İdârecilik, altından kalkılması zor bir ilâhî emânet ve çok ağır bir mes’ûliyettir. Onu ancak idâreciliğe kâbiliyeti olan dirâyetli ve liyâkatli kimseler başarabilir. Hakkını veremeyecek ve kul hakkı yiyecek olanlar için ise idârecilik, kıyâmet gününde dehşetli bir pişmanlık, rezillik ve perişanlıktır.
Kabre giren kişi bataklığa düşen insan gibidir, imdat bekler.
İnsanoğluna sayılı günler hâlinde lütfedilmiş olan hayat nîmeti, ilâhî bir imtihan vesîlesidir.
Her hayrı nîmet bilip hemen îfâ etmek gerekir. Sonraya tehir edilen hayr u hasenât için çeşitli engeller ortaya çıkabilir. Zîrâ hayırlı amelleri erteleyenler hakkında; “Yarın diyenler helâk oldu.” buyrulmuştur.
Âciz yaratılan insanoğlu, belâ ve musîbetler karşısında desteğe ve tesellîye muhtaçtır. Dolayısıyla cenâze teşyîi ve tâziye gibi hususlar çok mühim birer insânî vazifedir. Bunları ihmâl etmek büyük bir eksiklik ve vebaldir.
Peygamber Efendimiz, cenâze yakınlarına sadece tâziyede bulunmakla kalmaz, maddî-mânevî her türlü yardımda bulunurdu.
İslâm kardeşliğinin mühim vecîbelerinden biri, vefât eden mü’min kardeşlerimize son vazifemizi yaparak onları insanın mükerremliğine yaraşır şekilde defnetmek ve âilelerine tâziyede bulunmaktır.
Allah Teâlâ, “ebrâr”dan olan kullarını methederken, mallarını ihtiyaç sâhiplerine, güçsüz ve âciz kimselere vermek ve onların yardımına koşmakla vasıflandırmıştır.
Bizim onların yerinde, onların da bizim yerimizde olabileceğini düşünerek dâimâ muhtaçların yardımına koşmalı, Allâh’ın rızâsını kazanmanın yollarını aramalıyız.
Borç kimlere verilir? Borç nasıl verilir? İşte İslam'da borç vermenin yolları...