Sultan Sencer Kimdir?

Sultan Sencer Kimdir? Büyük Selçuklu Devleti Sultanı Sencer’in hayatı, dönemi ve faaliyetleri.

Ahmet Sencer veya Sultan Sencer ya da Muizzeddin Ahmet Sencer (d. 1086 - ö. 8 Mayıs 1157), 1097-1118 tarihleri arası Horasan Selçuklu Meliki, 1118-1157 döneminde Büyük Selçuklu Sultanı.

Sultan Sencer, Büyük Selçuklu Devleti’nin son hükümdarı olması hasebiyle Türk tarihinde önemli bir yere sahiptir.

SULTAN SENCER’İN HAYATI

Sultan Sencer, 5 Kasım 1086’da Sincar’da doğdu. Babası Sultan Melikşah’tır. Sencer isminin ona doğum yerinden dolayı verildiği rivayet edilir. Adının Sancar olduğunu, bu kelimenin Türkçe “saplamak” anlamındaki sançmak kelimesinden türetildiğini belirten kaynaklar da vardır. Sencer’in çok güzel yüzlü olduğu, çocukluğunda geçirdiği çiçek hastalığının Ömer Hayyâm tarafından tedavi edilmesine rağmen yüzünde korkunç izler bıraktığı söylenir. Henüz altı yaşında iken babası Melikşah’ı kaybetti.

Sultan Berkyaruk, amcası Arslan Argun’un isyanını üvey kardeşi Sencer ve Atabeg Emîr Kamaç’ın desteğiyle bastırdı. Bu sefer sonunda merkezi Merv olmak üzere Gazne sınırlarına kadar uzanan Horasan topraklarını Melik Sencer’e iktâ etti. Emîr Kamaç’ı kendisine atabeg, Ebü’l-Feth Ali b. Hüseyin’i vezir tayin ettikten sonra Irak’a döndü.

Horasan’a hâkim olma meselesinden dolayı Melik Sencer ile bozuşan Habeşî, Sultan Berkyaruk’tan yardım istedi. Yapılan savaşta Sencer’in ordusu Sultan Berkyaruk’un ordusunu bozguna uğrattı. Bu savaştan sonra Berkyaruk ve Sencer birbirini rakip görmeye başladı.

Muhammed Tapar, Sultan Berkyaruk ile yaptığı ikinci savaştan mağlûp ayrılınca Horasan hâkimi Melik Sencer’le ittifak kurdu. Nizâmülmülk’e bağlı Gulâmlar da kendilerine katıldı. Bu olay onların halk nazarında itibarını arttırdı. Sultan Berkyaruk ile Muhammed Tapar arasında 17 Şubat 1103’de yapılan beşinci savaştan sonra taraflar anlaşmaya vardı. Buna göre Sencer’in Horasan ve Mâverâünnehir’deki hâkimiyetinde herhangi bir değişiklik yapılmadı ve onun Muhammed Tapar’ı metbû tanıması benimsendi.

Taht kavgalarından faydalanarak Selçuklular’ın Mâverâünnehir hâkimiyetine son vermek ve Horasan’ı istilâ etmek isteyen Doğu Karahanlı Hükümdarı Hârun Tegin (Kadır Han), Sencer’in emîrlerinden Gündoğdu ile sürekli haberleşerek büyük bir ordu kurdu.

Sipehsâlâr, Emîr Bozkuş’a hasedinden dolayı Sencer’e ihanet eden Gündoğdu, Kadır Han’ın ordusuna katıldı. Casusları vasıtasıyla Kadır Han’ı takip ettiren Sencer bir gün onun Belh civarında ava çıktığını öğrenince Emîr Bozkuş’u onu yakalamak üzere görevlendirdi. Kısa süren bir çatışmanın ardından Kadır Han ve Gündoğdu öldürüldü. Bu olayın ardından Mâverâünnehir’i yeniden teşkilâtlandıran Sencer, Batı Karahanlı Devleti’ni kendine tâbi kıldı.

Sultan Muhammed Tapar devrinde ve Sencer’in saltanatı boyunca Karahanlılar, Büyük Selçuklu Devleti’ni metbû tanımaya devam ettiler. Bunda siyasî evlilikler yoluyla tesis edilen akrabalık ve dostluklar kadar Melik Sencer’in tutumunun da önemli rolü oldu.

Sencer’in Horasan melikliği devrinde Gazneliler mağlup edilerek Selçuklular’a tâbi bir devlet haline getirildi.

