İnfak etmenin fazileti ve önemi nedir? İhmâl edilmemesi gereken gerçek ihtiyaç sahipleri kimlerdir? Onları nasıl bulabiliriz? Zekâtı verirken nelere dikkat etmeliyiz?
Gel, fakrını güzelce fark et. Hayat iğnedenliğinde, kimi paslandı, kimi eğrildi, kimi kayboldu, kimi hâlâ iş başında. Bazısı zayıf, bazısı kuvvetli, bazısı cılız, bazısı iri… Sadesi, süslüsü, gösterişlisi… Hepsinin de batıp çıkıp varacağı yer belli. Her makasa bir mâkes lâzım.
Allah dostlarının tevâzu ve ihlasla dolu dünyasını anlatan ibretlik misaller...
Bir Müslüman, peygamberlerin fetânet (kalbe bağlı akıl, firâset ve basîret) sıfatından hisse alıp, akıl nîmetini en verimli bir şekilde kullanmalıdır. Kime, neyi, ne zaman, nerede ve nasıl söyleyeceğini ve ne şekilde davranacağını bilmelidir.
Allahü Teâlâ ve Tekaddes hazretleri buyurur: "Sadakalarınızı o fakirlere verin ki, onlar Allah yolunda çalışmaya koyulmuşlardır. Öteye beriye koşup kazanamaz, dilenmekten çekindikleri için, tanımayanlar, onları zengin zanneder. Ey Resûlüm sen onları sîmâlarından tanırsın. Onlar iffetlerinden ötürü, insanları rahatsız edib bir şey istemezler. Siz malınızdan, bunlara ne harcarsanız, muhakkak Allah onu hakkıyla bilicidir." (Bakara, 273)
"İslam toplumunun zengini" ile "İslam toplumunun fakiri", farklı bir manevi - ahlâki doku içinde, İslam toplumuna has bir "barış - güven hatta sevgi ilişkisi" geliştirirler. "Öteki" aynı toplumun yapı taşlarından birisidir ve bu yapı içinde herkes birbirine ilâhi ölçülerle çizilmiş bir çerçevede sorumluluk duygusu ile bağlıdır.
Fakr u zarûret içinde kıvranan muhtaçların gözlerinde, en çok Ramazan'ın teşfrîfiyle ümit ışığı parlar. Zira zekât, fitre ve sadaka gibi mâlî ibadetler, tebessümü unutmuş nice yüzleri, bilhassa bu ayda sürûra kavuşturur.
Zengin olsun, fakir olun herkes Allâh’ın kuludur. Allah katında en kıymetli olan, yanında dünya nîmeti bol olan değil, takvâ sahibi olandır. Sosyal hayat ancak, zenginin servetini, fakirin de beden gücünü ortaya koyması ile yürür. Herkes zengin olsa, kimse çalışmaz. Herkes fakir olsa bilim, teknoloji, îmar, iskân ve sanat ilerlemez.
Muhtâcın bize gelip de ihtiyacını arz etmesini, Hakk’ın bize husûsî bir lûtfu olarak telâkkî etmek ve bunu Hakk’a kulluk şerefi bilmek gerekir.
İlâhî muhabbet deryâsına dalmış bir Hak âşığı olan Bâyezîd-i Bistamî -rahmetullahi aleyh-, gerçek zâhidlerin, dünyaya "kesben değil kalben" değer vermeyenler olduğunu söyler. Dünya ve ahiret arasında tercih yapanların kıyasını yapan Bâyezîd -rahmetullâhi aleyh- ahireti tercih edenlerin "kalbinde muhabbetin galip geleceğini" ifade eder.