Peygamber Efendimiz'in Cennetle müjdelediği ve Cennet'e ilk girecek müslüman.
Muhammed İkbâl, Medîne’den dönen hacılara sorar: “Medîne-i Münevvere’yi ziyaret ettiniz; uhrevî Medîne çarşısından gönlünüzü ne gibi hediyelerle doldurdunuz? Getirdiğiniz maddî hediyeler; takkeler, tesbihler, seccâdeler bir müddet sonra eskiyecek, solacak. Medîne’nin solmayan, gönülleri ihyâ eden, mânevî hediyelerini getirdiniz mi? Hediyeleriniz içinde Hazret-i Ebû Bekr’in sıdk ve teslîmiyeti; Hazret-i Ömer’in adâleti; Hazret-i Osman’ın hayâ ve cömertliği; Hazret-i Ali’nin irfan ve cihâdı var mı? Bugün binbir ıztırap içinde kıvranan İslâm dünyasına gönlünüzden bir asr-ı saadet heyecanı verebilecek misiniz?..”
Akdeniz'in bir Türk gölü haline gelmesini sağlayan Preveze Deniz Savaşı sırasında Hayreddîn Paşa'nın gördüğü rüyâ, savaşın seyrini değiştirip muzafferiyeti netice verdi.
Dr. Murat Kaya'nın Hz. Ebû Bekir'den 111 Hayat Ölçüsü kitabından "bir hür ve bir köle" pasajını istifadenize sunuyoruz.
Hz. Ebû Bekir, (r.a) nübüvvetten önce Peygamber Efendimiz’in dostu idi. Çocukluğundan beri onun güzel ahlâkına, sadâkatine ve emînliğine şâhitti. Güzel ahlâkı sebebiyle hiç yalan söylememiş bir kimsenin, Cenâb-ı Hakk’a karşı aslâ yalan söylemeyeceği kanaatinde idi. Bu sebeple Allah Rasûlü (s.a.v) onu İslâm’a dâvet ettiğinde hiç tereddüt göstermeden icâbet etti.
Dr. Murat Kaya, Hz. Ebû Bekir'den 111 Hayat Ölçüsü kitabında bilinmeyen yönleriyle Hz. Ebû Bekir'in (ra) hayâtını anlatıyor.
Bugün bilinmelidir ki insanlığın aradığı huzur, ne makineleşmede, ne de maddî terakkîdedir. Zira bunların ne insafı vardır, ne vefâsı, ne sadâkati, ne muhabbeti, ne de vicdânı...
Günümüz insanı, büyük bir mânevî boşluk ve rûhî tatminsizlik içerisinde yaşadığından, pek çok psikolojik hastalıklarla karşı karşıya kalmaktadır. Nitekim günümüzde en çok revaçta olan klinikler de bu saha ile ilgili olanlardır.
Cömertlik müʼminlerin alâmet-i fârikasıdır. Müʼmin, zengin de olsa, fakir de olsa ganî gönüllü ve fedâkâr insandır. Cenâb-ı Hak, pek çok âyet-i kerîmede infâkı emrederek müʼminleri maldan ve candan fedâkârlığa dâvet etmektedir.
İnsan dâimâ huzur ve saâdeti arar. Fakat Mevlânâ Hazretleriʼnin tâbiriyle, “Bir şeyi bulunmadığı yerde aramak, onu aramamak demektir.”