SULTAN SENCER DÖNEMİ

Sultan Muhammed Tapar’ın ölümünden 18 Nisan 1118’de sonra 14 yaşındaki oğlu Mahmud, Büyük Selçuklu sultanı ilân edildi; Abbâsî Halifesi Müstazhir-Billâh saltanatını onaylayıp Bağdat’ta onun adına hutbe okuttu. Ancak Sencer de 14 Haziran 1118’de hükümdarlığını ilân ederek yeğeni Mahmud’u bertaraf etmek için seferber oldu. Amcasının yola çıktığını haber alan Mahmud ona kıymetli hediyeler gönderip yıllık 20.000 dinar vergi ödemeyi teklif ettiyse de Sencer bunu kabul etmedi. Sencer’in kararlılığını gören Mahmud Rey’e gidip savaş hazırlıklarına başladı. Sâve civarında yapılan savaşta 10 Eylül 1119’da Mahmud yenilip İsfahan’a çekildi. Bu olayın ardından Halife Müsterşid-Billâh, Bağdat’ta Sultan Sencer adına hutbe okutmaya başladı. Mahmud’un veziri Kemâlülmülk (Kemâleddin) es-Sümeyremî ve kumandanları Sencer’den Mahmud’un bağışlanmasını istediler, Sencer de yeğenini bağışladı. Daha sonra onu Irak Selçuklu sultanı ve kendisinin veliahdı ilân edip kızıyla evlendirdi. Mahmud, Sencer’in önce Mâhmelek Hatun adlı kızıyla, onun ölümü üzerine diğer kızı Gevher Neseb Hatun ile evlendi. Kasım 1119’da yapılan anlaşmaya göre Sencer “es-sultânü’l-a‘zam” ve “sultânü’s-selâtîn”, Mahmud “es-sultânü’l-muazzam” ve “seyyidü’s-selâtîn” unvanlarını kullanacaktı. Sencer, Muhammed Tapar’ın doğrudan yönettiği toprakların bir kısmını yeğenine bıraktı; Rey, Mâzenderan ve Kūmis bölgelerini kendi topraklarına kattı.

Sultan Sencer, hânedan mensupları arasındaki mücadeleler yüzünden zaman zaman Irak Selçukluları’nın iç işlerine ve Abbâsî halifeleriyle olan ilişkilerine müdahale etmek zorunda kaldı.

Sencer, Mahmud’un ölümünden sonra kardeşlerinden Tuğrul’u Irak Selçuklu sultanlığına getirdi ve ülkede onun adına hutbe okuttu. Onun da ölümünden sonra Mesud’un Irak Selçuklu tahtına çıkmasını onayladı.

Sultan Sencer bu yıllarda Kâşgar’dan Yemen, Mekke, Tâif, Mekran’a; Uman ve Azerbaycan’dan Anadolu’ya kadar çok geniş bir coğrafyaya hükmediyordu. Onun Büyük Selçuklu sultanı olmasıyla devletin idarî merkezi Irâk-ı Acem’den Horasan’a nakledildi, böylece Selçuklu tarihinde ikinci imparatorluk devri başladı.

SENCER DEVRİNDE SELÇUKLU-ABBÂSÎ MÜNASEBETLERİ

Selçuklular’la Abbâsî halifeleri arasında akrabalık kurma gayretleri bu dönemde de devam etti. 1124 yılında Halife Müsterşid-Billâh, Sencer’in kızıyla evlendi. Sultan Mahmûd b. Muhammed Tapar’ın ölümünün ardından yerine geçen oğlu Dâvud, Halife Müsterşid’den kendi adına hutbe okutmasını istedi. Halife hutbe konusunda kararın Sultan Sencer’e ait olduğunu bildirdi. Daha sonra Melik Mesud’un aynı mahiyetteki teklifini de reddetti ve Sencer’e haber gönderip başkasının hutbe okutmasına izin vermemesini istedi. Sultan Sencer, Sultan Mes‘ûd b. Muhammed Tapar’ın halife ile ittifak yapması üzerine halifeye bir mektup yollayarak onu bu ittifaktan vazgeçirmeye çalıştı. Ancak halife, Sencer ile her türlü ilişkiyi kesti.

