Hz. Enes (r.a.) Peygamber Efendimizin koyduğu içki yasağına sahâbelerin gösterdiği ibretlik tepkiyi naklediyor.
Mü’minin mânevî seviyesi, Allâh’ın ve Resûlü’nün emirlerine itaati nisbetindedir. Îmânın kemâlâtı da bu itaattaki titizlik, hassâsiyet, muhabbet ve aşk nisbetinde artar.
Hâsılı, hatâ işlemekten sâlim olmayan insanoğlunun, tövbe ve istiğfârı hiçbir zaman dilinden düşürmemesi, niyetini de amel-i sâlihlerle tescil ve takviye etmesi zarûrîdir.
Peygamber Efendimiz; duâların efendisi, istiğfârın en üstünü olan “Seyyidü’l İstiğfâr”ı sevâbına ve fazîletine bütün kalbiyle inanarak okuyan mü’minleri cennetle müjdelemiştir.
Resûlullah'ın ömrünün son demlerinde sık sık söylediği sözler...
Tevbe ve istiğfar, gerçek mâhiyetiyle derûnî bir pişmanlık ve sığınma olması sebebiyle, Allâh’a yaklaşmanın en müessir vâsıtasıdır.
Sa’d bin Ebî Vakkas'ın radıyallâhu anh İslâm ile şereflendikten sonra bu duruma karşı çıkan annesiyle yaşadığı büyük imtihan...
Allah'a ve âhiret gününe îman eden mü'minlerin oluşturduğu fazîlet tabloları ibret vericidir.
Selîm fıtratı, kusursuz sağlam huy, haram ve çirkin işlerden uzak ahlâk, noksansız yaradılış mânâlarına gelir.
Allah Teâlâ kudsî bir hadîste şöyle buyurmuştur: “İhlâs, Benimle kulum arasında mukarreb (yaklaştırılmış) meleğin ve gönderilmiş (mürsel) peygamberin kavrayamayacağı bir sırdır. Ben, cemâl ve celâl sıfatlarımın tecellîsiyle ihlâslı kullarımın kaplerini süslemeyi üstlenirim.” (Irakî, Muğnî, IV, 376) İşte bunu anlatan yaşanmış bir örnek hikâye...