Süleyman İbni Surad (r.a.) Kimdir?

Süleyman İbni Surad (r.a.) uzun ömürlü, ibadete düşkün, kahraman bir sahabi!..

Huzaa kabilesine mensuptur. Bu kabilenin Yemen’den sonra ikinci vatanı olan Merrüz­zahrân’da dünyaya geldi. Süleyman İbni Surad el-Huzâî radıyallahu anh’ın İslâm öncesi dönemde adı Yesâr idi. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz müslüman olunca bu adı Süleyman olarak değiştirdi. Kaynaklarda onun hayatı hakkında maalesef fazla bir bilgi bulunmamaktadır. Ancak onun Medine’ye hicret edenler arasında yer aldığı ve hadis rivayetleri olduğu bildirilmektedir.

Süleyman İbni Surad radıyallahu anh şecaatli olduğu kadar, muhabbet ve merhamet dolu, rakik bir gönle sahipti. Kavmi arasında sevilen, hürmet edilen, saygın bir kişiliği vardı.

O, Kûfe şehri kurulduktan sonra oraya ilk yerleşenlerden oldu. Sıffin’de Hazreti Ali radıyallahu anh’ın yanında yer aldı. Cemel Vak’ası’na katılmadı. Bu sebepten Hazreti Ali radıyallahu anh’ın sitemine maruz kaldı.

FİTNENİN GÖNLE VERDİĞİ SIKINTI

Süleyman ibni Surad radıyallahu anh ashab arasındaki bu talihsiz, acı olaylardan hep rahatsız oldu. Hayatının sonuna kadar bu acı olayların tesirinden kurtulamadı. Bu derin fitnenin gönlüne verdiği sıkıntı ve rahatsızlığı ömrünün sonuna kadar tekrar edip şöyle dile getirdi: “Keşke yirmi sene önce ölseydim de bunları görmeseydim” dedi. Zaman zaman da göz yaşlarını tutamadı. (İbn Ebî Şeybe, Musannef, VII, 546/37835)

Süleyman ibni Surad radıyallahu anh, Hazreti Ali radıyallahu anh’in şehit edilmesinden (40/661) sonra oğlu Hazreti Hasan’a biat etti. Onun hilâfeti Muâviye ibni Ebû Süfyân’a devretmesinin ardından Muâviye’ye biat etmediği gibi hilâfetten feragat kararından vazgeçmesi için Hazreti Hasan’ın yanına giden heyete sözcülük etti.

ÖFKEDEN KURTULMAK İÇİN OKUNACAK DUÂ

O, on kadar hadis rivâyet etmiştir. Onlardan bir tanesi “Riyazüssalihin” de şöyle geçmektedir:

Süleyman ibni Surad radıyallâhu anh şöyle anlatır:

“Birgün Nebî sallâllâhu aleyhi ve sellem’in yanında oturuyordum. İki kişi birbirine hakâret ettiler. Bunlardan birinin yüzü öfkeden kıpkırmızı oldu. Boyun damarları şişti ve dışarı fırladı. Bunu gören Rasûlullah sallâllâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

«–Ben bir söz biliyorum, eğer bu kişi onu söylerse, üzerindeki bu kızgınlık hâli geçer. Eğer o:

“İlâhî rahmetten kovulmuş şeytandan Allâh’a sığınırım.” derse, üzerindeki bu hâl kaybolur.»

Oradakiler Allah Rasûlü’nün bu tavsiyesini ona ilettiler.” (Buhârî, Bed’ü’l-Halk 11, Edeb 44, 76; Müslim, Birr 109; Ebû Dâvûd, Edeb 3)

Bu hadîs-i şerîf’in açıklamasında şu hususlara dikkat çekilmektedir: Öfkesinden kan beynine sıçramış, hiddetinden kıpkırmızı kesilmiş, boyun ve şakaklarındaki damarları şişmiş bir kişinin o sırada herhangi bir hata işlemeden sakinleşmesi için “eûzü besmele” çekmesi tavsiye edilmektedir.