Halife, Mesud, Selçuk Şah ve Karaca Sâkî’den oluşan müttefikler Sencer ile savaşa hazırlanırken Sencer, İmâdüddin Zengî ve Dübeys’i eski görevlerine ve iktâlarına iade ederek kendi tarafına çekti. İmâdüddin Zengî ile hilâfet ordusu Hısnülberâmike’de karşılaştı. Halife bizzat savaştığı bu muharebede Zengî’yi ve Dübeys’i bozguna uğrattı. Sultan Sencer’in, Tuğrul’u Irak Selçuklu sultanı ilân etmesine rağmen Halife Müsterşid-Billâh, Mesud’u sultan olarak tanıyıp adına hutbe okuttu. Sencer halifenin siyasî faaliyetlerinden duyduğu rahatsızlığı bir mektupla vezirine bildirdi. Sencer mektubunda halifeye saygı gösterdiğini, ancak halifenin yanlış bir yola girdiğini, hânedan mensuplarını ve bazı kumandanları yanına çekerek kendisine karşı savaş hazırlığı yaptığını söyledi ve bu hareketlerinden vazgeçmesini istedi. Halife de sultanın vezirine gönderdiği mektupta aralarının bozulmasını istemediğini bildirdi.

Halife Tuğrul’a gücenerek kendi hizmetine giren bazı kumandanların Tuğrul ile tekrar anlaşması ve bir kısmının Sultan Mesud’a sığınması üzerine bunların kendisine iadesini istedi. Mesud bu talebi geri çevirince halifeyle arası açıldı. Sultan Mesud, Halife Müsterşid-Billâh’ı bozguna uğratıp esir aldıktan sonra Hemedan’a döndü. Sultan Sencer’e bir mektup yollayarak halife hakkındaki emirlerini beklediğini bildirdi. Sencer cevabında halifenin huzuruna gidip af dilemesini ve onu hemen yerine iade etmesini istedi. Halife Bağdat’a dönmek üzere hazırlıklarını tamamladığı sırada Bâtınîler tarafından öldürüldü. Müsterşid-Billâh’ın halefi Râşid-Billâh, Bağdat’ta Sultan Sencer ve Mesud adına okunmakta olan hutbeye son verip Melik Dâvud adına hutbe okutunca Mesud Bağdat’a girdi ve ulemânın fetvasıyla Râşid-Billâh halifelik makamından azledildi. Sultan Sencer, Muktefî-Liemrillâh halife olunca Sultan Mesud’a bir elçi gönderip kendi adına yeni halifeye biat etmesini istedi. Halife Muktefî, Muhammed Tapar’ın kızı Fâtıma Hatun ile evlenerek iki hânedan arasındaki ilişkileri geliştirmek için çalıştı. Sultan Mesud da halifenin kızı Seyyide ile nikâhlandı ancak bu evlilik sultanın ölümü yüzünden gerçekleşmedi.

Sultan Sencer ölünce Bağdat’ta Selçuklular adına okunmakta olan hutbeye son verildi.

SELÇUKLU-GAZNELİ MÜNASEBETLERİ

Horasan meliki iken Gazneliler’in Selçuklular’a tâbi devlet haline gelmesini sağlayan Sencer, 18 yıl sonra Gazneli Hükümdarı Behram Şah’ın bağımsız hareket etmeye kalkışması, halkın mallarını müsadere etmesi ve yıllık 250 bin dinar haracı ödememesi üzerine sefere çıktı. Kış yüzünden büyük sıkıntılarla karşılaşmasına rağmen Gazne yakınlarına kadar geldi. Behram Şah elçiler gönderip af diledi. Sultan da huzuruna gelerek itaat arzettiği takdirde onu affedeceğini söyledi. Behram Şah’ın kumandanlarından Cevher iki hükümdar arasında elçilik yapıp görüşmelerini sağlamaya çalıştıysa da Behram Şah son anda korkarak geri döndü. Sencer hiçbir mukavemetle karşılaşmadan Gazne’ye girdi. Behram Şah’a bir mektup yazarak hakkında kötülük düşünmediğini teyit etti. Behram Şah’ın affedilmesini istemesi üzerine Sencer ülkesini ona iade etti ve Horasan’a döndü.

SELÇUKLU-KARAHANLI MÜNASEBETLERİ

 Sencer’in meliklik döneminde Büyük Selçuklular’a tâbi hale getirdiği Batı Karahanlı hükümdarı ve kayınpederi Arslan Han son yıllarında felç olmuş, ülke yönetimini oğlu ve nâibi 2. Nasr Han’a bırakmıştı. Bu dönemde Ali evlâdından bir fakih Semerkant şehrinin reisiyle iş birliği yaparak Karahanlılar’a karşı bir isyan hareketi başlattı ve Nasr Han öldürüldü. Müttefiklerin Karahanlı hânedanına son vermesinden endişe eden Arslan Han, Sultan Sencer’den yardım istedi. Ancak bir süre sonra diğer oğlu 2. Ahmed’in isyancı fakihi öldürdüğünü ve şehrin reisini yakalayıp hapsettiğini bildirip Sencer’den geri dönmesini istedi. Sencer bu gelişme üzerine bir süre bekledi.

