Sultan Mahmud ve Eyaz Hikayesi

Sultan Mahmud 'Yağmadır!' dediğinde herkes servete koştu. Sadece bir kişi yerinden kıpırdamadı: Eyaz. İşte rızkın peşinde koşarken Rezzâk'ı unutmayanların ibretlik hikayesi...

Şeyh Sâdî Hazretleri naklediyor:

SULTAN MAHMUD VE EYAZ: GERÇEK DOST KİM?

İşittiğime göre bir deve, dar bir geçitten geçerken yere yıkılmış. Yüklendiği sandık düşüp kırılmış. Meğerse sandıkta kıymetli inciler varmış. İnciler dökülüp ortalığa saçılmış.

Sultan Mahmud:

“‒Yağmadır! Alan alsın!” demiş ve atını sürerek oradan geçip gitmiş.

Padişahın, “yağmadır” sözü üzerine maiyyetindekiler hükümdarlarını bırakarak incileri yağmaya koyulmuşlar. Padişahın yanında yalnız Eyaz adlı köle kalmış.

Sultan Mahmud, yanında Eyaz’ı görünce ona:

“‒Ey gönülden sevdiğim sâdık dost; o yağmadan ne getirdin?” diye sormuş.

Eyaz demiş ki:

“‒Hiçbir şey. Çünkü ben onlara katılmadım. Ben sizin arkanızdan geliyordum. O nîmet, beni size hizmetten alıkoymadı.”

Hisse:

Hak dostlarının en büyük arzusu, Hakkʼa yakınlıktır. Bunun için Hakʼtan gelen nîmetlerin dahî gönlü perdelemesinden endişe ederler. Rızka takılıp Rezzâkʼı unutmayı, nîmetle oyalanıp nîmeti bahşedenden gâfil kalmayı, kulluk edebine mugâyir görürler.

Rivâyete göre Medîne’de kıtlık yaşanan bir dönemde Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem Cuma hutbesi îrâd ederken, oradan yiyecek yüklü bir kervan geçiyordu. Kervanın geldiğini haber veren ve bir sevinç gösterisi olarak çalınan davul sesini işitenler, hemen kervana koştular. Efendimiz’in yanında çok az sahâbî kaldı.

Rûhuʼl-Beyân tefsirinde,[1] bu hâdise üzerine Rasûlullah Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemʼin şöyle buyurduğu naklediliyor:

“Muhammedʼin canı kudret elinde olan Allâhʼa yemin ederim ki şayet hiç kimse kalmamak üzere hepsi çıkıp gitmiş olsalardı, Allah bu vâdiyi üzerlerine ateşle tutuştururdu.” (İbn-i Kesîr, IV, 367)

Yine bu hâdise üzerine, fânî menfaatler için ebedî bir kazancı kaçırmanın ne vahim bir hatâ olduğunu beyan sadedinde Cenâb-ı Hak, ashâb-ı kirâmı ve onların şahsında kıyâmete kadar gelecek ehl-i îmânı şöyle îkaz buyurdu:

“Onlar bir ticaret ve eğlence gördükleri zaman, hemen dağılıp ona giderler ve Sen’i ayakta bırakırlar. De ki: Allâh’ın katında bulunan, eğlenceden ve ticaretten daha hayırlıdır. Allah, rızık verenlerin en hayırlısıdır.” (el-Cum’a, 11)

Nice insan, bazen bir rızık endişesi, bazen makam-mevkî meşgalesi, kimi zaman da servet, şehvet ve şöhret gibi nefsânî arzulara esir olarak, bu dünyaya gönderiliş gâyesi olan kulluk vazifelerini ihmal etmektedir. Hâlbuki fânî menfaatler uğruna namazdan, zikirden ve sâir kulluk vazifelerinden uzak düşmek, büyük bir hüsran sebebidir.

Rabbimiz, hangi şartlar altında olursa olsun kulluğunu unutmayan sâlih ve sâdık müʼminleri şöyle medhediyor:

“Onlar, ne ticaret ne de alışverişin kendilerini Allâhʼı anmaktan, namaz kılmaktan ve zekât vermekten alıkoyamadığı insanlardır. Onlar, kalplerin ve gözlerin allak bullak olduğu bir günden korkarlar.” (en-Nûr, 37)

Dipnot:

[1] Bursevî, Rûhuʼl-Beyân, c. 21, sf. 365-366, Erkam Yayınları, İstanbul 2015.

Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Kıssaların Diliyle Mü'minin Gönül Ufku, Erkam Yayınları

İslam ve İhsan

HAK DOSTLARI: GÖNÜLLERDE SİLİNMEZ İZ BIRAKAN VELÎLER

Hak Dostları: Gönüllerde Silinmez İz Bırakan Velîler

SULTAN YAHYA, HAK DOSTUYLA GERÇEK HAZİNEYİ NASIL BULDU?

Sultan Yahya, Hak Dostuyla Gerçek Hazineyi Nasıl Buldu?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.