Muhtaçlara, yolda kalmışlara, borçlulara kol kanat gerip onlara sâhip çıkmak, Peygamber Efendimiz’in bizzat örnek şahsiyetiyle ümmetine tâlim ettiği mühim bir nebevî ahlâk tezâhürüdür.
Hâli vakti yerinde olanlar, bu “takdîr-i ilâhî”yi iyi idrâk ederek ihtiyaç sâhiplerine karşı hissiz kalmamalı, büyük bir ibâdet vecdiyle yardımlarına koşmalıdır.
Osmanlı Devleti, 19. yüzyılda yapılan savaşlar sonucunda Avrupa’da, Balkanlar'da, Kafkaslar'da, Ortadoğu ve Afrika’da toprak kaybetti. Savaşlar nedeniyle yetim ve öksüz kalan binlerce çocuk vakıflar ve devlet kurumları tarafından koruma altına alındı.
Cenâb-ı Hak, toplumdaki kanadı kırıklara bakmayı, imkân sâhipleri için bir vazife kılmıştır.
Allâh için infâkın dünyevî fâidesinin, yaşanmış, ibret dolu ve müşahhas bir misâli!
Bir kimsenin ağrısının veya yarasının şifa bulması için gereken hususlar...
Cenâb-ı Hak, âciz olarak yarattığı insanların cemiyet hâlinde yaşamalarını ve birbirlerine yardım ederek sevap kazanmalarını murâd etmiştir.
Cenâb-ı Hak, kendi yolunda yapılan fedâkârlıkların karşılığını kat kat fazlasıyla lutfedecektir.
Dünya tarihine damga vuran Osmanlı Sultanı Kanuni Sultan Süleyman'ın çıktığı son seferde Sadrazam Sokullu Mehmet Paşa'ya buyurduğu vasiyeti...
Muhabbetin en bâriz alâmeti fedakârlıktır.