Av sırasında karşılaştığı silâhlı kişilerden şüphelenip onları sorguya çekince bunlar kendisine suikast düzenlemek üzere Arslan Han tarafından gönderildiklerini itiraf ettiler. Sencer Semerkant’a yürüyüp şehri ele geçirdi. Bir kaleye sığınmış olan Arslan Han af diledi.

KATVÂN SAVAŞI

Yehlü Taşi (Gürhan) kumandasındaki Karahıtay ordusunun Sultan Sencer tarafından tayin edilen Batı Karahanlı Hükümdarı Mahmûd b. Muhammed’i Hucend yakınlarında mağlûp etmesi Mâverâünnehir halkını büyük endişeye sevketti. Bu sırada Karahanlılar’la onlara tâbi Karluklar arasında anlaşmazlık çıktı ve Karahanlı Hakanı Mahmûd b. Muhammed, Sultan Sencer’den yardım istedi. Karluklar da Gürhan’a başvurdu.

Gürhan, Sencer’e mektup yazarak Karluklar için af diledi ancak Sencer onun isteğini geri çevirdiği gibi kendisini tehdit etti. Bunun üzerine Gürhan 100 bin kişilik orduyla yola çıktı. Semerkant civarındaki Katvân sahrasında 9 Eylül 1141’de meydana gelen savaşta Selçuklu ordusu ağır bir yenilgiye uğradı. 30 bin kayıp veren Sencer 300 süvariyle Tirmiz’e kaçarken eşi Terken Hatun ve önde gelen emîrleri esir düştü. Mahmûd Han ülkeyi terketti.

Katvân yenilgisi Büyük Selçuklular’ın yıkılışına zemin hazırladığı gibi İslâm dünyasının siyasî, içtimaî ve iktisadî buhranlara sürüklenmesine de yol açtı. Sultan Sencer, bu mağlûbiyetten sonra kendisini toparlama imkânı bulamadan Hârizmşah Atsız’ın istilâ harekâtıyla karşılaştı.

SELÇUKLU-HÂRİZMŞAHLAR MÜNASEBETİ

Hârizmşahlar 1135 yılına kadar Sultan Sencer’e bağlı kaldılar ve onun emrinde seferlere katıldılar. Bizzat Hârizmşah Atsız b. Muhammed, 1130’da Sultan Sencer’in emrinde Mâverâünnehir’e ve 1132’de Irak Selçuklu Sultanı Mesud’a karşı düzenlenen seferlerde büyük yararlıklar gösterdi. Ancak Sencer, 1135’te Gazneli Behram Şah’a karşı düzenlediği sefer sırasında Atsız’ın kendisine karşı bir komplo hazırlığı içinde olduğuna dair haberler yüzünden ona duyduğu güveni kaybetti. Atsız’ın Cend ve Mangışlak’a kadar yayılan arazide kendi başına akınlar düzenlemesi ve bağımsız hareket etmeye kalkışması Sultan Sencer’i tedbir almaya sevketti. Atsız’ı cezalandırmak için Hârizm üzerine yürüyen Sultan Sencer, Hârizmşahlar’ı bozguna uğrattı. Atsız 10 bine yakın kayıp vererek kaçtı. Esirler arasında bulunan oğlu Atlığ, Sencer’in emriyle öldürüldü.

Sencer, Melik Gıyâseddin Süleyman Şah b. Muhammed Tapar’ı Hârizm’in idaresine memur etti. Ancak Atsız, Sencer Merv’e döner dönmez onu Hârizm’den uzaklaştırdı, 1140 yılında Buhara’ya hücum edip şehrin valisi Zengî b. Ali’yi idam ettirdi. Bir süre sonra Sencer’den af diledi ve kendisine tâbi olacağına dair yemin etti. Ancak Katvân yenilgisinden cesaret alarak 1141 Ekim başlarında Horasan’a yürüyen Atsız, Serahs yoluyla başşehir Merv’e hareket etti. Merv’i ele geçirip birçok kişiyi öldürttü. 1142 ilkbaharında Nîşâbur’a girdi ve burada kendi adına hutbe okuttu. Beş hafta sonra Nîşâbur’da hutbe tekrar Selçuklular adına okunmaya başlandı. Atsız, Hârizm’e dönünce Horasan’ı yeniden hâkimiyeti altına alan Sultan Sencer 1143 Temmuzunda ikinci defa Hârizm seferine çıkıp Gürgenç’e kadar geldi. Atsız kıymetli hediyeler gönderip af diledi. Sultan Sencer, Horasan’da ele geçirdiği malları iade etmesi ve kendisine tâbi olması şartıyla onu bağışladı.