“Efendimiz’in bu tavsiyesi, “Şeytan seni dürtükleyecek olursa Allah’a sığın. Doğrusu o, işitendir, bilendir. (Fussılet sûresi 41/36) âyetindeki ilâhi öğüdün teyid ve te’kididir.

Süleyman İbni Surad radıyallahu anh’in rivayet ettiği bir hadis daha var ki, günümüz hadiselerine ne güzel ışık tutmaktadır.

İki Cihan Güneşi Efendimiz, Hendek Harbi sonunda apar-topar kaçan müşrik ordusunun arkasından ümmeti sevindirecek bir haber vermişti. Artık bundan sonra düşmana karşı hücum etme, harekete geçme önceliğinin müslümanlarda olacağını müjdelemişti.

İşte bu günümüz hadislerine ışık tutan hadisi Süleyman İbni Surad radıyallahu anh rivayet etmiştir. Şöyle ki:

Süleyman ibni Surad radıyal­lâhu anh Hendek günü müşrikler dağılıp kaçarken Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’den işittim. Şöyle buyurdu:

“-Bundan böyle biz müşriklere hücum edeceğiz, onlar bize değil!... Sıra bizde..” (Buhârî, Meğazî 29) buyurdu.

Hendek Gazvesi Kur’an-ı Kerim’de şöyle anlatılmaktaydı:

Cenâb-ı Hak, îmân edenlere nusretini göndermişti. Âyet-i kerîmelerde şöyle buyrulmuştu:

“Ey îmân edenler! Allâh’ın üzerinizdeki nîmetini hatırlayın; hani size ordular saldırmıştı da, Biz onlara karşı bir rüzgâr ve sizin görmediğiniz ordular göndermiştik. Allâh ne yap­tığınızı çok iyi görmekteydi.” (Ahzâb, 9)

“Allâh, o inkâr edenleri hiçbir fayda elde edemeden öfke ve kinleri ile geri çevirdi. Savaşta Allâh(ın yardımı) mü’minlere kâfî geldi. Allâh güçlüdür, mutlak gâliptir.” (Ahzâb, 25) buyrulmaktaydı.

Perişan bir şekilde kaçan müşrikler, arkalarında birçok binek, savaş malzemeleri, erzak ve eşyâ bırakmışlardı. Bunlar sâyesinde Medîne’deki kıtlık da ortadan kalkmış oldu. Allâh Rasûlü sallâllâhu aleyhi ve sellem bu ilâhî lutuf ve büyük zaferden sonra ashâbına:

“–Artık nöbet sizindir! Bundan sonra Kureyş sizin üzerinize gelemez!” buyurdu. (Buhârî, Meğâzî, 29)

Böylece artık müdâfaa değil, hücûma da geçebileceklerini ifâde etmiş oluyorlardı. Çünkü müşriklerin hem gururları, hem de saldırı güçleri tamâmen kırılmıştı. Artık bütün mü’min gönüllerde Allâh Rasûlü’nün bu hakîkati ifâde eden sözleri terennüm ediliyordu:

“Bundan böyle, biz onların üstüne yürüyeceğiz!”

Süleyman ibni Surad radıyallahu anh, Ubeydullah ibni Ziyâd kumandasındaki Emevî kuvvetleriyle yapılan Aynü’l-verde Savaşı’nda 93 yaşında iken 65 hicri yılda şehit düştü.

Allah ondan razı olsun.

Rabbimiz cümlemize huzur ve sekinet versin. Süleyman ibni Surad radıyallahu anh’ın gayret ve kahramanlığından hisseler almayı nasip eylesin. Şefaatlerine nail eylesin. Amin.

Kaynak: Mustafa Eriş, Altınoluk Dergisi, Sayı: 370, Aralık 2016

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.