yönelmesini diler, ebedî hayâtını kurtaracak bir can simidi olmaya gayret ederler.

Akıl, Bilgiye Ulaşmada Tek Başına Yeterli mi?

Hakîkaten toplumlar, kütüphanelerin tozlu raflarında kalmış olan kara kaplı felsefe kitaplarının üzerine abanmış bilgiçlerin fikirleriyle selâmete kavuşamaz. İnsanlığı hakîkî saâdet ve selâmete çıkaracak olan; Kur’ân-ı Kerîm ve onun canlı bir şerhi mâhiyetindeki Sünnet kültürüyle yoğrulup ilâhî hikmet ve hakîkatlerle kemâle ermiş mü’minlerin tebliğ, îkaz ve irşadlarıdır.

Dindarların Medya İle İmtihanı Çok Ağır Geçiyor

Türkiye’de “medya ve din” arasındaki ilişki hep problemli olageldi. % 97’sinin Müslüman olduğu açıklanan bir ülkede; ana akım medyada yayın içeriklerini belirlerken; Müslümanca bir yayın hassasiyeti gözetilmediğini; örf, adet ve geleneklerimizle örtüşmeyen, toplumun değerlerini görmezden gelen ve kendi çıkarlarını tek gerçek olarak kabul eden bir yayın çizgisinin takip edildiği bir ortamda "medya ve din" ilişkisini masaya yatırdık. "Türkiye’de Medyada Dinin Popüler Temsili" üzerinden hareketle "medya ve din" ilişkisini İstanbul Ticaret Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mete Çamdereli ile konuştuk.

Bir Altın Yüz Bin Altından Daha Makbul

Aşırı tüketim, oburluk, lüks, gösteriş gibi israflar, sahâbe neslinin tanımadığı bir hayat tarzı idi. Onların zenginleri ağniyâ-i şâkirîn, fakirleri de fukarâ-i sâbirîn idi.