Sencer’in Merv’e dönmesinin ardından Atsız tekrar Selçuklular aleyhinde faaliyetlere başladı. Sencer’in Atsız’a gönderdiği elçi Edîb Sâbir, Atsız’ın kendisini öldürmek üzere iki İsmâilî fedaisiyle anlaştığını Sencer’e bildirdi. Bu iki kişi Merv’de yakalanıp öldürüldü. Atsız da Edîb Sâbir’i Ceyhun nehrinde boğdurttu. Bunun üzerine Sencer 1147’de üçüncü Hârizm seferine çıktı. Hezâresb Kalesi’ni iki ay kuşattıktan sonra zaptetti ve Gürgenç’e ilerledi. Atsız yine af dileyince Sencer onu affett.

SELÇUKLU-GURLU MÜNASEBETLERİ

Sencer’in Katvân’da uğradığı yenilginin ardından Gurlular Sulçuklu’ya baş kaldırdı. Gurlu Hükümdarı Seyfeddin Sûrî, Gazne’yi ele geçirip sultanlığını ilân etti. Tâbi olduğu Sultan Sencer’in himayesinde Hindistan’dan Gazne’ye dönen Behram Şah, Seyfeddin Sûrî’yi mağlûp ederek esir aldı ve bir süre sonra idam ettirdi. Gurlu Hükümdarı Alâeddin Hüseyin öldürülen kardeşlerinin intikamını almak üzere Gazne’ye girip yedi gün boyunca her tarafı yakıp yıktı. Bundan dolayı “Cihansûz” lakabıyla anılan Alâeddin vergilerini ödemeyip bağımsızlığını ilân edince Sultan Sencer, Gurlular’a karşı sefere çıktı. İki ordu birbirine yaklaşınca Gurlu kuvvetleri arasında yer alan Oğuz ve Halaçlar’a mensup Türk askerleri Sencer’in safına geçti. 1152 yılında Gurlular mağlûp oldu ve ağır kayıplar verdi. Esir alınan Sultan Alâeddin affedildi ve Selçuklular’a tâbi olarak hüküm sürmek için Gur topraklarına gönderildi. Sultan Sencer, Katvân yenilgisinden sonra kazandığı bu zaferle yeniden eski itibarına kavuştu.

Öte yandan diğer Selçuklu sultanları gibi Sencer de Bâtınîler’le mücadele etti. Sencer’in vezirleri Fahrülmülk ve Muînüddîn-i Kâşî’nin Bâtınîler tarafından öldürülmesi üzerine Alamut’a düzenlenen seferlerde 10 binden fazla Bâtınî öldürüldü.

OĞUZ İSYANI VE SENCER’İN ESİR DÜŞMESİ

Selçuklular’ın Belh valisi İmâdüddin Kamaç’ın Oğuzlar’dan vergi toplamak için gönderdiği tahsildarın öldürülmesi Selçuklu Devleti ile Oğuzlar arasındaki ilişkilerin bozulmasına sebep oldu. Belh valiliğine ilâveten kendisini Oğuzlar’a şahne tayin ettiren Emîr Kamaç, Belh’e döndükten sonra Oğuzlar’dan öldürülen tahsildarın diyetini istedi ancak Oğuzlar bu isteği reddettiler. Oğuzlar’ı cezalandırmak için sefere çıkan Kamaç ve oğlu Ebûbekir hayatını kaybetti. Sencer’in bizzat sefere çıkması üzerine Oğuzlar af dilediler ve öldürülenlerin diyetini vereceklerini bildirdiler. Ancak Kamaç’ın torunu Müeyyed Ay-aba onların affedilmesine karşı çıktı ve sultanı savaşmaya ikna etti.

Nisan 1153’te meydana gelen savaşta Sultan Sencer mağlûp oldu ve esir düştü. Sencer, Oğuzlar’ın elinde üç yıl esir kaldıktan sonra Müeyyed Ay-aba tarafından kurtarıldı.

SULTAN SENCER’İN VEFATI

Sultan Sencer, Büyük Selçuklu Devleti’ni yeniden toparlamaya çalıştıysa da kumandanlar arasındaki nüfuz mücadelesi yüzünden başarılı olamadı. Sultan Sencer 26 Nisan veya 6 Mayıs 1157’de vefat etti ve Merv’de yaptırdığı Dârülâhire denilen muhteşem türbeye defnedildi. Onun ölümüyle Büyük Selçuklu Devleti tarih sahnesinden çekilmiş oldu.

Kaynak: DİA’dan derlenmiştir.

SULTAN MELİKŞAH KİMDİR?

Sultan Melikşah Kimdir?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.